Vergisini ödemeyenler ile ödeyemeyenler ayırt edilebilir mi?
Zor iş:
Bir tarafta vergi ve prim borçlarını, “hangi koşulda olursa olsun”, inatla ödemeyenlerin af talebi…
Diğer tarafta “borcunu ödeme isteğine sahipken”, vergi ve prim borçlarını ödeyemeyenlerin talepleri…
***
Tam tersi tarafta:
Vergi ve primlerini tam ve zamanında ödeyen, sorumlu mükelleflerin, “ödediğim vergi ile ne yapılıyor?” sorgusu ve ödül talepleri…
***
Dün değindim:
Amme alacaklarının teciline ilişkin süre 36 aydan 72 aya yükseldi…
250 bin lira olan teminatsız borç limiti ise 1 milyon liraya yükseltildi…
Yani;
1 milyon liraya kadar olan borçlar, teminat alınmaksızın tecil edilebilecek…
Bir milyon lirayı aşan borçlar için mi?
1 milyon lirayı aşan kısmın yarısı oranında teminat ile,tecilden faydalanılabilecek…
***
Dahası…
Bir mükellefin 2 veya 3 (…) vergi dairesine ayrı ayrı 999’ar bin lira vergi ve prim borcu varsa teminat göstermeden, tüm borçlarını tecil edebilecek…
***
Yani…
Faiz yükü ağır olsa da, “borcunu ödeme isteğine sahipken”, vergi ve prim borçlarını ödeyemeyenlerin talebi, kısmen karşılanabildi…
VELHASIL
Ekonominin, “sorun doğuran/büyüten” en büyük sorunuydu:
Vergi afları…
***
Bilinçli olarak ödemeyenler, rakiplerini bitirecek kadar “rekabet avantajı” yakalıyordu…
Ve…
“Kendini geliştirmeye/üretmeye adamış” rakibinin, hayallerini; üretme/geliştirme isteğini/kabiliyetini eritiyordu…
Bu nedenle de, dünyada talep gören/görebilecek/görecek ürün geliştirilebilen/üretebilen haksız rekabetle geriliyor, uygun finansal kaynağa da ulaşamıyordu…
***
Ki;
Bu nedenle de doğrudan vergiler artamıyor, toplanan da yetmiyor ve borçlanma büyüyordu…
***
Ve bu nedenlerle: “Borcunu ödeme isteğine sahipken”, vergi/prim borçlarını ödeyemeyen; üretme/geliştirme odaklı mükelleflerin, “düşük faiz” talebi, “son kez” de olsa, yeniden değerlendirilmeli…