Yaşam maliyetinde dayanılmaz artış

Maruf Buzcugil
Maruf Buzcugil ANKARA NOTLARI maruf.buzcugil@dunya.com

Yüksek enflasyonun ne kadar kötü bir şey olduğunu, ekonomik ve sosyal dengeleri nasıl bozduğunu, nasıl siyasi sonuçlar doğurduğunu en iyi bilen ülkelerden birinde yaşıyoruz.
Türkiye ekonomisi zorlu bir dönemden geçiyor. Geçmiş deneyimlerimizden farklı şekilde enflasyonun, cari açığın, bütçe açığının eş anlı arttığı, büyümenin zayıf seyrettiği bir süreçteyiz. Elbette bu noktaya gelinmesinde, pandemi süreci,  enerji ve emtia fiyatlarındaki büyük artış başta olmak üzere denetlenmesi imkansız dış gelişmelerin etkisi oldu. Ancak, Türkiye ekonomisinin bu dış etkenlere, 2018’den itibaren bozulan iç ve dış ekonomik dengeler yanında başını kaldırmış enflasyonla yakalandığını, bu nedenle kendi sıkletindeki ülkelerden daha olumsuz ayrıştığını hep akılda tutmalıyız. Ekonomi politikalarında evrensel kabul görmüş yaklaşımları reddeden, iyi niyetli, ama bütünsellikten uzak yeni denemelerin kur-enflasyon döngüsünü azdırdığı da ortada.
Doğrudan enerji ithalatçısı Türkiye için kâbus senaryosunun içindeyiz. Petrol fiyatları 110 doların üzerinde seyrediyor, döviz kurları yeniden artış eğiliminde, CDS primimiz 700’ün üzerinde.

Çözüm tazelenecek siyasi iradede

Ankara’da siyasi kulislerden, iş dünyasına, üretim merkezlerinden, çarşı-pazara kadar beliren ortak düşünce şöyle: “Ekonomideki sorunlar ancak seçimlerde millet desteği yeniden yüklenmiş siyasi iradeyle çözülebilecek boyutta. Seçimlere bir yıl kala tüm toplumun benimseyeceği kapsamlı politikalar uygulanamaz, erken seçime gidilmeli.”

Seçim tarihi ufukta görünse de erken seçim olasılığı hâlâ masada. İktidardaki AK Parti ve MHP de, muhalefet partileri de önümüzdeki dönem için iç ve dış dengeleri bütünsellik içinde kapsayan ekonomik program açıklamayı henüz erken buluyor.

TÜİK’in saygı duyduğu Türk-İş “hayat pahalılığı” verileri

Türk-İş’in “Açlık ve Yoksulluk sınırı araştırmasının Mayıs ayı sonuçları enflasyonun hayatımızı pahalılaştırmada geldiği noktayı gözümüze soktu. Araştırmaya göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 6 bin 18 liraya, yoksulluk sınırı ise 19 bin 602 liraya yükseldi. Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 7.836,46 TL’ye çıktı. Gıda fiyatlarında, mayıs ayı itibarıyla 12 aylık artış ise yüzde 108 olarak hesaplandı. Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama bir önceki aya göre yüzde 13,04 oranında gerçekleşti.

Türk-İş’in 36 yıldır her ay yayımladığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” Türkiye’deki yaşam maliyetini gösteren en önemli kaynaklardan biri. TÜİK verileri sayıları didiklemeden yaşam maliyetini, hayat pahalılığını göstermiyor. Zaten önceki TÜİK başkanı Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer, DÜNYA gazetesine verdiği röportajda bana “Biz yaşam maliyetini değil, 84 milyon için uluslararası ölçütlere göre enflasyonu ölçüyoruz” demişti. TÜİK’in bugüne kadar Türk-İş’in topladığı özgün verilerle gerçekleştirdiği “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması”yla ilgili hiç itirazı olmadı. Ekonomi gazetecisi olarak bu araştırmanın TÜFE ile paralel gittiğini birkaç ay içinde TÜFE ile Türk-iş araştırması sonuçlarının kesiştiğini defalarca test etme imkanımız oldu. Türk-İş’in kıdemli uzmanı Enis Bağdadioğlu ve ekibinin yıllardır titizlikle sürdürdüğü araştırmanın sonuçlarının gerçeği yansıttığı TÜİK uzmanlarınca hep teyit edildi.Son olarak, bir süre önce, sağlık nedenleri ile görevinden affını isteyen ve bu talebi geçtiğimiz günlerde kabul edilen 21 yıllık TÜİK mensubu Fiyat İstatistikleri Daire başkanı Cem Baş, Türk-İş araştırmasının TÜFE ile uyumlu olduğunu önceki TÜİK başkanı Dinçer ile birlikte bize açıklamıştı. Önceki TÜİK yöneticileri “yaşam maliyetini” ölçebilmek için, çekirdek enflasyonun da içinde yer aldığı “özel nitelikli endeksler” kapsamında bir çalışma yürüttüklerini DÜNYA aracılığıyla duyurmuşlardı.

Sermaye erimesi, belirsizlik, durgunluk

Yüksek enflasyon iş dünyasını da derinden etkiliyor. Geçen hafta sohbet imkanı bulduğumuz Ankara Ticaret Odası (ATO) Meclis Başkanı Mustafa Deryal, enflasyonun iş hayatını derinden etkilediğini belirterek, sıkıntıları “sermaye erimesi, belirsizlik, durgunluk” olarak sıraladı. Ankara iş dünyası önderlerinden Deryal, iş insanlarına “sermayemiz eriyor, aman fiyat verirken hemen dönüp vakit geçirmeden malı nasıl yerine koyacağınızı hesaplayın” uyarısında bulunduğunu belirtiyor. “Durgunluğu iliklerimize kadar hissediyoruz” diyen Deryal, yüksek enflasyonun yol açtığı bireylerin alım gücündeki erimenin piyasaya yansıdığını vurguluyor. Deryal, dış talep açısından dikkatle takip edilen Avrupa’da alım gücünün de düşmeye başladığına dikkati çekiyor.

“Pandemi Gölgesinde İfade Özgürlüğü” ve Almanya  

Geçen hafta Almanya Büyükelçiliği’nde “Pandemi Gölgesinde İfade Özgürlüğü” sergisi ve paneli yapıldı. 12 yıl Almanya Anayasa Mahkemesi yargıçlığı yapan ülkenin önemli hukukçularından Prof. Dr. Udo di Fabio, panel öncesinde “Demokratik Toplumun Temel Bir Öğesi Olarak İfade Özgürlüğü” başlıklı ders niteliğinde bir sunum yaptı. Almanya’nın ikinci dünya savaşı öncesinde yaşadığı acı deneyime sıkça atıfta bulunan Fabio, 1951 yılında kurulan Alman Anayasa Mahkemesi’nin “özgürlükler” alanında topluma önderlik ve öğreticilik yaptığını ve bu işlevini hala sürdürdüğünü anlattı.

“Türkiye’de İfade Özgürlüğünün Bugünkü Durumu ve Geleceği” başlıklı gazeteci Barçın Yinanç’ın yönettiği panele DÜNYA gazetesi yazarı Zeynep Gürcanlı, Özgürlük Araştırmaları Derneği’nden Bican Şahin, DEVA Partisi yöneticisi Mustafa Yeneroğlu, konuşmacı olarak katıldı.

Toplantı öncesinde sohbet ettiğimiz Fabio, internet ve sosyal medyanın ifade özgürlüğünü kolaylaştırırken yeni sorunlara yol açtığını vurguladı. Fabio, sohbetimizde ve sunumunda son ABD seçimleri sırasında Donald Trump’ın seçim sonuçlarını tanımadığını duyurarak yaptığı çağrının yol açtığı Kongre binasının işgali tartışmasını ısrarla hatırlattı. Fabio, Trump’ın Twitter hesabının kapatılmasının ifade özgürlüğü tartışmalarına yeni bir boyut getirdiğini de vurguladı.

AK Parti ve MHP milletvekillerinin imza koyduğu sosyal medya ve internet haberciliğine sınırlamalar getiren kanun teklifi hafta sonunda TBMM'ye sunuldu. Özgürlük için Friedrich Naumann Vakfı’nın (FNF), Almanya Büyükelçiliği’nde düzenlediği etkinlik denk düştüğü zamanlamayla güncel tartışmalara ışık tutacak.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Siyaset meydanlara indi 23 Mayıs 2022