Yaşamımızda dövizin yeri

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Gündemden düşmeyen ve böyle giderse kolay kolay da düşmeyecek olan dövizin, yaşamımızda nerelerde etken olduğunu ve niçin yaşamımızı bu denli etkilediğini biraz irdeleyelim bugün. Akla ilk gelen ihracat ithalat üzerindeki etkisi deyince, aslında bunun yaşamımızın hangi noktalarında etken olduğunu çalışma hayatı içerisinde olmayan kişilerin de bilmesi ve algılaması en doğal hakkı. Çünkü aslında döviz kurundaki değişim, zannettiğimizden de daha fazla etken durumunda.

Dövizdeki bu yükselişin sebebini çokça konuştuk ve asıl nedenin de faizdeki düşüş olduğunu bilmeyen de kalmadı. Zaten malumun ilamı idi, zira döviz artışına müdahale edebilecek bir rezervimiz de bulunmamakta. Olmadığı da zaten artık net. Faizin yüksek seviyede olmasının ticareti ve piyasayı olumsuz etkilediğini de biliyoruz ve elbette düşük olmasından da yanayız. İyi güzel de, dövizin etkisi daha mı az diye düşünülüyor acaba, onu bilemedim. Gelin bakın birlikte görelim, döviz yükselişi son günlerde neleri etkiledi diye, sonra da kalanları ben tamamlamaya çalışayım.

Gıdadan hazır giyime birçok sektörde hammadde ve mal tedariki durma noktasına geldi, birçok market sabah saatlerinde bazı ürünlerde yüzde 5-10 arasında zam yaptı. Döviz büroları yüksek volatilite nedeni ile tabelalarını geçici süre kapattı gıda ile deterjan gibi petrokimyaya dayalı ürünlerde tedarik durdu. Hazır giyim sektöründe satışlar önemli ölçüde azaldı. Kuyumcular için takı ürünlerinde satışlar durma noktasına geldi. Kimya sektöründe bazı fabrikalar üretimi azalttı veya durdurdu. İthalatlarda gümrükten mal çekiminde önemli ölçüde azalma başladı ve limanlarda yığılmalar meydana geldi. Cep telefonu başta olmak üzere elektronik ürün satan firmaların satışlarında önemli ölçüde azalma olurken, özellikle online satışların kapatıldığı gözlemlendi. Akaryakıtta ise istasyonlarda Çarşamba gecesi gelecek artıştan yararlanmak istenildiği için satış yapılmayınca kuyruklar meydana geldi.

Görüldüğü üzere sektörlerimizin neredeyse büyük bir bölümü dövize bağımlı. Üretimde kullandığımız enerjiden, fabrikalarımızdaki yatırım ürünlerine, makinalara, ilaca; demir-çelikten saca, kumaştan pek çok gıda ürününe kadar hammadde ve yatırım malzemelerimiz, büyük ölçüde ithalata dayalı. Gübre, kimyasal gibi tarım girdileri, nakliye bedelleri, hatta limanlarda ödenen ücretler bile tümüyle döviz bazında. Düğünde takacağınız altının fiyatını da döviz belirliyor, çocuğunuzun okul servis ücretini de. Ayağımıza giydiğimiz ayakkabı, cebimizdeki cep telefonu, evimizdeki televizyon, bilgisayar. Bir kısmı Türkiye’de üretiliyor diye düşünsek dahi, onların da büyük ölçüde hammaddeleri yine yurtdışından ithal ediliyor. Geriye ne kaldı derseniz, çok az olduğunu söyleyebilirim.

Dünya ihracatındaki payımız yüzde 1. İhracatımız ithalatımızı karşılar durumda görünse de, halen ihracatımızın büyük bir bölümünü ithal girdi oluşturmakta. Üstelik ithalatımız ağırlıklı dolar, ihracatımız ise Euro bazlı olunca, oradan da bir gol giriyor kalemize. Fakat yine de o tür firmalar, tümü ile gelirini iç piyasadan temin eden firmalara göre şanslılar, çünkü gelirlerinin büyük bir bölümünü dövizle sağlayarak büyük bir kayba uğramıyorlar. Ürün ithal edip onu iç piyasaya TL ile satanlar ise, bu panikle sürekli fiyat arttırıyorlar, işte o da ortaya önemli bir enflasyon sorununu çıkartıyor. Görülen o ki yaşamımızı Türk Lirası ile sürdürdüğümüzü düşünüyor olsak da, gerçekler pek de öyle değil. TL’yi güçlendirecek hamlelere de daha fazla ihtiyacımız bulunmakta ve TL’nin arkasında hep birlikte durmalıyız. Ve elbette para politikalarını belirlerken, maliye politikasını da göz önünde bulundurarak, reel sektöre de nefes aldırmalıyız. Zira öğrenerek tecrübe etme döneminin bedelini yeterince ödedik.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Sen neymişsin FED abi… 17 Aralık 2021
Şu işsizlik meselesi 03 Aralık 2021
Ben ekonomiyi bilmiyorum 12 Kasım 2021