Yeni greenwashing: AI-washing

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Önümüzdeki yıllarda şirketleri birbirinden ayıracak unsur, en fazla yapay zekâ uygulamasına sahip olmak olmayacak. En güvenilir yapay zekâ uygulamalarına sahip olmak olacak. Tıpkı sürdürülebilirlikte olduğu gibi…

Bir dönem neredeyse her şir­ket sürdürülebilirdi. En azından öyle görünüyordu. Web siteleri yeşile boyanmış, faaliyet raporları "çevresel etki" başlık­larıyla dolmuş, ürünlerin üzerine birkaç yaprak figürü eklenmişti. Oysa zaman içinde görüldü ki bu söylemlerin önemli bir bölümü gerçek bir dönüşümü değil, algı­yı yönetmeyi amaçlıyordu. "Gre­enwashing" olarak adlandırılan bu yaklaşım, yalnızca tüketicile­rin güvenini zedelemedi; gerçek­ten dönüşmeye çalışan şirketle­rin de görünürlüğünü azalttı.

Bugün benzer bir tabloyu fark­lı bir başlık altında izliyoruz. Bu kez rengi yeşil değil.

Anahtar kelimesi "yapay zekâ." (AI)

Artık neredeyse her ürün, her hizmet ve her şirket kendisi­ni "AI destekli" olarak tanımlı­yor. Sunumlarda yapay zekâ var, reklamlarda yapay zekâ var, yatı­rımcı toplantılarında yapay zekâ var. Peki gerçekten var mı? Yok­sa yeni dönemin en popüler pa­zarlama aracıyla mı karşı karşı­yayız?

Çünkü yapay zekâ bugün yal­nızca teknolojik bir gelişme de­ğil; aynı zamanda güçlü bir itibar göstergesine dönüşmüş durum­da. Şirketler yatırımcıya daha yenilikçi görünmek, müşteride güven oluşturmak ya da rekabet­ten geri kalmadığını göstermek için "AI" etiketini giderek daha fazla kullanıyor.

Ancak yapay zekâyı anlatmak ile yapay zekâyı gerçekten kul­lanmak arasında büyük bir fark bulunuyor.

Tam da bu nedenle dünyada yeni bir kavram giderek daha faz­la konuşuluyor: AI-washing.

Algı ile dönüşüm arasındaki ince çizgi

AI-washing, bir kurumun ya­pay zekâ kapasitesini olduğun­dan büyük göstermesi ya da as­lında geleneksel yazılım çözüm­lerini "AI" etiketiyle sunması olarak tanımlanıyor.

Bazen bu kasıtlı bir pazarla­ma stratejisi oluyor. Bazen ise kurumlar gerçekten yapay zekâ kullandıklarını düşünüyor; an­cak kullandıkları sistemler yıl­lardır var olan otomasyon araç­larının biraz daha gelişmiş versi­yonlarından ibaret kalıyor.

Bugün birçok kurum için ya­pay zekâ, iş süreçlerini yeniden tasarlayan stratejik bir dönü­şümden çok, sunumların ilk say­fasında yer alan bir ifade hâline gelebiliyor.

Oysa gerçek dönüşüm; bir soh­bet robotu eklemekten, birkaç raporu otomatik üretmekten ya da hazır bir büyük dil modelini şirket içine entegre etmekten çok daha fazlasını gerektiriyor.

Yapay zekâ kullanan şirket ile yapay zekâ odaklı çalışan şirket aynı şey değildir. Birincisi tekno­loji satın alır. İkincisi ise organi­zasyonunu yeniden tasarlar.

Karar alma süreçlerinden yet­kinlik modeline, veri yönetişi­minden etik ilkelere, insan kay­nağından performans göster­gelerine kadar bütün sistemi yeniden düşünür. Asıl rekabet avantajı da burada ortaya çıkar.

Çünkü yapay zekâ artık tek ba­şına bir teknoloji yatırımı değil; kurumsal dönüşüm kapasitesinin göstergesidir. Tarih bize benzer örnekleri daha önce de gösterdi.

Bir dönem "dijital dönüşüm" başlığı altında yapılan pek çok yatırım yalnızca süreçleri bilgi­sayara taşımaktan ibaret kaldı. Daha sonra sürdürülebilirlikte benzer bir dalga yaşandı. Gerçek değişim yerine söylem öne çıktı­ğında, güven de zamanla aşındı.

Şimdi aynı riski yapay zekâ için taşıyoruz.

Gerçek rekabeti belirleyecek olan teknoloji değil, güven olacak

Yapay zekâ konusunda en bü­yük risk teknolojinin kendisi de­ğil.En büyük risk, güvenin aşın­masıdır.

Müşteriler, yatırımcılar ve dü­zenleyici kurumlar artık yalnız­ca "AI kullanıyoruz" cümlesiyle yetinmeyecek. Nasıl kullandığı­nızı, hangi verilerle çalıştığınızı, kararların nasıl üretildiğini, in­san denetiminin nasıl sağlandı­ğını ve ortaya çıkan değerin ger­çekten ölçülüp ölçülmediğini sorgulayacak.

Avrupa Birliği'nin Yapay Zekâ Yasası (AI Act) da aslında tam olarak bu noktaya işaret ediyor. Yapay zekânın yalnızca geliştiril­mesini değil; şeffaf, güvenilir ve hesap verebilir biçimde kullanıl­masını da düzenlemeyi amaçlı­yor. Teknoloji olgunlaştıkça, de­netim mekanizmalarının da güç­lenmesi kaçınılmaz hale geliyor.

Bu nedenle önümüzdeki yıl­larda şirketleri birbirinden ayı­racak unsur, en fazla yapay zekâ uygulamasına sahip olmak ol­mayacak. En güvenilir yapay zekâ uygulamalarına sahip ol­mak olacak. Tıpkı sürdürülebi­lirlikte olduğu gibi…

Gerçek dönüşüm sessiz iler­ler. Gösterişli sloganlara ihtiyaç duymaz. Sonuçları konuşur. Ya­pay zekâ da aynı yolu izleyecek. Bugün kurumların kendileri­ne sorması gereken soru "Yapay zekâyı kullanıyor muyuz?" değil, "Yapay zekâ gerçekten iş yapış biçimimizi değiştiriyor mu; yok­sa biz sadece değişmiş gibi mi gö­rünüyoruz?"

Çünkü geleceğin rekabetinde kazananlar, yapay zekâyı en çok anlatanlar değil, onu en doğru yönetenler olacak.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 13.779,39 -0,14 %
Dolar 47,6982 0,15 %
Euro 55,1325 0,46 %
Euro/Dolar 1,1558 0,30 %
Altın (GR) 6.649,93 2,01 %
Altın (ONS) 4.341,95 2,39 %
Brent 81,5190 -1,49 %