Yabancı sermaye mi, yalancı sermaye mi?

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Karınca, yaban arıları ve arılarla birlikte zar kanatlılar takımında yer alan, sosyal yaşam gösteren böceklere verilen ortak ad. Genelde kolonilerde yaşarlar. Büyük koloniler çoğunlukla "işçi" ve "asker" sınıflarını oluşturan kısır dişilerden oluşur ve bazen "süperorganizmalar" olarak tanımlanır. Çünkü karıncalar tek bir vücut hâlinde koloniyi desteklemek için bir arada çalışırlar. Biz karıncaları sürekli çalışırken gördüğümüz için üretken ve faydalı olarak tanımlarız. Sevgili ortağım Nezih Özdenak’tan alıntı yapayım, rahmetli babası dermiş ki; karınca çalışkan görünür ama bilmezsin ki dışarıdan mı içeriye taşır, yoksa içeridekini mi dışarı. Biz hareketi görür verimli olduklarını düşünür, çok da ayrıntısına girmeyiz. Neden mi anlattım bu hikayeyi, birazdan anlayacaksınız.

Yabancı sermaye; en genel ve yalın hali ile, ülke içerisinde var olan sermaye hacminin üzerine, başka bir ülkede yaşayan kişi veya kurulu bir işletmenin sermaye olarak katkıda bulunması olarak tanımlanmakta. Söz konusu sermaye girişi nakit olabileceği gibi, teknolojik kaynaklar ve ayni girdiler şeklinde de olabilmekte. Dünyanın globalleşmesi ve ticaretin artık çok daha kolay yapılabilir hale gelmesi, yabancı sermayenin de daha rahat hareket edebilmesine ve kolay transfer edilebilmesine yol açtı. Günümüz dünyasındaki istatistiklere göz attığımızda gelişmekte olan ülkelerde yapılan yatırımların %80’e yakınının yabancı sermayelerden oluştuğunu gözlemleriz.

Ülkemize yapılan yabancı sermaye yatırımlarını her zaman olumlu bulur ve desteklerim. Ancak son dönemlerde tanık olduğumuz hızlı değişimin, beni yabancı yatırımların getirisini sorgular hale getirdiğini itiraf etmem lazım. Türkiye’deki yabancı sermayeli şirketlerin satın aldığı pek çok girdiyi, yani hammaddelerini ağırlıklı kendi ana vatanlarından ve dünyanın pek çok ülkesinden ithal etmelerine alışkındık. Yarattığı istihdamın ve kurumun elde ettiği gelirin devlete sağladığı vergi yararını düşünür durumu kabullenirdik. Son yıllarda ortaya çıkan tabloda, yabancı sermayeli şirketlerin neredeyse istihdam dışında sağladıkları faydanın iyiden iyiye azaldığını düşünür oldum. Bana bunu düşündüren ise yabancı orjinli firmaların nitelikli kabul edilebilecek tüm hizmetleri yurtdışından temin eder hale gelmiş olmaları.

Taşıma işlerinden depolama hizmetlerine, reklam hizmetlerinden danışmanlık hizmetlerine, hukuk hizmetlerinden belgelendirme hizmetine, gözetim hizmetine; neredeyse pek çok hizmeti yine yabancı sermayeli firmalardan temin eder hale geldiler. Ve hatta birçoğu da muhasebe, finans ve hatta insan kaynakları birimlerini dahi doğrudan yurtdışından yönetir duruma geldiler. Gitgide beyaz yakalı istihdamı kaybeder duruma doğru geçmeye başlamamız, ister istemez bizim ülke olarak rolümüzü sorgulatır hale geliyor. Öte yandan bu firmaların Türkiye’de elde ettikleri gelirin büyük bir bölümünün yurtdışına gidiyor olması da ödedikleri gelir vergi oranını düşürürken, en önemli fayda olarak istihdama katkı ile sınırlı kalır hale gelmeleri beni endişelendiriyor ve ülke olarak rolümüzü sorgulatır hale getiriyor. Diğer yandan ülkemize son dönemde yapıldığını düşündüğümüz yabancı sermayeli yatırımların ağırlıklı gayrimenkule olduğunu düşündüğümüzde ve yanı sıra dev turizm tesislerimizin de büyük bölümünün yabancılara satılmış olması, yine ister istemez konuyu bize sorgulatıyor.

Karşılıklı menfaatlerin gerektirdiği ilişkiler içerisinde, ülke potansiyeli ve ihtiyaçları ile değişen dünya şartlarını iyi değerlendirmek ve yabancı sermaye yatırımlarından maksimum şekilde faydalanmak kaçınılmaz bir gerçek. Ancak gelinen noktada yabancı sermaye diye adlandırdığımız girdilerin aslında “yalancı” sermayeye dönüştüğünü görmek, sanırım bugünden itibaren sizleri de sorgulatır hale getirecek.

Tedbirleri alınamaz mı, elbette alınır. Dünyada pek çok ülkenin bu konuda sıkı uygulamaları ve tedbirleri var ve yerel tedarikçiler ile bunlar da ağırlıklı olarak yerel kuruluşlar ile çalışmayı teşvik eder cinsten. Aksi halde bu firmaların ülkemizde vergiye tabi kar edecekleri rakamların, hiç de dişe dokunur cinsten olmadığına tanık olmaya başlayacağız. Elbette sadece devletin değil, özel sektörün de bu konuda daha iyi organize olması ve talepkar davranması gerekiyor. Şirketlerimizi sürdürülebilir ve öz güveni yüksek hale getirmek son derece önemli. Benim de içinde bulunduğum gümrük müşavirliği alanında dahi, mevzuatın izin vermemesine rağmen yabancı sermayeli lojistik şirketlerinin çekinmeden bu alana girdiklerini dillendirmelerine tanık oluyoruz. Kağıt üzerinde Türk firması gibi görünen şirketlerin gerçekte yabancı firmalara ait olması, elde edilecek karların da ülkemize bir getirisi olmadığını anlamamız gerekiyor.

Globalleşmeye, yabancı yatırımların ülkemizde yeni sahalara girip istihdam yaratmalarına hiç itirazım yok. Yıllarca makinalarımızın yurtdışından gelmesine, hammaddenin yurtdışından teminine alışkındık. Ancak ben hizmet sektörlerinin tümü ile Türk firmalarının dışında cereyan etmesine ne alıştım, ne de alışırım. Kamu otoritelerinin bu konuya mutlaka el atmaları lazım. Yoksa biz yalnızca işçi temin eden koca bir fason ülke olma yolunda hızla ilerleriz. Ve üstelik getirisi var zannederken, kaybettiklerimizin farkına bile varmadan.

 Şimdi anladınız mı karınca hikayesini neden anlattığımı?

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Ortaya karışık program 10 Eylül 2021
Haydi büyüyelim 03 Eylül 2021
Bozulan tedarik zinciri 13 Ağustos 2021
Dönelim ekonomiye 06 Ağustos 2021