“Yandım Allah” diye feryat edenler çoğalıyor

Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

✔ Şehiriçi ulaşım yoğunluğunu azaltacak şekilde işyerlerini kapatmak yerine polise dolmuş kovalattık. Sonuç, o kapanma şimdi kaçınılmaz hale geldi. Ama bir yılda köprünün altından çok sular aktı; vatandaşın ekonomik durumu çok daha bozuldu. Geçen yıl bir ay kapanmayı bile kaldırabilecek esnaf, gücünü tüketti ve şimdi ne yapacağını bilemez hale geldi.

Sorun suya atılan taşın yarattığı halkalar gibi giderek büyüyor. Bu köşede dün de yazdık; geç kaldığımız için, önlemleri zamanında almadığımız için şimdi çok daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız.

Hekim olmaya gerek yok, herkes bilir; basit bir yaranın, basit sayılabilecek bir damar tıkanıklığının zamanında tedavi edilmezse insanın başına çok büyük dertler açması muhtemeldir.

Aspirin tedavisi denilebilecek türde kararlarla yarım yamalak önlem alarak neredeyse bir yılı bir anlamda heba ettik.

Başlangıçtaki önlemleri(!) unutmadık henüz; hafta sonu sokağa çıkma yasağını yasaktan birkaç saat önce açıkladık. İnsanların marketlere hücum edip omuz omuza alışveriş yapmasını ve hastalığı yaymasını istesek, ancak bunu yapabilirdik zaten.

Hafta sonları uygulanan sokağa çıkma yasaklaması, belli işyerlerinin kapalı kalması... Hep küçük küçük ve kesin sonuç vermeyen önlemlerdi. Gerçi hiçbir önlemle kesin sonuç elde edilmesi mümkün görünmüyordu ama yapılanların işe yaramadığı da ortadaydı.

Umudumuz aşıydı; aşı bulunacak ve sorun geride kalacaktı. Onu da elimize yüzümüze bulaştırdık. En sonunda Sağlık Bakanı da itiraf etmek zorunda kaldı; Çin firması taahhüdünü yerine getirmiyor ve bize yeterince aşı vermiyordu. Bu nasıl bir anlaşmaydı, yaptırımı yok muydu, o konuda da kimse bilgi sahibi olamadı.

Hani biraz da dalga geçer bir şekilde hala “Aşı olmaktan kaçınmayın” denilmiyor mu! Çin aşısı olmak isteyenlere ilk doz için randevu verilmiyor bile.

Yine geçen yıla dönelim; koronanın ilk ortaya çıktığı döneme... Şimdi şehirlerarası seyahatlere yasak getiriyoruz ya, o zaman havayoluyla seyahati teşvik edecek önlemler almıştık. Herhalde dünyada böyle bir teşvik hiçbir ülkenin aklına gelmemiştir.

Başka yaptıklarımız da oldu; örneğin konut kredisi faizlerini hiç gerçekçi olmayan düzeye çektik. Bunun korona ile ne ilgisi var demeyin, yoktu ki! Orada amaç başkaydı, herhalde o amaca da ulaşıldı.

Kongreler, cenazeler...

Kongrelerimizi yaptık; kongrelere gidip gelirken maskeleri mendil gibi sallayarak otobüslerin içinde dans ettik. Hangi çılgın polis bu otobüsleri durdurup çok yolcu var diyecek, kim ceza yazabilecekti ki!

Vatandaş en yakınını 20-30 kişiyle toprağa verebilirken, kimi muteber kişilerin cenazelerinde iğne atsan yere düşmeyecek görüntüler izledik. Böyle bir cenazeye katılan Sağlık Bakanı ne dedi; cenazede bu ölçüde bir kalabalık olabileceğini tahmin etmediğini, ama etmesi gerektiğini, dolayısıyla hatalı davrandığını itiraf etti. Bunu söyleyen bakan, bir süre sonra benzeri başka bir cenazede yine saf tuttu. Ama vatandaşa uyarı hiç eksik olmadı; “Aman ha, cenazelerde kalabalık olunmasın” diye öğüt verildi.

POLİSE DOLMUŞ KOVALATTIK...

Bilim insanları bir yıldır adeta tam kapanma olması gerektiğini söylüyor. Üç gün şu işyerleri kapansın, onlar açıldıktan sonra beş gün şunlar; olmuyor, olmadığı görüldü. Şimdi çaresiz kalındı ve tam kapanma...

Ancak Türkiye bir yıl önceki Türkiye değil. Gelirler bir yıl önceki gelir değil. Toplum, ekonomik yönden bir yıl öncesini mumla arıyor. Kabul edelim; bir yıl önce genel olarak bireyler de, devlet de ekonomik yönden şimdiye göre çok daha iyi durumdaydı. Her geçen gün bir zayıflama oldu. Ve şimdi neredeyse en güçsüz duruma gelinmiş; haydi tam kapanma deniliyor.

Aslında adı tam kapanma da, tuhaf tercihler, pek anlam verilemeyen detaylar da var.

Öyle görünüyor ki koronanın en çok nerelerde bulaştığı konusunda bile kafamız hala karışık. Öyle olmasaydı özellikle büyük kentlerde şehiriçi ulaşımı rahatlatacak adımları çok önce atmış olurduk. Biz ne yaptık; polise dolmuş kovalattık. İnsanlar işine gitmek zorundaysa o dolmuşa binecek, başka çaresi yok ki! O işyerleri için önlem düşünmek varken, dolmuşların peşinde koşmak...

“İyi ya işte, şimdi işyerlerinin çoğu kapatılıyor, dolmuş kovalamaca da sona eriyor” denilebilir. Çok geç!

Kimse yanlış yere çekmeye kalkışmasın, ne yazık insanların açlıktan nefesi kokuyor, o duruma gelindi.

Ve artık sorun ücretli çalışanları da aşmış durumda. Hele bugün başlayacak kapanmada...

Tam kapanma kararı açıklandığından beri mesaj yağıyor. Öncelikle söylenen şu: “İnsanlar neredeyse üç hafta evinde kalacak, bu üç gün önce mi haber verilir?"

Buradaki zaman darlığıyla şikayet konusu edilen evin eksiğini gediğini gidermek değil. Parası olan her şeyi her zaman alabilir. Sorun, bu süre boyunca tümüyle kapanacak özellikle küçük esnaf açısından borç, alacak, ödeme gibi işlere çok az zaman kalıyor olması.

FIRINCININ ARABASI BOZULURSA NE OLACAK?

Önemsiz gibi görünen o kadar çok ayrıntı var ki... Örneğin oto tamircileri bu süre içinde tümüyle kapalı. Yıllardır tanıdığım bir tamirciyi aradım, söyledikleri ilginçti:

“Bu sürede çalışacak işyerleri var, örneğin fırınlar, ekmek bayileri, taksiler. Fırıncının arabası bozulsa ve ekmek dağıtımı yapamaz hale gelse, o arabayı kim tamir edecek? Ya da başka ticari bir araç arızalansa?”

Bir başka şikayet konusu...

Hırdavatçı bir esnaf, “Biz kapalı olacağız, iş yapamayacağız, ama (ismini de veriyor) falanca zincir marketin hırdavat reyonu çalışacak” diyor ve soruyor: “Bu yapılan haksızlık değil mi?”

Ve yine dün de yazdığımız gibi yevmiyeli çalışanlar... İnşaat işçileri, hamallar, sanayideki çıraklar, kalfalar... Bunlar için bir yardım söz konusu mu? Yok tabii ki.

Aslında pek şaşılacak bir durum olduğu da söylenemez. Türkiye, GSYH’ye oranla vatandaşına en az yardım yapan ülkelerin başında geliyor. Oran yalnızca yüzde 1.1 düzeyinde. Dolayısıyla herkes başının çaresine bakmak durumunda, ne yazık ki gerçek bu...

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar