Yeni yıla girerken Türkiye ekonomisi ve küresel gelişmeler - Sanayi cephesinde kademeli toparlanma

Yeni yıla girer­ken hem içe­ride hem dışarıda veri akışı ve siya­si başlıklar, Tür­kiye piyasaları açısından dikkat­le okunması gere­ken bir tablo su­nuyor. Önce içe­riden başlayalım.

Her ayın ilk iş gününde ya­yımlanan İSO imalat sana­yi PMI verisinin Aralık so­nuçları açıklandı. Endeks, 48,9 seviyesiyle son 12 ayın en yüksek noktasına ulaşmış durumda. Bu, imalat sanayi açısından toparlanma sinya­li verse de metodoloji gere­ği 50 seviyesinin altının da­ralmaya işaret ettiğini unut­mamak gerekiyor. Endeksin 21 aydır daralma bölgesinde kalması, iyileşmenin henüz genele yayılmadığını göste­riyor.

Alt sektörler bazında gıda ile elektrikli-elektronik büyüme bölgesine geçerken, diğer sekiz sektör daralma eğilimini sürdürüyor. Bu tab­lo, sanayide temkinli iyim­serliği zorunlu kılıyor. Bu­nun da BIST Sanayi Endeksi hisseleri tarafında ufak da ol­sa sarıdan yeşile dönecek bir sinyal olarak okuyoruz. Özel­likle ilk üç ay sonrasında pi­yasanın gerisinde kalan bu hisseler tarafında fırsat ya­rattığını düşünüyorum.

İstanbul enflasyonu ve TÜİK verileri

Enflasyon cephesinde ön­ce İstanbul verileri geldi. İTO’nun açıkladığı verilere göre Aralık ayında İstanbul’da TÜFE aylık %1,23 artarken, yıllık enflasyon %37,68 oldu. Gıda, konut, sağlık, lokanta-o­tel ve ev eşyası gruplarındaki artışlar dikkat çekerken; gi­yim-ayakkabı ve ulaştırmada düşüşler izlendi. İstanbul enf­lasyonunun Türkiye ortala­masının üzerinde seyretmesi, TÜİK için %0,90 civarındaki aylık beklentimizle uyumlu bir sinyal verdi.

Nitekim TÜİK verileri bu beklentiyle örtüştü. Aralık’ta aylık TÜFE %0,89, yıllık enf­lasyon %30,89 olarak gerçek­leşti. Yurt içi ÜFE’de aylık ar­tış %0,75, yıllık artış %27,67 oldu. Piyasa tepkisi Bist100 için olumlu olurken bankacı­lık hisselerine sınırlı bir kar realizasyonu geldi.

Çekirdek göstergeler ve para politikası beklentisi

Merkez Bankası’nın yakın­dan izlediği B ve C endeksle­rinde aylık artışların manşetin altında kalması, enflasyonun ana eğilimi açısından olum­lu bir tabloya işaret ediyor. Bu görünüm, Aralık ayında de­zenflasyon sürecinin daha sağ­lıklı ilerlediğini gösteriyor.

Ocak ayında yapılacak zam­ların yeniden değerleme ora­nının altında kalması ve aylık enflasyonun %3,5 civarında şekillenebileceği öngörümüz, para politikasında ilave gev­şeme alanı yaratıyor. Bu çer­çevede TCMB’den Ocak ayın­da 150 baz puanlık bir faiz indirimi beklentimizi koruyo­ruz. Ancak önden yüklemeli faiz indirim ihtimallerinin de güçlenmeye başladığını söyle­mek isterim. TCMB’nin 2026 yılında yapacağı 8 toplantıda politika faizinin %26 seviye­sine ineceğini öngörüyorum; bunun büyük kısmının 2026 yılının ilk yarısında gerçek­leşme ihtimalinin güçlendiği de masada.

Yeni yılın ilk günlerinde si­yasi başlıklar da gündemin üst sıralarında. Kabine revizyo­nu ihtimali artık daha yüksek sesle konuşuluyor. Resmî Ga­zete’de yayımlanmadan kesin­lik atfetmemek gerekse de 4-5 bakanlıkta değişim beklentisi piyasalara yansımış durum­da. Ekonomi yönetiminin ki­lit isimlerinin korunması nötr algılanırken, ticaret ve sana­yi alanlarında güçlü isimlerin gelmesi olumlu karşılanabilir.

Öte yandan Cumhurbaş­kanı Erdoğan ile ABD Başka­nı Trump arasında yapılma­sı beklenen telefon görüşme­si, CAATSA yaptırımlarından savunma sanayi başlıklarına kadar geniş bir ajandayı içeri­yor. İç politikada tansiyonun düşük seyretmesi ve MASAK düzenlemelerinin FATF çer­çevesinde ele alınması da fi­nansal istikrar açısından des­tekleyici unsurlar. Son dö­nemde gerçekleştirilen kara para ile ilintili operasyonların arka planında bu ev ödevleri­nin yattığına işaret ediyor.

Küresel cephede artan jeopolitik riskler

Dış cephede Trump 2.0 dö­neminin daha sert ve çatış­macı bir küresel iklime işaret ettiğini bir süredir vurgulu­yoruz. ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî hamlesi bu yak­laşımın somut bir örneği oldu. Enerji, jeopolitik ve siyasi he­defleri olan bu adımın petrol fiyatları üzerinde sınırlı bir yukarı baskı yaratması muh­temel. Ancak operasyonların Kolombiya, Meksika ve Kü­ba’ya yönelmesi ihtimalleri de dillendiriliyor. Bu da hâlâ jeo­politik risklerin masada kal­dığı bir yıla işaret ediyor.

Venezuela’nın rezerv bü­yüklüğüne rağmen üretim­deki düşük payı, fiyat etkisi­nin sertleşmesini engelliyor. Türkiye açısından bakıldığın­da ise bu gelişmenin ikili iliş­kiler üzerinden belirleyici bir risk yaratmasını beklemiyo­ruz.

Genel değerlendirme ve portföy stratejisi

Genel çerçevede bakıldığın­da, kısa vadeli dalgalanmalar bir kenara bırakıldığında Türk finansal varlıklarına yönelik ilginin yeni yılın başında güçlü kaldığını görüyoruz. Bu neden­le portföylerde TL varlık ağır­lığının korunması ve 2025’te oldukça geri kalan hisse senet­lerinin daha ön planda olaca­ğı ve ağırlığının artırılması ge­rektiği görüşümü koruyorum.

Yazara Ait Diğer Yazılar