Yeni bir başlangıç mı?

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Şu anda Ankara kulislerini “koltuk” olayı meşgul ediyorsa da, aslında geçtiğimiz hafta Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapacakları toplantı sonucunda Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açılması, hiç olmazsa bu yönde bir açılımın ilk adımlarının atılması bekleniyordu. Hızla değişen dünya ortamında Türkiye ve en büyük iktisadi ortağı AB sayısız güçlüklerle karşı karşıya bulunurken, bize tahsis edilen kıymetli satırları “koltuk” krizinin ayrıntılarını tartışmaya tahsis etmeyeceğiz (meraklısı Google’a başvurabilir). Ancak, olayın yorumlanmasında tezahür eden heyecan bile uluslararası siyasette imajın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor ve Türkiye’nin verdiği imajın 21. yüzyıl değerleriyle uyumlu olmadığı izlenimi hâsıl oluyor.

● Yeni bir sayfa açma niyeti koltuk sorunu dolayısıyla sallantılı bir başlangıç yaptı. Bu sorun gerçekten de, herkesin ifade ettiği gibi sembolik olarak çok önemli bir olay mı?

Kişisel kanaatim samimi bir protokol kazasının yaşandığı merkezindedir. Cumhurbaşkanlığı protokolüyle ilgili görevlilerin bu konuda yeterli birikimleri olmaması muhtemeldir. Eğer işin organizasyonu tamamen Dış İşleri Bakanlığı’nın tecrübeli diplomatlarına bırakılsaydı, AB protokol sorumlularının olayı Konsey ve Komisyon arasındaki öncelik mücadelesi için kullanma arzularına rağmen, böyle bir sorun yaşanmayabilirdi. Maalesef, şu anda bu sembolik konu o kadar ön plana geçmiş bulunuyor ki, toplantının neden yapıldığı üzerinde konuşmayı bile unuttuk. Dikkatler bambaşka bir yöne kaydı. Bu gelişmenin taraflardan herhangi birinin çıkarına olduğundan emin olamıyorum ama özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden imzasını çektiğini ilan ettiği bir ortamda Türk hükümetini kesinlikle müşkül duruma düşürdüğünü değerlendiriyorum.

● Gündemde aslında önemli sorunlar var. Bunlardan söz etsek!

Şurası aşikar ki, AB’yi şu sırada en yakından ilgilendiren sorun Suriyeli mültecilerdir. Bunun yanında Gümrük Birliği’nin değişen koşullara uyarlanması var. Türkiye vatandaşlarına AB ülkelerine vizesiz seyahat hakkı verilmesinde, AB ise Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sicilini iyileştirmesinde ısrar ediyor. Bu sorunların hepsi birbiriyle bağlantılı. AB demokrasi ve insan hakları alanlarında ilerlemeyi, diğer konularda ilerlemenin ön koşulu olarak ileri sürmekte. Ancak, mülteci sorununun acilliği, bu konunun muhtemelen demokrasi ve insan hakları çerçevesi dışında ele alınmasıyla sonuçlanacaktır. Avrupa’nın mülteciler konusunda bir anlaşmaya varmakta büyük çıkarı olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmuyor.

● Türkiye reformlar yapmayı vaat ediyor ve AB’ye katılma niyetini her daim yineliyor. Sizce reformları yapmakta ne kadar kararlı?

Söylemi bir yana bırakarak davranışları esas alacak olursak, Türkiye’nin üye olmaya ancak kendi öngördüğü şartlar dahilinde ilgi duyduğunu ifade etmek mecburiyetindeyiz. Kullandığı söylem ilişkilerin mevcut durumunu meşrulaştırmayı amaçlar gözüküyor, hükümetin izlediği siyaseti şekillendirecek bir hedef teşkil ettiği izlenimi vermiyor.

● Sizce Avrupa bu söylemi ne derecede inandırıcı buluyor?

Zaten Avrupa da, hedefi Türkiye’yi üyelikten uzak tutmak olan kendi oyununu oynuyor. Bu açıdan Türkiye’nin izlediği yolun Avrupa’yı memnun ettiğini dahi söyleyebiliriz. AB’nin “üyelik müzakerelerini sonlandırıyorum” demesi zordur ama zaten görüşmelerin üyelik yönünde ilerlemesi söz konusu değil. Görünüşe bakarsak, AB sözde üyeliğe aday bir komşusu varmış gibi bir hava yaratırken, yetkililerin sözlerinde Türkiye’nin uzun vadede üye olabileceğine dair herhangi bir atıfta bulunulmadığını görüyorsunuz.

● Oynanan sadece bir tiyatro mu, ne der siniz?

Siyaset her zaman geniş ölçüde tiyatro unsurlarını içerir. Dolayısıyla, olanlarda şaşılacak bir şey yok. Ancak taraflar söylemi kullanarak ilişkilerinde bir kopma meydana gelmesini engellemeye çalışıyorlar. Gerçekte ne olduğunu çözmeye çalıştığımızda, ilişkilerinin içeriğinin, ne olduğuna ilişkin değerlendirmelerle arasında ciddi farklar olduğunu ve ilişkilerin dosya temeline indirgenmeye başladığını görüyoruz. Somut koşullarda değişiklik meydan geldiği ölçüde, dosya temelindeki ilişkiler yeniden daha köklü bir içerik kazanmak yönünde ilerleyebilir.

Koşullarda değişiklik meydan gelmesi ifadesinden kastettiğim şekillenmekte olan yeni dünya düzenidir. ABD ve AB giderek birlikte hareket ediyorlar. Şu anda Rusya ile aralarında giderek artan bir rekabet var, Çin ile de rekabet giderek yoğunlaşıyor. Bu rekabet sadece iktisadi konuları değil, güvenlik sorunlarını da kapsıyor. Bu alanlardaki gelişmelerin Türkiye’nin gerek ABD gerek AB ile olan ilişkilerini etkileyeceği kesindir. Belirsizliğin egemen olduğu şu ortamda belki de yapılabilecek tek şey, söylem biraz teatral görünüm yaratsa da, konuşmaya-görüşmeye devam etmektir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Yeniden düşünme zamanı 30 Ağustos 2021
Taliban’ın yükselişi 23 Ağustos 2021