Yatırım ve üretim unutulunca
AROLAT'tan / Osman S.Arolat Türkiye'de yatırımın, üretimin, yabancı sermayenin önünün açılması için bir yandan makro reformların sürdürülmesi, mikro reformlara başlanması, yatırım ortamının iyileştirilmesi kararlarının hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu da gündemin ekonomi ağırlıklı olması sonucunu getiriyor. Ancak, Türkiye'deki bütün partiler son dönemde değerlere dayalı siyasal gündemde hareket ederek, ekonomik gündemi unutmuş durumdalar. Bu gelişmelerin yarattığı olumsuz tablo arkadaşımız Hüseyin Gökçe'nin haberinde net olarak ortaya çıkıyor. Türkiye'de son dönemde TOBB ve onunla birikte hareket eden 7 sivil toplum örgütü ve TÜSİAD gibi kuruluşlar uzun bir süreden beri "2007 yılının kayıp bir yıl olduğunu, siyasilerin sanal gündemi terk ederek ekonomiye öncelik vermeleri ile 2008 yılının kurtulabileceğini" öne sürüyorlar. Geçen yılın son çeyreğinde büyümedeki daralma üzerine bu uyarılarını daha yüksek sesle ortaya koydular. Hükümetin ekonomi sözcüleri ve Başbakan Erdoğan sözel olarak bir süredir yapısal reformların süreceği, mikro reformların başlatılacağı, GAP projesinin canlandırılacağı yolunda açıklamalarına karşın eyleme geçmediler. Devlet Bakanı Nazım Ekren'in uzun süre GAP eylem planının hazırlığını yapmasının ardından, Başbakan Erdoğan'ın şubat ayı sonunda ya da mart ayında bir açıklama yapması bekleniyordu. Nisan ayı ortasına gelinmesine karşın, eylem planı açıklanıp hayata geçirilmedi. Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu eylem planı da uygulamaya geçmedi. Süreklilik taşıyan iş dünyası ile ekonomi kurmayları arasındaki toplantılar da, ya akamete uğradı, ya da sonuç vermeyen çalışmalar halini aldı. Türkiye IMF ile stand-by çalışmalarının sonuna gelmesine karşın, yeni dönem ilişkisinin ne olacağı konusunda da belirsizlik sona erdirilmedi. Türkiye'nin bu önemli çıpasındaki belirsizliğin yanı sıra, diğer çıpa olan AB konusunda da bir belirsizlik gündeme oturdu. Bütün bunların sonucunda arkadaşımız Hüseyin Gökçe'nin haberinde yer aldığı gibi, 2008 yılının ilk verilerinde de önemli olumsuzluklar gözleniyor. Çari açık iki ayda 7.7 milyar dolara ulaştı, işsizlik son ayda 237 bin kişilik artışla 4 milyon 530 bin kişiye, toplamda yüzde 18.6'ya yükseldi. Dış ticaret açığı ilk iki ayda yüzde 37.2 arttı, yıl sonu enflasyon beklentisi hedefin iki katının üzerine yüzde 8.03'e yükseldi. Şubat ayı sanayi üretiminde bir önceki yıla göre yüzde 2.7 daralma yaşandı son yıllarda. Büyük artış göstererek 20 milyar dolar üzerine çıkan doğrudan yabancı sermaye girişi, yılın ilk iki ayında 1 milyar 592 milyon dolarda kalarak bir yıl öncesinin yüzde 80.3 gerisinde kaldı, geçen yıl sonunun ertelenen ödemeleri gündeme alınınca şubat ayında artıda olan bütçe dengesi, mart sonunda son üç ayda yüzde 31.2 artışla 4 milyar 374 milyon dolara ulaştı. Dünyada da ciddi sorunların yaşandığı bu dönemde siyasetin ekonomiyi, yatırımı ve üretimi unutması, bu olumsuz tabloyu yaratırken, sivil toplum örgütlerinin bir süredir, "Ekonomik gündemi öncelikli kılın" uyarısının ne kadar yerinde olduğunu ortaya koydu. Türkiye'de aslında sadece iktidar değil, TBMM'deki bütün partiler siyasal gündemi değerlere dayalı olarak yürütüyorlar. AK Parti dini değerler öncelikli, MHP ve DTP Türk ve Kürt milliyetçiliği ağırlıklı olarak değerlere dayalı siyaset yapıyorlar. Sosyal demokrat bir parti olarak önceliği üretim ve kalkınma olması gereken CHP'de bu alanlarda siyaset yapma, proje üretme yerine değerler siyaseti yapan iktidar karşısında aynı alanda reddiyeyi esas alan bir siyaset yürütüyor. Kendi siyasetini ortaya koymadan iktidarın söylemine karşı söylem yapmakla yetiniyor. Bu nedenle şimdi sadece iktidarın değil, muhalefetin de değerlere dayalı siyaseti ve gündemi hemen bırakarak, ekonomi ağırlıklı, yatırım üretim ve ihracat sorunlarını ele alarak buna uygun bir gündem oluşturmaları gerekiyor. Ancak; sivil toplumun önerdiği gibi bunun sağlanabilmesiyle 2008 yılı az zararla aşılabilir. Aksi halde Hüseyin Gökçe'nin haberinde ortaya koyduğu tablo, yıl sonunda çok daha kötü olacaktır.