“Ya üretim, ya üretim”

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ tandogan2007@gmail.com

Aşure ne hale gelmiş?

Büyük tufan sona ermiş, Nuh’un gemisi Cudi Dağı’nın tepesine oturmuştur. İnsanlar ellerinde kalan malzeme ile şükür yemeği olarak aşure pişirirler. Bu Covid-19 belası dolayısıyla evimize kapandığımız günler sona erdiğinde belki bizler de şükür aşuresi pişireceğiz. Ancak Nuh’un zamanında aşureye konan malzemeler yerli idi. Halbuki, bugün evimizde yapacağımız aşurenin içine koyduğumuz malzeme aşağıdaki ülkelerin birinden ithal edilmiş olabilir.

BUĞDAY: Rusya, Kazakistan, Ukrayna, Litvanya, Letonya, Bulgaristan.
PİRİNÇ: Çin, Arjantin, İtalya, Yunanistan, Hindistan, Ukrayna, ABD, Myanmar.
NOHUT: Arjantin, Meksika, ABD, Rusya, Kanada, Hindistan,
KURU FASULYE: Arjantin, Kanada, Kırgızistan, Mısır, ABD,
ÜZÜM: Şili, İran, Güney Afrika, Peru, Özbekistan,
KAYISI: ABD Rusya, Fransa,
ÇAM FISTIĞI: Pakistan,
CEVİZ: Bulgaristan, Romanya, Moldavya, Ukrayna, İran, Afganistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Hindistan, Çin,
NAR: Rusya, Peru, Şili, İtalya, Kolombiya,
ŞEKER: Rusya.

İthal edilen tarım ürünleri sadece aşure malzemesi ile sınırlı değil. Ali Ekber Yıldırım’ın “Üretme Tüket” kitabından aldığım listeye göre bakın başka neleri ithal eder olmuşuz: Armut, arpa, ayçiçeği, bezelye, çay, çeltik, enginar, elma, havuç, ıspanak, kabak, kavun, karpuz, kereviz, kırmızıbiber, limon, mercimek, mısır, pamuk, patates, portakal, soya, kuru soğan, su ürünleri, balık, sarımsak, yulaf, zeytin ve hatta saman.

Atatürk Orman Çiftliği

Peki, bir zamanlar yiyecek maddesi olarak kendi kendine yeten bir ülke iken nasıl oldu da bu hale, saman bile ithal eden bir ülke haline geldik? Bunun için Atatürk Orman Çiftliği tarihine bakmak yeter.

Yıl 1925… Kurtuluş Savaşı bitmiş; ulus, bağımsızlığını kazanmıştır. Ancak ulusun önünde kazanılması gereken bir de ekonomik savaş vardır. O dönem halkın büyük bölümü köylerde yaşamaktadır ve ilkel koşullarda tarım yapmaktadır. Gazi, “Milletin efendisi köylü”yü aydınlatmayı ve ona örnek olmayı kafasına koymuştur. Yerli-yabancı birçok tarım uzmanını köşküne davet eder ve Ankara’nın yanı başında büyük bir çiftlik kurmak istediğini, bunun için yer aramalarını ister. Uzmanlar endişelenirler. Heyette yer alan bir uzman düşüncelerini şöyle belirtmiş: “Kıraç bir bozkırın ortasında bir orta çağ şehri... Ağaç yok, su yok, hiçbir şey yok. Böyle bir noktada hazırlanmış ve müsait şartlar taşıyan yerler nasıl bulunabilir?” Uzmanlar yine de araştırmalarına devam ederler ve bugünkü çiftlik yerini de incelerler. Burasını, “Tabiatın hiç cömert davranmadığı” bir yer olarak, değerlendirirler. Hatta Tarım Bakanlığı uzmanlarından Schmit, “Bu öyle bir teşebbüstür ki, bu elverişsiz koşullarda ya sabır tükenir ya da para” değerlendirmesinde bulunur.

Tetkikler biter ve sonucu Gazi’ye sunarlar. Gazi, parmağıyla bugünkü çiftliğin olduğu yeri işaret eder ve sorar: “Burayı gezdiniz mi?” Uzmanlar, “Bu yerin çiftlik kurulması için gerekli hiçbir niteliği taşımadığını; bataklık, çorak, fakir bir yerle karşı karşıyla olduklarını” söylerler. Atatürk’ün cevabı şöyle olur: “İşte istediğimiz yer böyle olmalıdır. Ankara’nın kenarında, hem batak, hem çorak, hem de fena yer. Bunu biz ıslah etmezsek, kim gelip, ıslah edecektir?”Gazi, bu arazide çiftliğin kuruluş çalışmalarını başlatır. Kendi parası ile çevredeki alanları da parça parça satın alır. Arazi büyüklüğü, 1937 yılına kadar 56 bin dekara kadar ulaşır.

Atatürk Orman Çiftliği fidan yetiştirme, bahçecilik, bağcılık ve hayvancılık alanlarında çiftçilere örnek ve yol gösterici olur. Çiftlikteki tarım ve hayvancılık faaliyetleri doğrultusunda bünyesinde tarıma dayalı endüstriyel tesisler ve bir hayvanat bahçesi de kurulur. Mustafa Kemal'in Ankara'da bir çiftlik kurma arzusunda, bozkır ortasına kurulmuş olan yeni başkent Ankara’nın halkı için bir doğa güzelliği ve sosyal yaşam alanı yaratma isteği de vardır. Atatürk ölümünden bir yıl önce 1937’de yazdığı vasiyet mektubu ile Çiftliği üstündeki bütün zirai işletmeler, taşınır ve taşınmazlarla birlikte Hazine’ye bağışlayarak emanet eder.

Atatürk Orman Çiftliği tarihi, bu ülkedeki tarım ve hayvancılığın geçirdiği evrelerin bir göstergesidir. Çiftlik, 1950’lere kadar toprak bütünlüğünü nispeten korumayı başardı. Ancak Mimarlar Odası verilerine göre 1950-1983 yılları arasında çıkarılan kanunlarla Çiftlik arazisinin bir kısmı çeşitli resmi kuruluşlara devredildi ya da satıldı. Çiftlikle ilgili her türlü imar planını yapma yetkisi 2006’da Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne verildi. Bu, yeni bir tahribat ve talan sürecinin başlangıcı oldu. Parça parça toplanan Çiftlik arazisi, “parsel parsel” yağmalandı. İçinden otoyol geçirildi, hayvanat bahçesi kapatılarak yerine ucube Ankapark inşa edildi. Bazı bölümlerin sit alanı statüsü kaldırılarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bile yapıldı. Halbuki Atatürk 1937 yılında Çiftlik arazilerini Hazine’ye bağışlarken "Halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler, hilesiz ve nefis (sağlıklı) gıda maddeleri temin eylemek" şartını koymuştu. Aslında Atatürk Orman Çiftliği, tarıma ve hayvancılığa verilen önemin bir simgesi idi. Ama ölümünden sonra bu mirasa da ihanet edildi. Tarım ve hayvancılıkta çağdaşlığı temsil ediyordu, üretim merkezi idi; tüketim merkezi oldu.

Yanlış politikalar

Atatürk Orman Çiftliği’ndeki ihanetin büyük ölçekte olanı tüm ülkede yapıldı. Değerli tarım arazileri imara açıldı. Zeytin, incir ve diğer değerli ürünlerin yetiştiği topraklar termik ve jeo-termal santrallar kurularak kirletildi. Doğa harikası dağlarda altın madenciliğine izin verilerek tarımın su kaynakları zehirlendi. HES’ler ile tarımın su kaynağı dereler kurutuldu. Pazarda fiyat istikrarı sağlamak, çiftçiyi desteklemek için kurulmuş kurumlar yozlaştırıldı, ithalat ofisi gibi çalışır oldular. Yasa gereği Gayri Safi Milli Hasıla’nın en az %1’i çiftçiyi desteklemek için kullanılması gerekirken buna uyulmadı; destekler eksik ve amaçsız yapıldı. Çiftçinin finansman ihtiyacını karşılamak için kurulmuş bir bankanın kaynakları, amacının dışında, hatta siyasal borazan yaratmak için kullanıldı. Bu yanlış politikalar ve uygulamalar yüzünden çiftçi bezdirildi, küstürüldü. Bütün bu bilinçsiz, hedefsiz, stratejisiz tarım politikaları yüzünden samana bile muhtaç kalındı, dışarıdan ithal edildi. Yıllardır savaşın sürdüğü Suriye’den bile zeytinyağı ve patates ithal edildi.

Sonuç

Bütün teknolojik gelişmelere rağmen, dünyada değişmeyen bir gerçek var. Yemeden, içmeden yapamıyoruz. Bu yüzden tarım ve hayvancılık hiç ölmeyecek bir sektördür; stratejik bir sektördür. Bu korona virüsü krizi bitince, dünyada yaşanacak yiyecek kıtlığını görünce bu gerçeği daha iyi anlayacağız.

Ülke coğrafyamız geniş bir ürün çeşitliliğine izin verecek nitelikte zengin. Bunu, farkımızı yaratacak olan “karşılaştırmalı üstünlüğe” (comparative advantage) çevirebiliriz. Yeter ki, elinde ne varsa satıp savıp tüketen aptal mirasyedi ruh halini, “Paramız var ki ithal ediyoruz” hovardalığını terk edelim, üretime dönelim. Yeter ki, tercihlerimizi doğru yapalım, uzun dönemli düşünelim.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Perşembenin gelişi 18 Şubat 2021