Vasatlık salgınının aşısını bulabilecek miyiz?

Rüştü BOZKURT
Rüştü BOZKURT BUZDAĞININ DİBİ rustu.bozkurt@dunya.com

COVID-19 salgını bütün insanlığı ciddi biçimde kaygılandırdı; kaygılar endişeye, giderek korkuya dönüştü. Hastalığın ağır seyri, iletişimin sınır tanımayan erişilebilirlik gücüyle hepimizi etkiledi; insanlığın yarattığı uygarlık birikimlerinin hep birlikte harekete geçmesiyle, tarihte ilk kez bir yıllık bir zaman aralığında onlarca aşı geliştirildi. Geliştirilen aşılar art arda uygulamaya konuyor. Hep birlikte insan aklının salgını yenmesine tanıklık edeceğimiz günleri umutla bekliyoruz.

COVID-19 salgınının somut etkileri, ortak aklı harekete geçirdi ama COVID-19’dan daha ölümcül ve daha yıkıcı olan “vasatlık salgınını” gerektiği kadar tartışmıyor ve sorgulamıyoruz.

► Vasatlık, okumadan âlim, gezmeden seyyah olduğuna kendini inandırmaktır.

►Vasatlık, ahlâkın emek istediğini görmezden gelerek, ayrıntı bilgisi olmaksızın yargıya varmaktır.

►Vasatlık, bir inanca, ideolojiye, yerleşik doğruya, kalıp düşünceye ve ezbere aklımızı emanet etmektir.

►Vasatlık, sorgulamadan alkış tutmak; inancımızın kutsal kitabında, “Hakkında bilgin olmayan şeyin arkasından gitme” hükmünü görmezden gelmektir.

►Vasatlık, kendimiz için olamama, başkaları için değer katamama, harekete geçerek sorunlarla yüzleşmeyi göze alamama korkaklığıdır.

Herkese sormak isterim

Başta kendime ve erişebildiğim herkese sormak istiyorum:

►Vasatlığın yol açtığı eşitsizlik, kaynak kullanma verimindeki düşüklük, yönetişim niteliğindeki zayıflık COVID-19 salgınından daha önemsiz mi?

►Vasatlığın yarattığı benmerkezci tutumların ve sadece kendi kısa dönemli çıkarlarına odaklanmanın yarattığı Irak’tan Libya’ya, Filistin’den Afrika derinliklerine, Uzakdoğu’dan Güney Amerika ülkelerine “lokal savaş kışkırtıcılığının” neden olduğu ölümler, sürgünler ve eziyetler insanlık için COVID-19 kadar yıkıcı değil mi?

►Vasatlık bencilliğinin depolarda çürüttüğü tonlarca gıda maddesi varken, değişik ülkelerde açlık sınırlarının altında yaşayan binlerce insanın yaşaması, açlıktan ölmelerine ilgisiz kalınması bir insanlık suçu olmuyor mu?

İster mitolojik bilinç düzeyinde olalım, ister teolojik bilinç davranışlarımıza yön versin, dilerseniz ideolojik bilincin kolaycı ve kestirme çözümler üretmesinin cazibesine kendimizi kaptırmış olalım, bir an durup “yaşamın anlamı” üzerine düşünmeliyiz.

Sistemler yaşamı kolaylaştırmalı

Düşünce sistemleri, inanç sistemleri; bilim, teknoloji ve eğitim sistemleri, ticaret sistemleri, finans sistemleri; sosyal, siyasi ve kültürel sistemler, hukuk sistemleri ve yönetişim sistemleri özünde maddi ve kültürel zenginlik üretme, zenginlikleri adil paylaştırma ve yurttaşların güvenli bir yaşam sürdürmelerini sağlama için vardır...

Vasatlık bir salgına dönüşmüşse, sistemler gelir eşitsizliği yaratıyorsa, kaynakların kullanımında verimsizlik artıyorsa, kaliteli yönetişim yapmanın bilinen en az zararlı yolu demokrasi zaafa uğruyorsa, hep birlikte vasatlık salgınının aşısını bulmak zorundayız.

Ahlâk, karşılaştığımız olay ve olguların ayrıntısını bilmeyi, kendi hakkımızın sınırlarını çizmeyi, insanlık adına kendimize fren koyabilmeyi gerektirir. Ahlâk emek ister. Ahlâk, hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığın düşünce ve eylemlerin peşinden gitmemektir. Ahlâk, kulaktan dolma, doğruluğu kanıtlanmamış duyumların peşinden sürüklenmeden, başkalarının ağzına bakarak değil, kendi irademizle öğrendiklerimizin peşinden gitmedir. Değerleri çürüten mikrop olan vasatlığın sığ ve yarım bilgilerinin peşinde sürüklenmenin karşısına dikilmektir ahlâklı olmak.

Çağın gereklerini yapmalıyız

Ahlâklı olmak, çağın gereklerini yerine getirerek, bireyin, toplulukların ve toplumun hak ve çıkarlarını korumaktır.

Çağımızın çok belirgin özelliklerinden biri, teknolojik gelişmelerin, insanın performansını artırması yanında, insanın yerini almasıdır. Çağımızın bir “uzmanlık çağı” olduğunu, uzmanlık eğiliminin bilgi-temelli üretim örgütlenmesinin sonucu güçlendiğini, M.L. Cummings’ın anlatımıyla, “Belirsizliğin en yüksek olduğu alanlarda tipik olarak karşılaşılan en ileri bilişsel mantık yürütebilmeyi” gerektirdiğini akıldan çıkarmamalıyız.

Cummings’ın, “Uzman davranışları, muhakeme odaklı davranışın en üst katmanında yer alır; bilgi-temelli muhakeme üzerine inşa edilir. Uzmanlık, muhakeme ve sezginin yanı sıra zamanla yarışan bir ortamda hızlı durum değerlendirilmesi ihtiyacı olunca koz oluşturur” anlatım, vasatlığı aşmak için uzmanlık gerektiğini net olarak anlatır.

Gelecek yılların önemli sorunu, bilgi ve uzmanlık çağının gereklerini yerine getirmek, toplumu vasatlık tuzaklarından uzaklaştıracak bir aşı bulma çabası olmalıdır. Vasatlığın kendimizi, ait olduğumuz topluluk ve toplumumu içten kemiren mikroplarının yayılmasına izin vermemeliyiz.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar