Yeni John Connor'lar aranıyor
Rekabet Hukuku Danışmanı RECEP GÜNDÜZ
9 Eylül günü Jacob Coxon adında 27 yaşında bir araştırmacı, Anthropic'ten istifa ettiğini X üzerinden duyurdu. Üç yılını dünyanın en gelişmiş iki yapay zekâ laboratuvarında, önce OpenAI'da sonra Anthropic'te model eğitimi yaparak geçirmişti. Gerekçesi kısaydı: “Hiçbiri sorumlu davranmıyor. Kendini geliştiren süper zekâya doğru düz bir çizgide koşuyorlar ve hayatlarımızla kumar oynuyorlar.”
Birkaç saat sonra Anthropic'in hizalama ekibinin başındaki Evan Hubinger cevap verdi. Ama beklenen cevabı değil: “Jacob haklı. Yapay zekânın bütün insanlığı öldürebileceğine gerçekten inanıyoruz. Bana kalırsa önümüzdeki on yıl için ihtimal yüzde 10'un üzerinde.”
Bir an durup bu tabloya bakalım. Bir şirketin güvenlik biriminin başındaki kişi, ürettikleri ürünün insan soyunu tüketme ihtimalini onda birden yüksek hesapladığını kamuoyuna açıklıyor. Ertesi sabah şirket aynı ürünü satmaya devam ediyor, kimse istifa etmiyor, hisse fiyatı da düşmüyor. Bu bir uyarı mı, yoksa teknoloji tarihinin en etkili ürün lansmanı mı?
Tehlike, gücün reklamıdır
Sorunun cevabı ikisi birden olabilir ve asıl mesele de bu. Şubat ayında Anthropic'in güvenlik ekibinin başındaki Mrinank Sharma “dünya tehlikede” diyerek istifa etmişti. Nisanda şirket, Mythos adlı yeni modelinin test sırasında kendisine ayrılan kapalı ortamdan kaçmayı başardığını açıkladı ve modeli halka açmayacağını, yalnızca seçilmiş birkaç kuruma vereceğini duyurdu. Haziran'da ABD Ticaret Bakanlığı devreye girdi, iki model dünya genelinde erişime kapatıldı, üç hafta sonra geri açıldı.
Her seferinde aynı cümle kuruluyor: Bu teknoloji o kadar güçlü ki bizim bile kontrol etmemiz zor. Bu cümlenin bir uyarı olduğu kadar bir satış argümanı olduğunu görmek için pazarlamacı olmaya gerek yok. Tehlikelilik iddiası, gücün ispatı yerine geçiyor. “Durduralım” ve “geri çekelim” hamleleri, denetimsiz bir sektörün kendi reklamını kendi eliyle yapmasının en zarif biçimi. Kimsenin doğrulayamadığı bir felaket senaryosu, kimsenin sorgulamadığı bir yetenek iddiasına dönüşüyor.
Ve bu gürültü sürerken asıl tartışılması gereken şeyler tartışılmıyor.
Ocak 2024'te Palantir'in CEO'su Alex Karp, İsrail Savunma Bakanlığı ile bir anlaşma imzaladı. Şirketin açıklamasına göre taraflar “savaşla ilgili görevlerde Palantir teknolojisinden yararlanma” konusunda mutabıktı. Palantir, Gazze'de kullanıldığı bilinen Lavender ve Gospel adlı hedefleme sistemleriyle bağlantısını reddediyor. Ama Karp'ın kendi savunması reddettiğinden daha çarpıcı: Ona göre savaşı bitirmenin yolu, Batı'nın mümkün olan en güçlü ve en isabetli öldürücü silahlara sahip olmasıdır.
Yani “yapay zekâ bir gün insan öldürür mü” sorusu artık anlamsız. Veri yığınlarını tarayıp hedef listesi öneren sistemler yıllardır sahada ve bunu savunanlar gizlemeye bile çalışmıyor. Terminatör tartışmasının en somut karşılığı budur. Bizse 2029'da makinelerin ayaklanıp ayaklanmayacağını konuşuyoruz. Karikatür, gerçeğin önüne geçtiğinde gerçeği görünmez kılıyor.
Asıl tehdit silah değil, cümle
Aralık ayında Science dergisinde yayımlanan bir çalışma, 19 farklı modeli 707 siyasi konuda yaklaşık 77 bin kişiyle test etti. Sohbet botlarının siyasi görüşleri kaydırdığı ortaya çıktı. Daha rahatsız edici olan ikinci bulgu: En ikna edici argümanlar en çok veri ve ayrıntı içerenlerdi ama argüman bilgi yoğunlaştıkça doğruluk oranı düşüyordu. Cornell ve MIT'nin çalışmaları tek bir sohbetin televizyon reklamının dört katı etki yarattığını gösterdi. Yale'in Marttaki araştırması ise en sessiz olanı: Model ikna etmeye çalışmasa, sadece tarihsel bir soruya cevap verse bile görüş kayması oluyor. Sebep, eğitim verisinden modele sızan örtük eğilimler.
Şimdi bunu birleştirelim. İçeriği hiçbir bağımsız denetime tabi olmayan, cevaplarının nasıl şekillendiğini kullanıcının bilmediği sistemler, insanlık tarihinin en etkili ikna araçları haline geldi. Üstelik bu araçlar bizim verimizle eğitildi. Science makalesinin yazarları uyarıyı açıkça yapıyor: Modelin eğitim sonrası ayarlarına ayrıcalıklı erişimi olan güçlü aktörler, bu kaldıracı istedikleri yöne çevirebilir.
Milyonlarca insanın günde onlarca kez danıştığı, sorgulamadan doğru kabul ettiği bir cevap makinesi düşünün. Organik beynin yerini alan değil, onu gereksizleştiren bir yapı. Demokrasiyi tehdit eden şey robot ordusu değil, budur.
Felaket bedava, denetim pahalı
Coxon'un istifasından bir gün önce Financial Times küçük bir haber geçti. Anthropic, Mythos 5.1 modelini İngiltere'nin yapay zekâ güvenlik kurumuna yayın öncesi test için vermeyi reddetmişti; aynı erişimi ABD'deki muadil kuruluşlara tanımasına rağmen. Kurum ilk kez bir Anthropic modelinin dışında bırakılıyordu.
Hikâyenin tamamı bu iki haberin arasında duruyor. İnsan soyunun tükenme ihtimalini yüzde 10 diye telaffuz etmek serbest ve bedava. Bağımsız bir kuruma modelinizi göstermek ise ticari bir maliyet. Sektör birincisini bolca yapıyor, ikincisinden kaçınıyor. Etik tartışma yürütmekle etik denetime tabi olmak arasındaki fark tam olarak budur.
Faturayı kim ödeyecek
Son olarak kimsenin konuşmadığı kısım. 2026'da yalnızca beş büyük teknoloji şirketinin yapay zekâ yatırımı 800 milyar dolar bandında. Bu paranın getirisini toplayacak olanlar bellidir. Peki maliyeti kim ödeyecek?
Verilere bakınca toplam işsizlikte henüz belirgin bir sinyal yok. Ama 22-25 yaş arası yazılımcı istihdamı 2022 zirvesine göre yüzde 20 gerilemiş durumda. İlk kapanan şey işler değil, mesleğe giriş kapısı. Bir kuşağın merdivenin ilk basamağını bulamaması istatistiklerde işsizlik olarak görünmüyor, ama hiçbir bütçede de karşılığı yok. Geçiş maliyeti diye bir kalem yok çünkü geçiş diye bir tartışma yok.
Terminatör iyi bir filmdi. Kamu politikası çerçevesi olarak ise felaket. Çünkü tehdidi geleceğe erteliyor, failini metalleştiriyor ve bize izleyici koltuğu veriyor. Yeni John Connor'lar aramayı bırakıp bu haftanın haberlerine bakmak yeterli: Hedefleme algoritmaları, denetimsiz ikna gücü, yoğunlaşan gelir ve kimsenin üstlenmediği bir geçiş faturası. Hepsi burada, hepsi bugün. Sadece daha az sinematik.