Yeni dünya düzeninde değişen roller

Zeynep GÜRCANLI
Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel zeynep.gurcanli@dunya.com

21. yüzyılın yeni dünya düzeni, Çin ile ABD’nin soğuk savaşı etrafında belirginleşiyor.

Ancak bu yeni düzende, bir önceki yüzyılda izledikleri politikalardan farklı misyonlara ve tavırlara bürünen ülkeler de var. Bunun en belirgin örneği Almanya. Angela Merkel’in Almanya’sı, bir tarafta ABD, diğer tarafta Çin ve Rusya’nın kümeleştiği yeni düzende kendisine “barış yapıcı” rolü biçmiş görünüyor. Bu durum son birkaç yıl içinde, dünyanın farklı kesimlerindeki çatışmalarda iyice belirgin hale geldi;

• Libya’da Almanya, iç savaşı bitirmek üzere doğu ve batı arasında diyalog kurma çabasını üstlendi. İki taraf arasındaki mekik diplomasisi yürüten Almanya’nın çabaları, BM ve ABD’nin de devreye girmesiyle, Libya’da önce ateşkese, ardından da iki tarafın onayıyla kurulan ortak hükümete dönüştü.

• Suriye savaşıyla ortaya çıkan mülteci krizini çözmek için kolları sıvayan Almanya, bu çerçevede Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde Türkiye-AB arasında mülteci anlaşmasının mimarı oldu. Almanya Ege ve Akdeniz’de de harekete geçti. Türkiye ile Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmelerin başlamasında, iki Başkent arasında mekik diplomasisi yürüten Alman diplomat ve siyasetçilerin payı büyük oldu.

• Almanya şimdilerde aslında Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan, ancak ABD’nin de Rusya’ya meydan okumasına vesile olan Donbass krizine el atmış görünüyor. Geçen hafta Putin’le görüşen Merkel, bir yandan Rusya’nın Ukrayna sınırına yaptığı askeri yığınağı kaldırmasını istedi, diğer yandan da krizin çözümünde diplomasiyi öne çıkarmak için Rusya, Ukrayna, Fransa ve Almanya’nın oluşturduğu “Normandiya formatının” işletilmesini önerdi. (Putin, Batı ittifakı/NATO içinde S-400’lerle yarattığı Türkiye çatlağının bir benzerini de, Almanya ile Rusya’dan Kuzey Avrupa’ya uzanan boru hattı Kuzey Akım ile oluşturmuştu. ABD Başkanı Biden’ın Kuzey Akım’a karşı sesini iyice yükselttiği bu dönemde, Rus lider Almanya’nın projeyi askıya almasını istemiyor. Merkel de belli ki bu avantajı Donbass’ta diplomasi için kullanabileceğini görüp, ona göre hareket ediyor.)

Artık yeni bir Çin var

21. yüzyıl soğuk savaşında başat rol üstlenen Çin’in de, bu role uygun yeni tavrının izleri belirginleşiyor.

Çin 20. yüzyıl soğuk savaşında -kendi komşu coğrafyası hariç- uluslararası meselelerde hiç öne çıkmamayı tercih ediyordu. Bunu da BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmasına rağmen, iki Körfez Savaşı’ndan, Yugoslavya iç savaşına kadar büyük uluslararası krizlerde çoğunlukla “çekimser” oy kullanıp, geride kalarak gösterdi.

O kadar ki, NATO uçaklarının 1999’daki Sırbistan operasyonunda Belgrad’daki Çin Büyükelçiliği de vurulmuş olmasına rağmen, Pekin yönetimi konuyu büyütmedi.

Uluslararası meselelerde öne çıkmak yerine, sessizce ekonomik kalkınmaya odaklanan Çin’in bu tavrı, Çinli Lider Xi Jinping’in 2013’te ortaya attığı “Kuşak Yol projesi” ile değişmeye başladı.

Önceleri uluslararası bir ekonomik kalkınma projesi olarak lanse edilen Kuşak/Yol’un aslında bundan çok daha fazlası olduğu zamanla ortaya çıktı; Önce Afrika’ya el atıp, fakir ülkeleri borç vererek kendisine bağlayan Çin, işi bu kıtada denizaşırı askeri üsler kurmaya kadar vardırdı.

ABD’nin Trump dönemindeki içe kapanmasını da iyi kullanan Çin, Avrupa ve Ortadoğu’ya da açıldı. Avrupa’da özelleştirmelerden yararlanıp, Akdeniz ve Ege’de onlarca liman satın aldı, Ortadoğu’ya ise yine kredi/hibe/teknoloji transferi ile girdi. Suriye’de, Irak’ta birbiri ardına enerji, altyapı ve ulaştırma projeleri alan Çin, son olarak İran’la imzaladığı 25 yıllık stratejik anlaşma ile “Ortadoğu siyasetinde ben de varım” dedi.

Dünyaya açılırken kendi iç sorunlarına da el atan Pekin yönetimi, Hong Kong’da demokrasiyi bitiren adımlara, Doğu Türkistan’da ise Uygur Türkleri’ne soykırım denebilecek uygulamalara yöneldi.

“Savaşçı kurt diplomasisi..."

Tüm bunları yaparken, Çin’in “sessiz ve derinden” tavrı da değişti.

20. yüzyılda ABD’nin eleştirilerine karşı susup, sabırla ve sessizce bildiği yolda yürümeyi tercih eden Çin, Alaska’da Biden yönetimiyle ilk yüz yüze görüşmede Amerikan heyetine yüksek perdeden yanıt verdi.

Çin’in “yüksek sesle karşılık vermeye” ilişkin bu yeni tavrına isim de takıldı; “savaşçı kurt diplomasisi...”

Ancak Çin, bu takma ada bile aynı tavırla karşılık verdi; Çin’in Dublin’deki Büyükelçiliği resmi sosyal medya hesabından bu söylentilere Ezop’un ünlü “kurt ve kuzu” hikayesiyle karşılık verip, asıl kurdun “Çin’i kurt olmakla suçlayanlar” olduğunu ima etti.

Brezilya’da da benzer örnek yaşandı; Brezilya Cumhurbaşkanı Bolsonaro’nun oğlunun koronavirüsün yayılmasından Çin’i sorumlu tutması üzerine, bu ülkedeki Çin Büyükelçisi karşı atağa geçti; Bolsonaro’nun siyasi rakipleri ve kabineden attığı Sağlık Bakanı’yla görüşmeler yapıp fotoğrafları Çin Büyükelçiliği’nin resmi internet sitesinde yayınladı. Yine resmi sosyal medya hesaplarından, Bolsonaro’nun oğluna da “Belli ki Cumhurbaşkanı’nın oğlu zihnini etkileyen bir virüs kapmış, bu virüs Çin-Brezilya ilişkilerini etkiliyor” yanıtı verildi.

Fransa da Çin’in “savaşçı kurt diplomasisinden” nasibini aldı; COVID-19 salgını için Çin’i suçlayanlara karşı Çin’in Paris Büyükelçisi de sosyal medyadan “asıl suçlu, pandemiyle doğru dürüst mücadele edemeyen Avrupalılardır” dedi ve Fransa Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı. Yine aynı Büyükelçi’nin, Tayvan’a gidecek Fransız senatörlere hitaben tehditvari mesajlar içeren bir mektubu yayınlaması da Fransa-Çin diplomatik krizini iyice alevlendirdi.

Son örnek de Türkiye’de yaşandı; Çin Büyükelçiliği Uygur politikasına yüklenen İyi Parti Lideri Akşener ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Yavaş’ı resmi sosyal medya hesaplarından, isimlerine atıf da yaparak, eleştirdi. Çinli Büyükelçi Dışişleri Bakanlığı’na çağırılıp uyarıldı. Ancak AK Parti hükümetinden kamuoyu önünde hiçbir açıklama yapılmadı. Bu durum da diplomatik çevrelerde “Türkiye’de ekonomik krizle boğuşan hükümet, potansiyel yatırımcı ve kredi sağlayıcı Çin’i küstürmek istemedi” olarak yorumladı.

Türkiye'nin rolü

AK Parti hükümeti de 2010’lu yıllarla birlikte 21. yüzyıl düzeninde Türkiye’ye yeni bir rol biçmek için atağa kalkmıştı. Suriye’ye yönelik operasyonlar, Libya’yla imzalanan anlaşmalar, Mısır ve İsrail’le gerginlik politikaları, Katar ve Somali’de kurulan askeri üsler, Doğu Akdeniz’de donanma eşliğinde petrol aramaya gönderilen araştırma gemileri hep bu atağın parçaları oldu.

Ancak 2021’de gelinen nokta, Türkiye içinde ağırlaşan bir ekonomik kriz ile yeni uluslararası rol için atılan hemen tüm adımlarda geriye dönüş oldu.

Türkiye şimdilerde;

Mısır ve İsrail’le barışmak için Müslüman Kardeşler ve Hamas’a verilen destekleri “görünmez kılmakla”,

Suriye’de en başta konulan “barış koridoru” hedefi yerine birkaç cebi korumaya çalışmakla,

AB ile ilişkileri düzeltmek uğruna araştırma gemilerini Antalya Körfezi ve Karadeniz’e geri çekmekle,

Libya’da ise olabildiğince sessiz kalıp, imzalanmış anlaşmaların feshedilmesinin önüne geçmeye çabalamakla meşgul.

Büyük heveslerden geriye, iç kamuoyuna tersini anlatan TRT dizileri ile, “değerini yitirmiş” yalnızlık kalmış görünüyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
NATO’ya Biden damgası 17 Haziran 2021
Afganistan meselesi... 10 Haziran 2021
Biden’ı beklerken… 08 Haziran 2021
Asıl mesele demokrasi 01 Haziran 2021