Yeni vergi kanun teklifiyle ilgili değerlendirmelerim

Recep BIYIK
Recep BIYIK VERGİ PORTALI recep.biyik@tr.pwc.com

1 Ekim 2021 tarihi itibariyle TBMM gündemine giren Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle çok sayıda vergi düzenlemesi yapılıyor. Kanun teklifi 64 maddeden oluşuyor ve yedisi vergi kanunu olmak üzere sekiz kanunda değişiklik yapılması öneriliyor. Önerilen düzenlemelerin tamamı vergi düzenlemesi.

Geçtiğimiz günlerde değerli meslektaşların Numan Emre Ergin ve Abdullah Tolu kanun teklifini ayrıntılı olarak bu sütunlarda yazdılar. Aynı konuları tekrar etmekten kaçınarak, ben de Teklifle önerilen düzenlemelerle ilgili kendi değerlendirmelerimi paylaşmak istedim. 

  1. Dördüncü dönem geçici vergi beyanının kaldırılması ve yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyanının öne çekilmesi

Kanun teklifiyle, ticari ve serbest meslek faaliyetiyle uğraşanlar ile kurumların dördüncü dönem geçici vergi beyanı kaldırılıyor, gelir ve kurumlar vergisi beyannamesinin verme süreleri ise bir ay öne çekiliyor. Yıllık beyan üzerinde tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri de buna paralel olarak yeniden belirleniyor.

Dördüncü geçici vergi beyanının kaldırılması çeşitli yönleriyle olumlu bir öneridir. Dördüncü geçici vergi beyannamesiyle tahakkuk eden geçici vergi halen Şubat ayının 17’sine kadar ödeniyor. Teklifte yer alan önerinin yasalaşması durumunda söz konusu vergi, gerçek kişilerde şubat ve haziran, kurumlarda ise mart ayı sonuna kadar ödenecektir. Önerilen düzenleme mükellefleri, hem bir geçici vergi beyan işlemlerinden kurtaracak, hem de ödemede ek bir süre sağlayacaktır. Bu yönleriyle öneri olumludur.

Öte yandan, gelir vergisi beyan döneminin mart ayından şubat ayına çekilmesi, başta yurt dışı kaynaklı gelir elde edip beyan etmek zorunda olanlar için sorun yaratacaktır. Bu gelir sahiplerinin bir kısmının halen mart ayında beyanname vermekte de zorlandığı dikkate alınırsa, yeni takvim bu kesim başta olmak üzere çok sayıda mükellef için uyulması zor bir takvim olacaktır.

Bu kapsamda beyan dönemlerinin öne alınmasının yeniden düşünülmesinde yarar var diye düşünüyorum. 

  1. Nakdi sermaye artışında faiz indirimi uygulamasında, yurt dışından getirilen nakitle karşılanan kısım için ek avantaj sağlanması

Kanun teklifiyle, nakdi sermaye artışında faiz indirimi uygulamasında, yurt dışından getirilen nakitle karşılanan kısım için ek avantaj sağlanıyor. Önerilen düzenlemeye göre, %50 olan indirim oranı, yurt dışı kaynaklı sermaye için %75 olarak uygulanacak.

Nakit sermaye artışında faiz indirimiyle ilgili çok sayıda sorun var. Uygulanması mümkün olmayan yönleri var. Daha önce birkaç defa bu sütunlarda yazdığım için tekrarlamak istemem ama sorun teşvikin yetersizliği değil, uygulama sıkıntıları. Çok sayıda sorun olmakla birlikte, önerilen düzenlemeyle sınırlı kalacak olursam, yurt dışı kaynaklı sermaye için % 50 oranının % 75’e çıkartılması yerine, yurt dışı kaynaklı sermayenin kaynağının özvarlık olması koşulunun kaldırılması daha efektif bir öneri bence. Sermaye taahhüdünün özvarlıkla karşılanması koşulu hem tespit edilebilir bir durum değil hem de yurt dışı kaynaklı sermaye artırımları için gereksiz bir koşul. Yurt dışındaki ortağın sermaye borcunu özvarlığıyla karşılamasını istemenin bir yararı yok. Dolayısıyla önerilen oran artışı yerine sermaye ödemesinin özvarlıktan karşılanması koşulu kaldırılsa daha yararlı olur diye düşünüyorum.

Öte yandan, nakit sermaye artırımında faiz indirimiyle ilgili şu önemli sorunları da belirtmeden geçmek istemiyorum:

- Ortaklara olan borcun sermayeye eklenmesi sonucunda faiz indirimi kabul edilmiyor. Ortak olunan şirkete özellikle nakit olarak verilen borcun sermayeye eklenmesinin nakit sermaye artırımından hiçbir farkı yok. Kanunun amacı açısından da bu tür borçların sermayeye eklenmesinin teşvik edilmesi de son derece doğru.

- Emisyon primleri nakit artış kabul edilmiyor. Kanunun amacı dikkate alındığında, gerekirse emisyon priminin kullanımının prosedürü sermaye azaltımı gibi koşullara bağlanarak, emisyon primi için faiz indirimine izin verilmeli.

- Nakit çıkış gerektirmeyen sermaye azaltımları için indirimden yararlanılmasına izin verilmeli. Kanunun amacına son derece uygun bir durum.

- Nakit sermaye artışıyla kâr dağıtımı ilişkisinin kanunda düzenlenmesinde yarar var. Önce sermaye artırımı sonra kâr dağıtımı veya önce kâr dağıtımı sonra sermaye artırımı durumlarında ne olacağı açıkça düzenlenmeli. Yoksa teşvikin etkili olması zor gözüküyor.

Aslında nakit sermaye artışında faiz indirimi uygulamasının tamamen değiştirilmesinde yarar var ama bu haliyle kalacaksa, özetlediğim değişikliklere ihtiyaç var diye değerlendiriyorum. 

  1. Yatırım katkı tutarının %10’luk kısmının başka vergi borçlarına mahsubu

Kanun teklifiyle, indirimli kurumlar vergisi uygulamasında, yatırım katkı tutarının % 10’luk kısmının, kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken ayı izleyen ikinci ayın sonuna kadar talep edilmesi koşuluyla, özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç, diğer vergi borçlarından terkin edilmek suretiyle kullanılmasına olanak sağlanıyor.

Öncelikle söyleyeyim; indirimli kurumlar vergisi oranı teşviki cömert bir teşvik. Ancak karmaşık yapısı nedeniyle yönetilebilir değil, hem de birçok yatırımcı için teşvike ulaşım süresi uzun. Bu nedenle bu teşvikle ilgili talepler, yapılan çok sayıda düzeltmeye rağmen bitmiyor.

Talepleri kısmen karşılamak için yeni teklifle, yatırma katkı tutarının sınırlı bir kısmının başta damga vergisi ve gelir vergisi stopajlarının terkini yoluyla karşılanması sağlanmak isteniyor.

Önemli bir adım ama sorunları ve haklı talepleri bitirir mi derseniz, cevabım hayır. Önerilen düzenleme sınırlı bir etki yaratabilir ancak sorunu çözmez, talepler de devam eder. Önerilen düzenleme yerine, sistemin yeni baştan dizaynı, yeni yatırımdan elde edilen kazanç eski yatırımlardan elde edilen kazanç ayırımına son verilmesi, böylece hem uygulamanın sadeleştirilmesi hem de teşvike ulaşım süresinin kısaltılması yönünde daha köklü bir düzenleme önerilseydi daha iyi olurdu. 

  1. Vergiye uyumlu mükelleflerde vergi indirimi

Vergiye uyumlu mükelleflerde vergi indirimi çok sınırlı sayıda mükellefin yararlanabildiği bir uygulama. Bu durum koşullarının ağırlığından kaynaklanıyor. Düzenleme adeta kimse yararlanmasın diye yapılmış.

Kanun teklifiyle zannediyorum yararlanan sayısı bir miktar artsın isteniyor, bu çerçevede koşullar biraz daha esnek hale getiriliyor. Kapsama giren sayısı ne kadar çoğalır bilmiyorum ama belli bir büyüklüğün üzerinde olan ve vergi incelemesi geçiren mükelleflerin kapsama girmesi yine de mümkün olmaz.

Kanun teklifiyle birkaç önemli ve olumlu adım atılmak isteniyor. Kısaca şöyle:

- İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki iki yılda haklarında tarhiyat yapılmamış olması koşulu, yapılan tarhiyatın kesinleşmesine bağlanıyor.

- İkmalen veya re’sen yapılmış ve kesinleşmiş bir tarhiyat bulunmaması koşulu, vergi beyannamelerindeki vergi türleri itibariyle sınırlandırılıyor.

- Ayrıca söz konusu süre içinde kesinleşen tarhiyatın indirim sınırının % 1’inden az olması durumunda indirim koşullarının ihlal edilmemiş sayılması öngörülüyor.

Her üç değişiklik de olumlu ancak yüzde 1 sınır biraz düşük. 

  1. İndirim, istisna ve muafiyet uygulamasının YMM tasdik raporuna bağlanması

Teklifle, yararlanılması yeminli mali müşavirlerce düzenlenen tasdik raporu ibrazına bağlanan indirim ve istisnalarda raporun belirlenen sürede ibraz edilmesi durumunda, mükellefe 60 günlük süre verilmesi, bu süre içinde verilmesi halinde raporun zamanında verilmiş sayılması öngörülüyor. Öte yandan, raporun yasal süresinde ibraz edilmemesi durumunda, 50 bin liradan az ve 500 bin liradan fazla olmamak üzere, yararlanılması tasdik raporunun ibraz şartına bağlanan tutarın %5’i oranında özel usulsüzlük cezası getiriliyor.

Raporun ibraz edilmemesinin indirim ve istisnayı ortadan kaldırmaması düşüncesine katılıyorum. Bu yönüyle teklifin bir bölümünü olumlu değerlendiriyorum. Şekli bir nedenle indirim ve istisnanın uygulanmaması verginin yasallığı ilkesine aykırı. Yanlıştan kısmen dönülüyor.

Öte yandan, istenen sürede raporun ibraz edilmemesi durumunda istisnanın uygulanmaması bölümüne de katılamıyorum. Rapor istenmeli, 60 gün içinde ibraz edilmezse konu vergi incelemesine sevk edilmeli. İnceleme elemanı koşullar sağlanmıyorsa tarhiyat istemeli, aksi halde yapılmamalı diye düşünüyorum. Yani istenmesine rağmen rapor verilmemesi indirim ve istisnanın kabul edilmemesi değil inceleme nedeni olmalı diye değerlendiriyorum. 

  1. Maliyet bedelinin yeniden tanımlanması

Kanun teklifiyle maliyet bedeli yeniden tanımlanıyor, maliyet bedeline ilişkin farklı maddelerde yer alan hükümler belli bir sistematikle yeniden düzenleniyor, maliyet bedeline zorunlu olarak veya seçimlik olarak dahil edilecek gider ve maliyet unsurları netleştiriliyor.

Dağınık bir mevzuatın toparlanması ve belli bir sistematikle yeniden yazımı olumlu bir düzenleme olarak görülebilir.

Öte yandan bazı varlıkların değerlemesinde kullanılan alış bedeli ölçütü kanuna ekleniyor ve tanımı yapılıyor. Aslında yasal bir düzenleme ihtiyacı yok. Uygulama uzun yıllardır teklifte önerildiği şekilde sorunsuz yürüyor. Benim bilmediğim bir sorun varsa ve gideriliyorsa, önerilen düzenlemede sakınca yoktur. 

  1. Vergi incelemesinin dairede yapılması ve incelemeye başlama prosedürü

Mevcut Vergi Usul Kanunu düzenlemesine göre vergi incelemesinin kural olarak mükellefin işyerinde yapılması gerekiyor. Fiili durum incelemenin esas olarak vergi inceleme elemanının işyerinde yapılması, istisnai olarak mükellefin işyerinde yapılması şeklinde yürüyor. Kanun Teklifiyle kural olarak incelemenin dairede yapılması öneriliyor. İstisnai olarak mükellefin işyerinde yapılması da mümkün.

Kanun Teklifiyle ayrıca vergi incelemesine başlama tarihi ve prosedürü de değiştirilmek isteniyor. Önerilen düzenlemeye göre incelemeye başlamada tutanak düzenlenmeyecek, incelemeye başlandığı mükellefe yazıyla bildirilecek.

Önerilen düzenlemeyi daha kurumsal bir yapı olarak görebiliriz. Özellikle incelemeye başlama anında mükellefin bilgilendirilmesini öngören düzenleme pratikte çok uygulanmıyor. İnceleme nedeninin yazılı bildirilmesi, inceleme nedeninin mükellef tarafından bilinmesini sağlayacağından, daha iyi bir uygulama denebilir. 

  1. Sosyal medya bazlı gelirlerin farlı bir yöntemle vergilenmesi

Kanun teklifiyle, sosyal içerik üreticilerinin sosyal paylaşım ağları üzerinden elde ettikleri kazançlar ile akıllı telefon veya tablet gibi mobil cihazlar için uygulama geliştirenlerin, elektronik uygulama paylaşım ve satış platformları üzerinden elde ettikleri kazanları toplamının gelir vergisi tarifesinin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin bu kazançlarının stopaj yoluyla vergilendirilerek gelir vergisinden istisna tutulması öneriliyor.

Teklife göre, bu istisnadan yararlanılabilmesi için bir bankada hesap açılması ve kapsama giren tüm hasılatın bu hesap aracılığıyla tahsil edilmesi gerekiyor. Hesabın bulunduğu banka, hesaba yatan hasılat üzerinden %15 stopaj yapıp, beyan ve ödemekle yükümlü tutuluyor. Kazanç toplamının gelir vergisi tarifesinin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşanların ve gelirlerini açılacak özel hesap üzerinden tahsil etmeyenlerin istisnadan yararlanma olanağı olmayacak.

Sosyal medya bazlı faaliyetlerden elde edilen gelirlerin, faaliyetin niteliğine uygun bir şekilde, farklı bir yöntemle vergilenmek istenmesinde bir sakınca yok. Ancak önerilen düzenleme kendi içinde bazı sorunlar barındırıyor.

Madde gerekçesinde cüzi tutarda gelir elde edenlerin defter ve belge düzeni içinde beyanname vererek vergilenmelerinin doğru olmadığı söyleniyor. Ancak gelir vergisi tarifesinin dördüncü gelir diliminde yer alan tutar cüzi değil yüksek bir tutar. Bu tutara kadar defter ve belge düzenlenmemesi, gelirin stopaj yoluyla vergilenmesi ve bu kapsamdaki teslim ve hizmetlerin katma değer vergisinden istisna tutulması adaletli değil.

Madde kapsamında stopaj yoluyla vergilendirilecek olanların gelirlerin %15 oranında vergilendirileceği görülüyor. 2021 yılı tutarlarını örnek alarak bir ifade etmek gerekirse, bu yılda 650 bin lira sosyal medya bazlı gelir elde eden bir kişinin teklife göre ödeyeceği vergi 97 bin 500 lira. Aynı tutarda gelir elde eden bir ücretlinin bu yıl için ödeyeceği verginin 212.190 lira olduğunu dikkate alırsak, önerilen yapının adaletli olduğu söylenemez. 

  1. Basit usule tabi olanların ticari kazançlarının gelir vergisinden istisna tutulması

Teklifle büyük bir mükellef kitlesinin ticari kazancının gelir vergisinden istisna tutulması öneriliyor.

Basit usulde vergilendirilenlerin teslim ve hizmetleri katma değer vergisinden de istisna olduğundan, teklifin yasalaşması durumunda bu mükellefler defter tutmaya, belge düzenlemeye, almaya ve saklamaya devam edecekler ancak gelir vergisi ve katma değer vergisi ödemeyecekler.

Vergi gelirlerine önemli bir katkı yapmayan bu mükellef kitlesinin gelir vergisi muafiyeti kapsamına alınması yerine kazançlarının gelir vergisinden istisna tutulmasının, defter ve belge düzeninin bozulmamasının amaçlandığı tahmin ediyorum. Bu kesimin defter ve belge düzeninin içinde tutulmasının ise önemli bir katkı olduğu düşüncesinde değilim.

Öte yandan, teklifin yasalaşması durumunda 800.000’i aşkın mükellef gelir vergisi ödemeyecek. Bir alt gelir grubu olan vergiden muaf esnafın gerçek usulde vergilenen ticari ve serbest meslek faaliyeti ile uğraşanlara ve şirketlere yaptıkları hizmetler üzerinden stopaj yoluyla gelir vergisi alınırken, basit usulde vergilenenlerin hiç vergi ödememesi adaletli değil.

Bu gerekçelerle, basit usulde vergilenenlerin ticari kazançlarının gelir vergisinden istisna tutulması yerine, önemli sayılabilecek ölçüde gelir elde ettiği düşünülen az sayıdaki kısmının işletme hesabı esasında vergilenmek üzere gerçek usulde verilenmesi, önemli bir gelir elde etmediği düşünülen büyük kitlenin ise vergiden muaf sayılması yönünde bir düzenleme daha anlamlı olabilirdi diye düşünüyorum. 

  1. Çiftçi destek ödemelerinin vergilemesi

Teklifle çiftçilere yapılan destek ödemeleri gelir vergisinden istisna tutuluyor, bu gelirler üzerinden stopaj yapılmasına da son veriliyor.

Doğru bir düzenleme. Devlet desteğinin bir kısmının vergi olarak yeniden alınmasının bir gerekçesi yok. Bugüne kadar vergilenmesi hataydı. 

  1. Elektronik ortamda vergi dairesi kurulması

Kanun teklifiyle fiziki ortamdan bağımsız olarak elektronik ortamda vergi dairesi kurulması konusunda bakanlığa yetki veriliyor.

Elektronik ortamda vergi dairesi kurulması, bu vergi dairesiyle işlem yapan mükelleflerin, mükellef hizmetlerinden yararlanmak konusunda sorun yaşamamaları şartıyla olumlu. 

  1. Gider pusulasının düzenleneceği durumlar

Kanun teklifiyle, gider pusulasının düzenleneceği durumlar yeniden belirleniyor, başta banka dekontları olmak üzere bazı belgelerin gider pusulası yerine geçmesi öneriliyor.

Teklifle bir yönüyle Gelir İdaresi’nin (yargı organları tarafından kabul edilmeyen) görüşü yasal hale getirilmek isteniyor. Bir yönüyle de başta banka dekontları olmak üzere bazı belgeler gider pusulası yerine geçmek üzere kabul edilerek, daha sağlıklı ve kolay bir belge düzeni öngörülüyor.

  1. Sürekli yeniden değerleme

Kanun teklifiyle, geçici düzenlemeler çerçevesinde geçmişte yapılan ve halen son uygulaması devam eden, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yeniden değerlemesi uygulaması sürekli hale getiriliyor.

Birçok yönüyle olumlu bir düzenleme olarak görüyorum. Özellikle enflasyon oranının önemli bir yere geldiği koşullarda, enflasyonun işletmelere verdiği zararın kısmen giderilmesi ve Vergi Usul Kanunu düzenlemeleri çerçevesinde mali tablo çıkartan işletmelerin mali tablolarının daha gerçekçi olmasını sağlaması nedeniyle gerekli bir düzenleme.

Teknik ayrıntısı birkaç makale olabilecek boyutta. 

  1. Seçimlik kıst amortisman uygulaması ve daha uzun faydalı ömür tercihi

Kanun teklifinde, yeni edinilecek varlıklar için günlük esasta amortisman uygulaması seçimlik hak olarak getiriliyor, faydalı ömür süresinin iki katını ve elli yılı geçmemek üzere, amortisman süresini daha uzun belirleme konusunda mükelleflere seçimlik hak veriliyor.

Her iki öneriyi de olumlu olarak değerlendiriyorum. Muhasebe Standartları çerçevesinde mali tablo hazırlayan işletmeler zaten kıst amortisman ayırıyorlar. Kıst amortismanı seçimlik hak olarak uygulama olanağı sağlamak muhasebe standartlarına uygun mali tablo hazırlayan işletmeler için uygun bir yöntem olarak vergi uygulamasında da kullanılabilir. Öte yandan, Vergi Usul Kanunu çerçevesinde Bakanlıkça belirlenen faydalı ömür süreleri zaman zaman gerçek faydalı ömür süresine göre düşük kalabiliyor. Faydalı ömür süresinin seçimlik hak olarak verilmesi, bu tür durumlarda gerçeğe daha yakın kâr zarar tespitini ve mali tablo hazırlanmasını sağlayabilir. 

  1. Küçük alacaklar için şüpheli alacak karşılığı uygulaması

Teklifle, şüpheli alacak karşılığı uygulamasında, 3.000 lirayı geçmeyen alacaklar dava ve icra takibine değmeyecek alacak olarak tanımlanıyor.

Aslında belli bir tutarın altındaki alacakların, herhangi bir prosedüre tabi olmaksızın defterlerden silinmesi ve gider yazılması ihtiyacı var. Düzenlemeyle bu ihtiyaç giderilmiyor, sadece 3.000 lirayı geçmeyen alacaklar için dava açma koşulu kaldırılıyor. Protesto veya yazı ile bir defadan fazla isteme koşulu duruyor. Bu koşul yerine getirilse de alacaklar defterlerde durmaya devam edecek, ancak şüpheli alacak karşılığı ayrılabilecek. Özellikle çok müşterili, tahsil edilemeyen küçük küçük çok sayıda alacağı olan işletmeler için teklif köklü bir çözüm sunmuyor.

  1. Yenileme fonu

Vergi Usul Kanunu’na göre, satılan iktisadi kıymetlerin yenilenmesi zorunluysa veya bu konuda işletmeyi yönetenler karar vermişlerse, satıştan doğan kâr, yenileme giderlerini karşılamak üzere, pasifte geçici bir hesapta azami üç yıl süreyle tutulabiliyor.

Düzenlemeye göre;

- Üç yıllık süre içinde kullanılmayan kârlar, üçüncü yılın vergi matrahına ekleniyor,

- Yeni iktisadi kıymet satın alınmışsa, iktisadi kıymetin ediniminde kullanılan kâr, yeni alınan iktisadi kıymet üzerinden ayrılacak amortismana mahsup ediliyor,

- Bu düzenlemeyle, iktisadi kıymetlerin yenilenmesinde işletmelere vergi ertelemesi yoluyla ek bir finansman olanağı sağlıyor.

Vergi Usul Kanunu’nun sağladığı üç yıllık erteleme olanağının başlama ve bitiş tarihi öteden beri tartışmalı. Tartışma esas olarak, kârın fonda bekletilmesi süresinin başladığı yılla ilgili.

Mali İdare öteden beri, üç yıllık süreyi iktisadi kıymetin satıldığı yıldan başlatıyor. Buna göre örneğin, 2019 yılında satılan bir iktisadi kıymetin satışından doğan kâr, İdareye göre 2021 yılının sonuna kadar kullanılabilir. Bu tarihe kadar kullanılmamışsa, 2021 yılının matrahına eklenmesi gerekiyor.

Buna karşılık Danıştay, üç yıllık süreyi, satışın yapıldığı yılı izleyen yılın başından başlatıyor. Buna göre yukarıdaki örnekte fon 2022 yılının sonuna kadar fonda bekletilebilir.

Bu uygulama ve yorum farkı uzun yıllardır devam ediyor, ne İdare uygulamasını değiştiriyor ne de yargı kararları değişiyor.

Kanun teklifiyle yenileme fonu düzenlemesi, uzun yıllardır devam eden mevcut yorum farkını, yargı kararları paralelinde veya teklifin gerekçesinde belirtildiği şekilde ifade edecek olursak mükellef lehine giderilmek isteniyor.

Aslında teklifle önerilen bu düzenlemeye ihtiyaç yok. Bakanlığın, yargı kararları çerçevesinde uygulamasını değiştirmesi yeterli. Bu yapılmıyor, tartışmalı konu Kanun’la netleştirilmek isteniyor. Önerilen düzenlemenin yasalaşması durumunda ihtilaflı bir konu ortadan kalkacak ancak varsa mevcut ihtilaflar için bu düzenleme sorun yaratacak gibi gözüküyor.

Kanun teklifiyle, özetlenen düzenleme dışında ayrıca, geçici bir hesapta tutulan kârın, satışı yapılan iktisadi kıymetin yerine iktisap edilen yeni kıymetlerin amortisman ayrılabilecek tutarından fazla olması durumunda, bu fazlalığın satışın yapıldığı yılı izleyen üçüncü takvim yılının kâr ve zarar hesabına eklenmesi öneriliyor. 

  1. Diğer bazı düzenlemeler

Kanun teklifinde yer alan düzenleme önerilerinden diğer bazıları özetle şöyle:

- Tekerrür düzenlemesi değiştirilerek, tekerrürde artırım tutarının kesinleşen cezadan fazla olmaması öneriliyor. Teklifin en olumlu düzenlemelerinden birisidir denebilir.

- 5 bin lirayı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma ve tarhiyat öncesi uzlaşma talep edilebilmesi sağlanıyor. Teklifle ayrıca, bu tutarı aşmayan usulsüzlük cezaları için ise cezada indirim oranının %50 artırımlı olarak uygulanması öneriliyor. Olumlu öneriler.

- Karşılıklı Anlaşma Usulüne ilişkin düzenlemeler yapılıyor. Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları kapsamında uygulanan Karşılıklı Anlaşma Usulüne ilişkin düzenlemeler yapılıyor. Karşılıklı anlaşma usulünün etkin uygulanması önemli bir konu. Bu nedenle olumlu bir öneri.

- Yeni makine ve teçhizatlar için geçici olarak iki kat amortisman ayrılması. Kanun teklifiyle, 31.12.2023 tarihine kadar uygulanmak üzere, iktisap edilen yeni makine ve teçhizatlar için uygulanacak amortisman oran ve sürelerinin, tespit ve ilan edilen faydalı ömür sürelerinin yarısı dikkate alınmak üzere hesaplanmasına olanak sağlanıyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Yeniden değerleme 13 Ekim 2021