Yeni hedef, 100 milyar dolarlık transit ticaret ekonomisi
Geçtiğimiz haftalarda Dışyönder Başkanı şapkamla ‘transit ticaret yapanların tamamına Kurumlar Vergisi avantajı verilmeli’ diye bir demeç yayınlayınca, epey geri dönüş aldım. Düşüncemize tercüman oldunuz diyenler ağırlıklıydı. Zira ülkemizde eğer transit ticaretçiyseniz, yani bir ülkeden satın alıp bir başka ülkeye satıyorsanız çok da özel bir yere sahip değilsiniz.
Türkiye’de üretim yapan ihracatçının sahip olduğu hiçbir avantaj bu firmalara sunulmuyor. Yeşil pasaport da buna dahil. Üretim elbette önemli, istihdam sağlıyor ülkeye gelir yaratıyor. Ama unutmamak gerekir ki transit ticaret yapan bir tüccar da ülkeye gelir sağlıyor ve kazancı üzerinden de vergisini ödüyor. Üstelik eskilerin tabiri ile elin taşıyla elin kuşunu vuruyor. Öyleyse transit ticaretle ihracat yapan firmalar neden ihracatçı sayılmıyor. Burada bir yara var ve ben de ona parmak basayım dedim bugün.
Transit ticaretin devleri, dünyanın da en yüksek gelirli ülkeleri
Dünyanın transit ticarette en başarılı ülkeleri aynı zamanda dünyanın en yüksek gelirli ekonomileri arasında. Bunun nedeni daha fazla üretmeleri değil, ticaret akışlarını yönetmeleri. İlk sırada Singapur var. Singapur’un yüzölçümü İstanbul’un yaklaşık yarısı kadar olmasına rağmen bugün dünyanın en büyük aktarma ve transit merkezlerinden biri. Singapur’da gerçekleştirilen ihracatın yaklaşık yüzde 40’ı transit ihracat niteliğinde. Ülke, dünyanın en büyük aktarma limanlarından birine sahip olup küresel tedarik zincirlerinin de merkezinde yer alıyor.
Avrupa’nın lojistik kalbi olarak kabul edilen Hollanda, Rotterdam Limanı sayesinde kıtanın giriş kapısı konumunda. 17 milyon nüfuslu ülke, Avrupa’ya giren milyonlarca konteynerin dağıtım merkezi olarak çalışmakta. Hollanda’nın başarısı sadece liman yatırımlarından değil; gümrük süreçlerinin hızından, serbest bölgelerden ve transit ticareti teşvik eden politikalarından da kaynaklanmakta. Bugün Rotterdam’a gelen birçok ürün Avrupa’nın farklı ülkelerine yönlendirilmekte.
Ve Dubai. 1985 yılında kurulan Jebel Ali Serbest Bölgesi, bugün 11 binden fazla uluslararası şirkete ev sahipliği yapıyor. 2024 yılında bölge üzerinden gerçekleşen ticaret hacmi yaklaşık 190 milyar dolar seviyesine ulaşmışırken, bölge doğrudan ve dolaylı olarak yaklaşık 130 bin kişiye istihdam sağlamakta. Bu örnekler transit ticaretin yarattığı etkinin aynı zamanda lojistik ve istihdam açısından da ne denli önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Transit ticaret yapanlar da ihracatçı sayılmalı
Belki de artık en önemli tartışmalardan biri bu olmalı. Bugün bir firma Türkiye’de üretim yaparak veya yurtiçinden satın alım yaparak ihracat gerçekleştirdiğinde ihracatçı kabul ediliyor. Peki; Türkiye’de antrepo kullanan, Türkiye üzerinden dağıtım yapan, Türkiye’de depolama hizmeti alan, Türkiye’de finansman, sigorta ve lojistik hizmeti satın alan, Türkiye’ye döviz kazandıran bir transit ticaret şirketi neden ihracatçı olarak değerlendirilmiyor? Aslında transit ticaret, görünmeyen bir hizmet ihracatı.
Mal Türkiye’de üretilmemiş olabilir; ancak ticaret operasyonunun yönetimi, depolama hizmetleri, lojistik organizasyonu, finansman ve gümrük hizmetleri Türkiye’den sağlanmakta. Dolayısıyla ortaya çıkan katma değer de ülke içinde yaratılmakta. Bu nedenle transit ticaret yapan firmalara; ihracatçı statüsü verilmesi, ihracatçı birliklerine üyelik hakkı tanınması, belirli ihracat desteklerinden yararlanmaları ve döviz kazandırıcı faaliyet kapsamına alınmaları ciddi bir ivme yaratabilir. Gerek Ticaret Bakanlığı’mızın, gerekse Hazine ve Maliye Bakanlığımızın bu önemli fırsatı gözden kaçırmamalarını temenni ediyorum.
Köprü olmaktan merkez olmaya
Türkiye’nin coğrafi avantajı yüzyıllardır orada duruyordu; ancak bu avantajın ekonomik bir güce dönüşmesi, doğru zamanlama, altyapı yatırımı ve stratejik vizyonun bir araya gelmesini gerektiriyor.
Türkiye’nin hedefi sadece transit ülke olmak değil, küresel ticaretin yönünü etkileyebilen, yükün üzerinde katma değer üreten, yön veren bir lojistik merkez haline gelmek olmalı. Bu dönüşüm gerçekleştiğinde Türkiye, sadece coğrafyasından değil, kurduğu sistemden de kazanan bir ülke konumuna yükselecek.
Doğru konumlandırılırsa transit ticaret, Türkiye için bir tercih meselesi değil; doğru yönetildiğinde on yıllar sürecek bir ekonomik kazanım, yanlış yönetildiğinde ise kaçırılmış bir tarihi fırsat anlamına gelebilir.
Türkiye yıllardır ihracatta 300 milyar dolar hedefini konuşuyor. Belki artık ikinci bir hedef belirlemenin zamanı gelmiştir. Türkiye’nin transit ticaret ve lojistik hizmet gelirlerinde dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmesi. Çünkü geleceğin ekonomisinde sadece mal üretenler değil, malların dünya üzerindeki hareketini yönetenler de kazanacaktır. Türkiye’nin coğrafyası bunu mümkün kılıyor. Önemli olansa bu avantajı stratejiye dönüştürebilmek.