18 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Yapay zeka-Doğal zeka

Zaman zaman, özellikle ileri yaşlarda, insan çok eskileri hatırlıyor da bir saat önce telefonunu nereye koyduğunu hatırlamıyor. Eskilerden hatırlanan insanlar arasında orta okul ve lise arkadaşlarıyla hocalar başta geliyor. Hatırladığım hocalarım arasında Allah rahmet eylesin lise fizik hocam, astronomi hocam ve edebiyat hocam var. Hani bazı dersler vardır o derste konuyla ilgili olmayan bazı şeyler hayatınızda hiç unutmadığınız derslerden olur, işte anılarımda öyle birkaç ders var. Söz gelimi, edebiyat hocamızın “Adam bu şiirinde” şunu demek istiyor diyen sınıf arkadaşımı “Yok herif de bari. Şair oğlum” diyerek azarlaması, Astronomi hocamızın sözlü sınavda dünyanın yuvarlak olduğunu kitaptan yarım düzüne kanıtla anlatan çalışkan arkadaşımıza sınavdan sıfır vererek “Oğlum resmini çektiler. Gördüm desene kafanızı kullanın” demesi gibi.

Lise fizik hocamız da renkli biriydi. O zamanlar şimdiki gibi test sınavlar yoktu. Ben hayatımda ilk test sınavı üniversite giriş imtihanlarında görmüş ve afallamıştım. Sınavlar yazılı ve sözlü olurdu. Hoca talebeyi kara tahtanın önüne çeker ve sorularını sorardı. Sınav olmak bir tarafa sınıfın önünde rezil olmak öte tarafa, zor işti doğrusu. Hoca tahtaya çektiği arkadaşımıza bir soru sordu. Arkadaş çalışmamış değil ama soru doğrudan kitaptan bir soru değil. Bocaladı. Hoca sınıfa döndü ve cevabı bilen olup olmadığını sordu. Ben elimi kaldırdım ve bir cevap salladım. Hoca suratını buruşturdu ve “Aptalca bir cevap” dedi. Benim suratım kızarmaya başlamadan muzır bir arkadaş “Ama hocam Osman çok zeki bir arkadaştır” diyerek güya hocayı eleştirdi. Hoca sert bir tavırla “Ben zeki adam istemiyorum. Zeki adam çok. Anandan zeki veya aptal doğarsın. Bana çalışkan ve akıllı adam lazım” diyerek bu arkadaşı adeta azarladı. Ben o tarihten beri üniversite yıllarında felsefe ve mantık konularına alaka duyup okumaya başlayana kadar zeki ve akıllı arasındaki farkı anlamamıştım. Sonraları yöneticilik hayatımda bu anekdotu sık sık kullandım. Ben de elemanlarıma “Zeki olmanız elbette çok iyi bir şey. Ancak zekâ akıl ve çalışkanlık kadar önemli bir özellik değildir” dedikçe onların çoğu da yüzüme bizim fizik hocamıza baktığımız gibi bakarlardı.

Şimdi işletmecilik yazınında bol bol ‘yapay zekâ’ yazıları çıkıyor. Bilgisayar uzmanlarından ekonomistlere, işletmecilik kalemşorlarından niceliksel yöntemler bilirkişilere kalemi eline alan ‘yapay zekâ’ ve geleceğimizin bu sayede nasıl değişeceğini anlatıyor. “Bre aman. Biz daha diz üstü bilgisayarları yeni öğreniyoruz. Bu yapay zekâ da ne ola?” diyerek endişelenen bizler de okuyoruz. Bu tür yazıları ben gençlik yıllarımdan da hatırlarım. O sıralar bilgisayarlar yeni yeni çıkmıştı ve çoğu kez sadece üniversitelerde bulunurdu. 1967 yılında bence işletmecilik gurusu unvanını hak eden nadir kişilerden biri olan toprağı bol olsun Peter Drucker bilgi sayarlar hakkında şöyle demişti: “Bilgi sayarlar karar vermezler. Sadece emirleri yerine getirirler. Güçlerini tümden salak olmalarından alırlar. Onların salaklıkları bizleri düşünmeye, kriterler geliştirmeye zorlar. Cihaz ne kadar salaksa sahibi o kadar parlak olmak zorundadır. Bilgisayarlarda şimdiye kadar sahip olduğumuz en salak cihazlardır.(1)”

(1)Peter Drucker, “The manager and the moron,” McKinsey Quarterly, 1967.

Yapay zekâ yazarlarına göre zaman artık o zaman değil. Yapay zekâ sayesinde yakında artık C-takımı(2) düzeyinde bile bazı yöneticilere o kadar da gerek kalmayacak. İddiaya göre şimdiden C-takımı haricinde kalanların (A, B ve D takımları) yani, orta ve alt seviye çalışanların ya işleri çok değişti ya da o işlere gerek kalmadı. Sizin anlayacağınız yapay zekalı bilgi sayarlar artık Drucker’ın dediği gibi salak değillermiş.

(2)İşletmecilik yazınında üretimi tükenmeyen jargonlardan C-suite İngilizce chief executive officer (CEO), chief financial officer (CFO), chief operating officer (COO), and chief information officer (CIO) gibi C harfiyle başlayan unvanlardan türetilmiş bir kelimedir.

Buraya kadar iyi de kimse yapay zekâ başka yapay akıl başka demiyor. Belki de aynıdır sanılıyor. En azından filozofların ve psikologların bu fikirde olmadıklarını sanıyorum. Ben ne filozof ne de psikolog değilim ve de bu ikisinin aynı olmadığını düşünüyorum. Peki yapay akıl yapay zekanın yapmadığı veya yapamadığı ne yapacak? Zeki birinin akıllı birinin yaptıklarını yaparak. Bunların neler olduğunu anlamak için zekâ ve akıl arasındaki, daha doğrusu zeki insanla akıllı insan arasındaki farkları iyi anlamak gerekiyor. Yapay zekalı bilgi sayarlar bu farklılıkları da özümserlerse ne ala. Yoksa ben kuşkucu kalacağım.

Zeki insanlar akıllı insanların aksine biraz fazla özgüven sahibidirler. Küçüklükten başlayan “Maşallah ne zeki çocuk” veya “Cin gibi maşallah” iltifatlarına boğulan zeki insanlar bu yükü hayatları boyu zekalarına ve becerilerine aşırı güven biçiminde taşırlar. Egoları şişirilen bu insanlar genellikle başarılı olmakla beraber her yaptıkları işte haklı ve doğru olduklarını sanarak bazen oldukça salakça işlere de imza atarlar. Bu konuda “Zeki insanlar neden aptalca işler yaparlar-Why do smart people do stupid things’ başlıklı kitapları okumanızı öneririm. Bu aşırı güven çoğu kez zeki insanları ne zaman yardıma ihtiyaçları olduklarını anlamamaya veya daha da beteri kendilerine yardım edecek birilerinin ortada olmadığına inanmaya sürükler. Akıllı insanlar ise genellikle özgüvenlerini kontrol altında tutarlar. Salaklık yapmamak için gerekirse yardım alırlar. Aşırı güvenin tehlikelerini anladıkları için kararlarına en azından ilk başta kuşkuyla yaklaşırlar. Yani, zeki insanlar “Ben haklıyım, doğruyum” diyerek kolaylıkla konuşabilirken akıllı insanlar hata yapabileceklerini ve yanlış olduklarını kabule hazırdırlar. Akıllı insanların kararlarının ille de doğru olduğunun ispatına bir gereksinimleri yoktur.Zeki insanlar sabırsızdırlar. Kendilerine çok kolay gelen bazı işlerin yapımının, bazı şeylerin anlaşılmasının neden başkalarına zor geldiğini takdir edemezler. Sabırsızlık gösterirler. İşler istedikleri süratte gitmediği zaman diğerlerini salaklık ve tembellikle itham etmekten çekinmezler. Akıllı insanlar ise herkesin aynı seviyede olmadığını anlarlar ve başkalarının bazı şeyleri anlamak ve yapmak için daha fazla zamana ve yardıma ihtiyaçları olabileceğini takdir eder, yardımcı olmaya çalışırlar. Bu teşhis yapay zekâ çalışmalarının bulgularıyla da kanıtlanmış. Malum artık iki çeşit zekâ tanımlanıyor. Biri İngilizce IQ yeni yeni popüler olan diğeri EQ yani duygusal zekâ. EQ birinin kendisine veya başkalarına ait duyguları sezme, anlama, yönetme ve yönlendirme yetisi, kapasitesi ve becerisi olarak in ölçümünü tanımlayan bir terim. Birçok yüksek IQ’lu kişinin düşük EQ’lu çıkması çoğu araştırmacıya sürpriz olmamış. Araştırmalara göre başarılı yöneticiler her iki ölçekte de (IQ ve EQ) yüksek skorlar elde etmişler.

Aşırı güvenli olmanın başka sonuçları da insanların başarısızlıklarına ve hatalarına gösterdikleri tepkilerde görülüyor. Zeki insanlar genellikle başarısızlık ve hatalarını kolay hazmedemiyorlar. Bu hazımsızlık hem onların geçmişte göreceli olarak az hata yapmış olmalarından hem de başarısızlık ve hataya düşük toleranslarından kaynaklanıyor. Akıllı insanlar ise hataların insanı kararlarında daha iyiye götürebileceğine inanırlar. Bu nedenle çok kullandığım bir deyişi tekrarlıyorum: “Akıllı adam hatalarından çok akıllı adam başkalarının hatalarından öğrenir.” Zeki insanların akıllı insanların düşmediği bir tuzak ise kendilerine zor gelen, çözemedikleri sorunlara sorunun kendilerinde değil sorunda olduğu şeklinde yaklaşmaları. Genellikle “Bu sorunu ben çözemedim” diyerek kendilerince aşağılayıcı bir itirafta bulunmak ve yardım aramak yerine “Şimdi bununla vakit kaybetmenin alemi yok” veya “Bu bir sorun değil” diyerek konuyu kapatmayı yeğleyebilirler. Bu çoğu kez onların çok daha iyi performans göstermelerini engeller.

Benim eşim çok zekidir. Çok da çalışkan bir öğrenciydi. ODTÜ’de fizik tahsil ettikten sonra ABD’de bio-istatistik konusunda yüksek lisan derecesi aldı ve yine ODTÜ’de ‘population genetics’ doktorasına devam etti. Zekâsı ve çalışkanlığı sayesinde bu kadar farklı üç branşta da başarılı olabildi. Ben se o kadar zeki değilim ama akıllıyımdır. Eşimle anlaşamadığımız konuların başında aynı anda kaç işe birden başlanacağı konusu gelir. O her zeki insanın yaptığı gibi aynı anda üç-beş işin yapılabileceğine inanırken ben bir defada bir iş yapmak isterim. Bu konuda ben haklıyım ama 52 senelik evlilikten sonra ne o değişecek ne de ben. Bu nedenle eşime zeki insanların aynı anda üç-beş işte başarılı olabileceklerine olan güvenlerinin aksine Stanford Üniversitesi’nin yaptığı araştırmalarda aynı anda birden fazla işe kalkışanların daha az üretken olduklarını anlatarak başımı belaya sokmuyorum.

Yarım aşırı aşkın kariyerimde birçok zeki insanla çalışmak fırsatı buldum. Açıkçası, özellikle ODTÜ’deki öğrencilerimin, patronlarımın, elemanlarımın ve çalışma arkadaşlarımın çoğu çok zeki insanlardı. Yukarıda değindiğim şeylerin çoğuna bizzat şahidim. Benim kişisel deneyimlerimde gözlemlediğim bir şey eleştiriyi kabul, sindirme ve anlamaya çalışma konularında zeki ve akıllı insanlar arasındaki farklıktı. Akıllı insanlar eleştiriye daha tahammüllülerken zeki insanlar çoğu kez eleştiriyi şahıslarına yöneltilmiş bir taarruz olarak ele alma eğilimindeydiler. Şimdi hem zeki hem akıllı makinaları nasıl yapacağız. Yüksek IQ kolay. Yüksek EQ’yu nereye yerleştireceğiz? Tanrı size hem zeki hem akıllı patronlar, makinalar, iş arkadaşları, dostlar, eşler, çoluk çocuk, torun topalak, idareciler, futbolcular, yazarlar, komşular ve diğerlerinden nasip etsin ve de,
Sağlıcakla kalın.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap
  • ECE TARIM ÜRÜNLERİ SAN.TİC. A.Ş. Hocam ağzınıza sağlik