Yapay zekâ bizi düşünen varlıklar olmaktan çıkarıyor mu?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Işık Üniversitesi PROF. DR. SUAT TEKER 

Yapay zekânın akademik dün­yada yaygın olarak kullanıl­maya başlaması henüz iki yılını doldurmadı bile. Bu geçen sürede derslerimde sessiz ama derin bir dönüşüme tanık oluyorum ve bu dönüşümü diğer akademisyenle­rin de deneyimlediğini gözlemli­yorum. Akademik dünya olarak, iki yıl önce yapay zekânın öğrenciler tarafından kullanılmasını kabul etmiyorduk, yasaklıyorduk ve kul­lananları cezalandırıyorduk. Son bir yıldır, bu ortam tamamen tersi­ne döndü. Öğrencileri yapay zekâ­dan uzak tutmak, aslında rüzgara kılıçla saldırmak gibiydi.

Artık, pek çok diğer akademisyen gibi ben de derslerimde öğrencilerimin ya­pay zekâ kullanmasına izin veriyo­rum ve hatta teşvik ediyorum. An­cak bir şartla. Yapay zekânın üret­tiği bilgileri veya cevapları aynen kopyalamayacaklar ve bu bilgileri kullanarak, çözümü anlayarak ve özgün şekilde yorumlayarak kendi cevaplarını üretecekler. Öğrenci­lerimiz yapay zekâyı önceleri mü­tevazı bir yardımcı olarak kullan­maya başlamışlardı; metni/soruyu özetlemek, soruya/soruna çözüm üretmek, herhangi bir konuda özet bilgilere hızlıca ulaşmak gibi. Bu aşamalar aslında masum bir baş­langıçtı. Ama artık yapay zekâ sa­dece yardım etmiyor; tüm ödevi yapıyor, tüm sınavı çözüyor, tüm raporu ve/veya master/doktora te­zini yazabiliyor.

Öğrencilerimiz ise farkında olmadan yapay zekânın efendisi olmaktan çıkıp akıl yürüt­me ve muhakeme özgürlüklerini ve özgünlüklerini kaybederek yapay zekânın birer sözcüsüne dönüşme­ye başladı. Yapay zekâ bağımlığı üç aşamada gelişiyor. İlk aşamada öğ­renci, yapay zekâyı bir taslak aracı olarak kullanmaya başlıyor. Çıktı­ları alıp düzenleyip kendi sesi ola­rak biçimlendirebiliyor. Bu aşama­da, insan halen yazardır, makine ise katip. Ama bu aşamada bile öğrenci farkında olmadan makinenin cüm­le kuruş biçimini, düşünce biçimini içselleştirmeye başlar.

İkinci aşa­mada, olumsuz etkiler belirgin­leşmeye başlar. Artık öğrenci, üze­rinde düşünmediği argümanları üretmesi, okumadığı araştırmaları sentezlemesi ve benimsemediği gö­rüşleri ortaya koyması için makine­ye başvurur. Çıktıları eleştirmek­sizin kabul eder ve paylaşır. Artık soru "bu benim düşündüğüm mü?" değil, "bu başkalarından onay alır mı?" olur. Üçüncü aşamada ise, ba­ğımlılık tam anlamıyla yerleşmiş­tir. Kişi artık neyin kendi düşünce­si, neyin makinenin üretimi oldu­ğunu ayırt edemez ve bununla da ilgilenmez. Bir konudaki görüşünü savunması istendiğinde, argüman geliştirmek yerine yeni bir prompt yazarak makinaya başvurur.

Düşünen bir özne olan insanın yeni dünyadaki konumu

Yapay zekâ bağımlılığını özellik­le tehlikeli kılan şey kişiyi zayıf de­ğil, çok güçlü hissettirmesidir. Ya­pay zekâ kullanan öğrenci daha az üretken değil, daha fazla üretken­dir. İleri teknoloji her şeyi "hazır kaynak" olarak görmeye zorlar ve düşüncenin kendisi de bir "hazır kaynak" haline geliyorsa, düşünen bir özne olan insanın yeni dünya­daki konumu ne olur?

Yükseköğretim bu konuda ne yapmalı? Tüm bu tablo karşısında üniversitelerin yapay zekâyı yasak­laması mı gerekir? Bence kesinlik­le “hayır”. Böyle bir yaklaşım hem gerçekçi değil hem doğru değil hem de uygulanabilir değil. Bu sorunun çözümü yasaklarda değil, öğretim süreçlerinde akademik olgunluk kazandırmakta aranmalıdır. Bu ko­nudaki önerilerim, belki bir başlan­gıç noktası olarak kabul edilebilir.

Yapay zekâ okuryazarlığı zo­runlu ders olmalıdır: Öğrencile­re yalnızca yapay zekâyı nasıl kul­lanacakları değil, onunla nasıl eleş­tirel bir mesafe kurabilecekleri de öğretilmelidir. Prompt yazmak bir beceri olarak değil, bir düşünme bi­çimi olarak ele alınmalıdır.

Süreç odaklı değerlendirme yaygınlaştırılmalıdır: Yalnız­ca nihai ürün değil, düşünme süre­ci de performans değerlendirme­ye katılmalıdır. El yazısıyla alınan notlar, sınıf içi tartışmalar, sözlü sınavlar, proje sunumları ve dü­şünce günlükleri yapay zekânın gi­remediği alanlardır. Bu alanlar ge­nişletilmelidir.

Öğretim süreci, hızlı cevap üretmek yerine bilinçli ve sor­gulayıcı düşünmeyi teşvik et­melidir: İnsani düşüncenin doğa­sı yavaş, zorlu ve revizyona açıktır. Üniversiteler hız ve verimlilik ye­rine, derinlik ve özgünlüğü ödül­lendiren bir kültür inşa etmelidir. Daha az üretmek ama gerçekten düşünerek-içselleştirerek üret­mek, bir erdem olarak yeniden ta­nımlanmalıdır.

Yapay zekâ kullanımı, önce­den tanımlamış şeffaf kurallar çerçevesinde yürütülmelidir: Her derste öğretim üyesi ve öğren­ciler arasında açık bir mutabakat sağlanmalıdır. Yapay zekâ hangi aşamalarda, hangi ölçüde ve nasıl kullanılabilir? Bu yalnızca etik bir çerçeve değil, aynı zamanda eğitim yönteminin bir pusuladır.

Öğrencilerin eleştirel ve ba­ğımsız düşünebilme becerile­ri geliştirilmelidir: Zorunlu "ya­pay zekâsız üretim" dönemleri ders tasarımının parçası haline getiril­melidir. Bir öğrencinin "yapay zekâ olmadan düşünmek, beni aptal his­settiriyor" demesi, eğitim yöntemi başarısızlığının işaretidir. Bu duy­guyla yüzleşmek ve onu aşmayı öğ­retmek, aslında eğitimin kendisidir.

Sonuç olarak tehlike, yapay zekânın kötü niyetinden değil, in­sanın kolaylığa olan doğal eğili­minden kaynaklanıyor. Düşünmek zordur, belirsizliklerle yaşamak zordur, kendi yetersizliklerinle yüzleşmek zordur. Yapay zekâ bu zorlukları hızlıca ortadan kaldı­rıyor ama o zorluklar bizi biz ya­pan şeylerdir aslında. Akıcı ve akıl­cı konuşan ama prompt'larla dü­şünen, durmaksızın üreten ama hiçbir öznel şey yaratmayan, ma­kine dilinin içinde yaşayıp onu kendi zihni sanan bir nesil, bilim kurgunun değil, bugünün çözül­mesi gereken sorunudur. Bu ses­siz-hızlı-yaygın dönüşümü nasıl algıladığımız, ona direniyor veya yönlendiriyor olup olmayacağımı­zı belirleyecektir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.151,80 0,00 %
Dolar 48,4600 0,06 %
Euro 56,3471 0,10 %
Euro/Dolar 1,1619 -0,03 %
Altın (GR) 6.817,91 -0,55 %
Altın (ONS) 4.405,72 -0,01 %
Brent 96,9065 1,44 %