Yeni Fed başkanı ile güçlü dolar mı?
ABD Merkez Bankası’nın (Fed) başına Kevin Warsh’ın gelmesiyle birlikte yalnızca para politikası değil, merkez bankacılığı dili de değişmeye başladı.
Jerome Powell döneminin piyasalara önceden yön veren, beklentileri şekillendirmeyi amaçlayan iletişim anlayışı yerini daha mesafeli ve daha az ipucu veren bir yaklaşıma bırakıyor. Warsh, para politikasının her adımının önceden tahmin edilebilir olmasını doğru bulmuyor.
Ona göre piyasa, Fed’in her hamlesini önceden okuyabiliyorsa, merkez bankasının etkinliği de azalır, Fed’in karar alma sürecinin belirli ölçüde belirsizlik taşıması gerekir. İlk toplantıdan çıkan mesajlar da bu yaklaşımı destekledi. Enflasyonla mücadelede tavizsiz bir duruş sergilenirken, bilanço küçültme politikasının da kararlılıkla sürdürüleceği açıklandı. Böylece hem fiyat istikrarının korunması hem de olası yeni krizler için Fed’in hareket alanının genişletilmesinin hedeflendiği anlaşılıyor.
Güçlü doların arkasında ne var?
Bu politika değişiminin en görünür sonucu doların değer kazanması oldu. Dolar endeksi son toplantının ardından son bir yılın en yüksek seviyelerine ulaştı.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Fed’in resmi hedefi güçlü dolar üretmek değil; fiyat istikrarını sağlamak ve enflasyonu kontrol altında tutmak. Güçlü dolar ise uygulanan sıkı para politikasının doğal sonucu gibi görülse de, faiz artışı beklentilerinin de etkili olduğu değerlendirilebilir.
Esasen Warsh’ın uzun yıllardır serbest ticaret ve güçlü dolar yanlısı görüşleriyle tanınması, bu gelişmelerin yalnızca teknik para politikası çerçevesinde değerlendirilmesini zorlaştırıyor. Özellikle Trump yönetiminin zaman zaman dile getirdiği zayıf dolar tercihinin aksine, mevcut yaklaşım daha farklı bir anlayışa işaret ediyor.
Çin gerçekten dolardan uzaklaşıyor mu?
Güçlenen doların Çin ve Rusya’ya karşı planlı bir ekonomik baskı stratejisinin parçası olduğu yönünde yorumlar yapılıyor. Ancak mevcut veriler bu iddiayı tam olarak doğrulamıyor. Çin'in elindeki ABD Hazine tahvilleri son yılların en düşük seviyesine gerilemiş olsa ve Çin Merkez Bankası altın rezervlerini artırmayı sürdürüyor olsa da, 2330 tona ulaşan altın rezervinin geldiği seviye itibarıyla merkez bankası toplam rezervlerinin yalnızca %9’u kadar olması rezerv yönetiminde çeşitlendirme ihtimalini daha da güçlendiriyor.
Aynı dönemde küresel yatırımcıların ABD Hazine tahvillerine ilgisi azalmış değil. Aksine özel sektörle beraber yabancı yatırımcıların toplam tahvil stoku tarihi zirvelere ulaşmış durumda. Bu tablo, dünyada genel bir “dolardan kaçış” yaşandığı tezini desteklemiyor. Üstelik birçok uluslararası analist, Çin›in farklı finans merkezleri üzerinden tuttuğu varlıklar dikkate alındığında gerçek pozisyonunun açıklanan rakamlardan daha yüksek olabileceğini belirtiyor.
Hazine, Fed farklı yöne mi?
Asıl dikkat edilmesi gereken gelişme, Fed ile ABD Hazinesi arasındaki doğal politika ayrışmasıdır. Fed enflasyonu kontrol etmek amacıyla bilançosunu küçültürken, artan bütçe açıkları nedeniyle Hazine daha fazla tahvil ihraç etmek zorunda kalıyor. Bir kurum piyasadan likidite çekerken diğerinin daha fazla borçlanması, tahvil faizleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Özellikle uzun vade uzadıkça bu baskının daha da belirginleştiği gözlemleniyor. Bu durum çoğu zaman bilinçli bir strateji gibi yorumlanabiliyor.
Ancak bu kurumlara sorarsanız herkes kendi görevini yapmaya çalışıyor. Sonuç olarak; Warsh döneminde Fed daha sıkı, daha temkinli ve daha az konuşan bir merkez bankasına dönüşüyor. Güçlü dolar da bu politikanın doğal çıktılarından biri olarak öne çıkıyor. Ancak bundan hareketle ABD›nin Çin ve Rusya›ya karşı kapsamlı bir finansal kuşatma planı yürüttüğünü söylemek kolay olmasa da; yakın geçmişte yaşanan gelişmeler bu tür teorilerin de tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini düşündürüyor.
Küresel finans sistemi giderek çok kutuplu bir yapıya evrilmesi Amerikan Doları’nın küresel sistemdeki belirleyici konumunu tartışılır gösterse de güncel veriler bunu tam olarak desteklemiyor. Bakalım gelecek ne gösterecek.