22 °C
Açıl SEZEN
Açıl SEZEN Dünyanın Parası acil.sezen@gmail.com

Yapılandırma aslında gerçekten iyi midir?

Ekonomideki soğuma çok hızlı şekilde gerçekleşiyor.

Bunu tüm göstergelerden takip edebiliyoruz. Kapasite kullanımı düşüyor, sanayi üretimi geriliyor, PMI Endeksi aynı şekilde geri geliyor. Ekonomik Güven Endeksi, Reel Kesim Güven Endeksi, Tüketici Güven Endeksi.. Ayrıca İktisadi Yönelim Anketi, daralan ani talep nedeniyle artıya dönen cari denge rakamları...

Tümü bize diyor ki; “dengelenmeyi yumuşak yapma imkanı kaçtığı için, oldukça sert bir ayarlamayı ekonomi kendisi yapıyor.”

Elbette bu sorunların yarattığı hasarlar var.

Bunların başında, nakit akımı bozulan şirketlerin ödemelerini yapamaması geliyor.

Kredi borçlarının ödenememesi, bankacılık sistemi üzerinde ciddi bir tahsilat riski yaratıyor.

Eskiden, yani 2000’li yılların başlarında, bankalar geciken kredi ödemelerini hep hukuk servisleri aracılığıyla çözümlemeye çalışırdı.

Ancak geçen yıllarda banka/kredi müşterisi ilişkisinin yeniden tesis edildiğini, bankaların da kredinin yaşaması için daha fazla çaba sarfetmeye başladığını gördük. Krediler yapılandırmalarla, vade uzatımı, faiz fedakarlıklarıyla canlı tutulmaya çalışıldı. Ki bunun doğru strateji olduğunu son 5 yıl içinde sorunlu alacak oranının %3’ler civarında kalmasından da anlayabiliyoruz.

Ülker Grubu ile başlayan “büyük yapılandırma” süreci, şimdi daha küçük krediler için de sistematik hale getirilerek bankalar arasında standardize edildi. Bu imkan KGF kredilerine de yayıldı.

Bankalar Birliği’nin “tavsiye” niteliğindeki kararı ve kurulan onay mekanizması, buradaki işlerliğin sağlanması içindi.

İlk bakışta zorda olan işletmelere sağlanan bu imkan, çok doğru ve çok haklı gibi görünüyor.

Bunu düşünen birçok ticari kredi müşterisi de bankasını arayarak bundan faydalanmak istediğini söylüyor.

Ancak bunun kağıt üzerinde göründüğü gibi makul bir işleyişe sahip olduğundan emin değilim.
Ben bir ticari kredi müşterisi olarak şubeden aldığım krediyi yapılandırmak istediğimde şunlar oluyor:

Kredi artık şubenin kredisi olmaktan çıkıp, “yapılandırma biriminin” kredisi haline geliyor.

Kredim “yapılandırma birimine” gittiği andan itibaren, sadece krediyi aldığım banka değil, tüm bankalar da bunu görebiliyor.

Dolayısıyla kredim yapılandırmaya gittiği için, diğer bankalardaki tüm line’larım kapanmış oluyor.

Ne demek? Başka bir kredi ihtiyacım varsa, “yapılandırmada” olduğum için, diğer bankalardan kredi bulamıyorum.

Bitti mi?

Bitmedi.

Diyelim ki, aldığım kredinin maliyeti aylık %1.5. Ödeyemedim, zorda kaldım.

Yapılandırmaya gittiğimde aylık faiz maliyeti kaça çıkıyor?

Minimum 3.5-4’e.

Belki bugünü kurtarıyorum, belki sıkışıklığı aşmak için bunu kabul ediyorum, ama uzayan vadede müthiş bir faiz farkını da kabullenmiş oluyorum.

Geçen sene KGF kredilerinin ortalama faiz yükü %15.5’ti.

Ödeyemeyen bir şirketin yapılandırmaya girecek KGF kredisinde faiz maliyeti nerede olur?

Şirket olsam, vergi borcu dışında ödeme sıralamamın başında KGF kredisi gelirdi. Zira bu maliyetle bir krediyi tekrar bulma imkanı yok, bir süre de olmayacak.

Velhasıl, yapılandırmaları manşetlerde “şirketler için büyük fırsat”, “harika olanak”, “nefes aldırıcı önlem” olarak görüyor olabiliriz, ama bunun suyun altında ancak pipetle nefes almak olduğunu; ciddi maliyeti olduğunu da bilmek gerekir.

Emeklilik işinde kim haklı?

Emeklilikte Yaşa Takılanlar mevzuu, toplumun birçok kesiminde heyecan yarattı. Muhalefet partileri bu konuda çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise konuşmasında bu işin maliyetini anlattı, doğru bulmadığını söyledi. Muhalefeti duyarlı olmaya, konuyu tekrar değerlendirmeye çağırdı. 

Ben de bu imkandan faydalanma şansı bulunanlar arasındayım.

Ancak Cumhurbaşkanı itirazında haklıdır.

Daha önce Demirel döneminde yapılan erken emeklilik uygulamaları da, onun öncesindeki bu tür popülist bugün ülkemizin sosyal güvenlik açıklarının bu denli yüksek olma nedenlerinin başındadır. Ortalama insan ömrünün 75 yıla yükseldiği Türkiye’de insanlara 40 yaşında emeklilik imkanı tanıyarak 35-40 yıl emekli maaşı ödemek doğru değildir.

Oy uğruna geçmişte 35 yaşında insanları emekli etme kararına imza atan siyasi partilerin hiçbirisi bugün yok. Ama yarattıkları tahribatın bedelini bugün bizler ödemeye devam ediyoruz.

Bu uygulama, çocuklarımızın gelecekteki refahına talip olmak anlamına gelecektir.

Bunu talep eden insanlarımızın itiraz noktalarının tümüne katılıyorum.

“Suriyeli mültecilere 30 milyar dolar harcarken, kendi insanımıza neden kaynağımız yok” diyenler haklıdır.

“Ankara makam araçlarında, bina harcamalarında bu kadar müsrif davranırken” ile başlayan cümleler haklıdır.

“Oyun sırasında kural değişti, hakettiğimiz emeklilik imkanı elimizden gitti” diyenler haklıdır.

“Bunca yıl prim ödedim. İş bulamıyor, çalışamıyorum. Neden yaş bekliyorum” diyenler çok haklıdır.

Hele de “Milletvekilleri bir dönemde emekliliğe hak kazanırken, ömür boyu maaş alırken, bize neden yok?” sorusu en haklı olan, en vicdan sorgulatanıdır.

Ama bunlar bugünün harcamaları, bugünün konularıdır.

Emekli maaşı ise ömürlüktür.

Bugünün siyaseti, siyasetçisi, iktidarı, muhalefeti, yarın olmayabilir. Ancak bu işin faturası her daim ödenmeye devam edilecektir.

O nedenle tüm bu haklı itirazlara rağmen, Cumhurbaşkanı’nın itirazı bugün değil, ama memleketin geleceği için daha haklıdır.