Yerel kalkınmanın vesayetleşmesi ve Rusya örneği
Bugün Dünya’da, sürdürülebilir kalkınmanın en kritik başlıkları yerel ölçekte çözüm bekliyor. Su krizi şehirde hissediliyor. Hava kirliliği şehirde solunuyor. Atık, şehirde birikiyor. Deprem riski şehirde can alıyor. Konut krizi şehirde büyüyor. Ulaşım sorunu, şehirde tıkanıyor. Göç, yoksulluk, sosyal yardım, yeşil alan, afet hazırlığı ve kamusal hizmet dediğimiz ne varsa, vatandaşın gündelik hayatına en çok şehrin yerel yönetimi üzerinden, yani belediye üzerinden temas ediyor.
Fakat hibrit demokrasilerde belediyeler vesayetleştiğinde kalkınma karşılık bulabilir mi? Rusya örneği bu açıdan oldukça öğretici. Rusya’da muhalif yerel yönetim, 2018’den itibaren tamamıyla merkezî otoritenin vesayeti altına girdi. Belediyeler, meclisler ve idari yapılar yerinde kaldı; ama muhalif yönetimlerin alanı daraltıldı. Böylelikle bir kısım seçmenin, şehir üzerindeki söz hakkı zayıfladı. Peki bu durum, sürdürülebilir kalkınmayı nasıl etkiliyor?
Putin modelli yerel yönetimin etkileri
Vesayet, bir sabah muhalif belediye binalarına kilit vurularak yapılmadı. Zaten çağdaş otoriter aklın mahareti de burada. Kurumu kapatmaz, içeriğini değiştirir. Seçimi bütünüyle ortadan kaldırmaz, seçimden çıkacak sonucu önemsizleştirir. Belediye tabelasını indirmez, belediyenin karar alma gücünü, merkezin çizdiği sınırlara çeker. Böylece dışarıdan bakıldığında şehir çalışmaya devam eder. Tabi kamu yararı için değil. Rusya’da bu sürecin sembol örneklerinden biri 2018’de Yekaterinburg’da yaşandı.
Ülkenin en büyük şehirlerinden biri olan Yekaterinburg’da doğrudan belediye başkanı seçimi kaldırıldı. Belediye başkanının artık halk tarafından değil, özel bir komisyonun sunduğu adaylar arasından şehir meclisi tarafından seçilmesinin yolu açıldı. Kâğıt üzerinde yine bir seçim vardı. Fakat vatandaşın belediye başkanını doğrudan belirleme hakkı zayıflatılmıştı. Putin demokrasisinin işleyişi şuydu: Sandık dursun, ama sandığın şehir yönetimi üzerindeki ağırlığı hafiflesin.
2025’te ise bu yaklaşım daha geniş bir yasal çerçeveye taşındı. Putin’in imzaladığı 33-FZ sayılı düzenleme, yerel yönetimleri “tek kamu gücü” sistemi içine alan yeni bir yapı kurdu. İlk bakışta teknik bir idare reformu gibi görünen, hatta halka; düzen, bütünlük, koordinasyon gibi kavramlarla lanse edilen bu durum; muhalif yerel yönetimleri, kendi seçilmiş iradesi ve yerel öncelikleriyle hareket eden bir yapı olmaktan çıkarıp merkezî kamu gücü zincirinin parçası haline getirdi. Böylelikle şehir yönetimi de şehir halkının ortak aklından uzaklaşmaya başladı.
Çıkarılacak dersler
Birleşmiş Milletler’in 11. Sürdürülebilir Kalkınma Amacı, şehirleri ve yerleşimleri kapsayıcı, güvenli, dirençli ve sürdürülebilir hale getirmeyi hedefliyor. Bu hedef, yalnız altyapı yatırımlarıyla, toplu taşıma projeleriyle, enerji verimliliğiyle ya da çevre politikalarıyla sınırlı değil. Çünkü sürdürülebilir şehir, yalnız teknik kapasite değil; yerel demokrasi, katılım, şeffaflık, veri, denetim ve kamu yararı meselesi.
Rusya örneği, yerel yönetimin siyasi olarak baskılandığı bir düzende kalkınmanın bütünüyle durmadığını; fakat niteliğinin değiştiğini gösteriyor. Belediyeler çalışmaya devam edebilir, yollar yapılabilir, hizmetler sürdürülebilir, yeni projeler açıklanabilir. Ancak yerel iradenin karar alma gücü zayıfladığında kalkınmanın çözüm merkezi olan şehirlerin uzun vadeli ihtiyaçları da geri plana düşer.
Devlet, hükümet ve parti aynı merkezde birleştiğinde; yerel irade de merkezin idari uzantısına dönüştüğünde, şehirler yönetilmeye devam eder ama kendi geleceğini belirleme hakkını kaybeder. Bu dönüşümün en tehlikeli tarafı, dışarıdan bakıldığında kalkınmanın devam ediyor gibi görünmesidir. Bu anlamda kalkınma hedefi koymuş ülkelerin Rusya örneğini, dikkatle analiz etmeleri, hatta çarpıcı bir uyarı olarak dikkate almaları gerekiyor.