Yeni dünya düzeni mi, eski alışkanlıkların son çırpınışı mı?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Dünya ekonomisi son yıllarda bir kav­ram etrafında dönüp duruyor: Yeni Dünya Düzeni.

Siyasetçiler bu kavramı meydanlarda, yatırımcılar sunumlarda, akademisyenler konferans salonlarında kullanıyor. Ancak asıl soru şu: Gerçekten yeni bir düzene mi geçiyoruz, yoksa eski alışkanlıklar son bir direnç mi gösteriyor?

Tarihte hiçbir düzen bir gecede değiş­medi. Roma’nın çöküşü yüzyıllar aldı, Bretton Woods sistemi tek bir kararla de­ğil, güven kaybıyla çözüldü. Bugün yaşa­dıklarımız da ani bir kopuştan ziyade, ya­vaş ama derin bir dönüşümün sancıları olabilir.

Küresel Ekonomi Neden Huzursuz? Son beş yılda dünya ekonomisinin dili değişti. Eskiden “büyüme”, “verimlilik”, “serbest ticaret” konuşulurdu. Bugün ise “jeopoli­tik risk”, “tedarik zinciri güvenliği”, “stra­tejik özerklik” kavramları ön planda.

Bu değişimin temel nedeni, küreselleş­menin vaat ettiği istikrarın beklendiği gibi çalışmaması. Pandemiyle başlayan kırıl­ma, savaşlar, enerji krizleri ve finansal dal­galanmalarla derinleşti. Ülkeler şunu fark etti: Ucuz olan her zaman güvenli değildir.

Bu farkındalık, serbest piyasa refleksle­rinin yerine korumacı içgüdüleri koydu. Gümrük duvarları yeniden yükseldi, “yerli ve milli” söylemler ekonomik stratejilerin merkezine oturdu.

BRICS ve çok kutupluluk tartışması

Son dönemde sıkça duyduğumuz bir başka kavram da çok kutuplu dünya. Özel­likle BRICS ülkeleri üzerinden yapılan analizler, Batı merkezli ekonomik düzenin çözüldüğü iddiasını güçlendiriyor.

Ancak burada ince bir ayrım var. Çok ku­tupluluk, mutlaka yeni bir düzen anlamı­na gelmez. Bazen bu, mevcut sistemden memnun olmayan aktörlerin pazarlık gü­cünü artırma çabasıdır.

Bugün alternatif ödeme sistemleri, yerel para ile ticaret ve dolar dışı rezerv arayış­ları konuşuluyor. Fakat küresel ticaretin büyük kısmı hâlâ aynı altyapı üzerinden dönüyor. Yani sahnede yeni aktörler var ama dekor büyük ölçüde aynı.

Finansal sistem: Değişim mi, makyaj mı?

Merkez bankalarının son yıllardaki adımları da bu belirsizliğin bir yansıması. Bir yandan enflasyonla mücadele edilir­ken, diğer yandan finansal sistemin kırıl­ganlığı korunmaya çalışılıyor.

Faizler yükseltiliyor ama borçluluk se­viyesi düşmüyor. Likidite daraltılıyor ama piyasa her sarsıntıda yeniden destekleni­yor. Bu tablo, aslında eski alışkanlıkların hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor.

Yeni bir düzen iddiası varsa, bunun be­deli olur. Bugüne kadar ise bedel ertelendi, ötelenmiş riskler biriktirildi.

Asıl soru: Zihniyet değişti mi?

Tarih bize şunu öğretir:

Gerçek dönüşüm, kurallardan önce zih­niyette başlar.

Bugün dünyada karar alıcılar hâlâ kısa vadeli büyümeyi, uzun vadeli dayanıklılı­ğın önüne koyuyor. Seçim takvimleri, pi­yasa tepkileri ve kamuoyu baskısı, radikal değişimleri zorlaştırıyor.

Bu nedenle yaşadığımız dönem, belki de yeni bir düzenin doğuşundan çok, eski dü­zenin son refleksleri olabilir. Sistem de­ğişmek istiyor ama aktörler alışkanlıkla­rından vazgeçemiyor.

Sonuç yerine: Geçiş dönemlerinin belirsizliği

Yeni Dünya Düzeni söylemi kulağa iddi­alı geliyor. Fakat tarihsel deneyim bize şu­nu söylüyor:

Geçiş dönemleri net olmaz, gri olur. Bu­gün tam olarak o gri alandayız. Ne eski dü­zen tamamen çöktü, ne de yenisi netleşti. Bu belirsizlik, yatırımcıyı temkinli, tüketi­ciyi huzursuz, devletleri ise daha içe kapa­nık hale getiriyor.

Belki de doğru soru şu olmalı:

Dünya yeni bir düzene hazır mı, yok­sa eski alışkanlıkların konforunu terk et­mekten hâlâ korkuyor mu?

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.132,23 0,16 %
Dolar 47,8466 0,05 %
Euro 55,2027 0,11 %
Euro/Dolar 1,1530 0,00 %
Altın (GR) 6.704,78 -1,28 %
Altın (ONS) 4.356,07 0,11 %
Brent 85,8600 -1,60 %