Yerli sermaye yetmiyor; istikrar için dışarıdan kaynak gerekiyor

Servet YILDIRIM
Servet YILDIRIM Ekonominin Halleri servet.yildirim@dunya.com

Son 10 günde yapılan açıklamalar, ekonominin yeni yönetiminin dışarıdan taze para girmedikçe Türkiye ekonomisinin içine düştüğü istikrarsızlıktan çıkamayacağının farkında olduğunu ve bu konuda Cumhurbaşkanı’nın da ikna edildiğini gösteriyor.

Konu önemli çünkü bizim gibi iç tasarrufları yatırımlarını finanse etmeye yetmeyen ülkeler ya düşük büyümeye razı olacaklar ya da büyüyebilmek için dışarıdan borçlanacaklar. Arzu edilen, kısa vadeliden çok uzun vadeli ve daha kalıcı olan yatırımcıları çekebilmek. Ancak bu öyle kolay olmuyor. Kısa vadeli sermayeyi çekmek ise daha kolaydır. Çünkü yatırıma değil paradan para kazanmaya odaklanmıştır. Hisse senedi ya da tahvil, bono alırlar, bankalara ya da özel sektöre kısa vadeli krediler açarlar, bizim bankalara mevduat yaparlar. Ürkektirler; bir tehlike sezdiler mi hemen o ülkeden çıkarlar. Dünyada bu tip sermayeye sıcak para denir. Peki, bunlar bir ülkeye girerken nelere bakar?

- Kısa vadeli yatırımcının amacı kendi ülkesinde kazanamadığı parayı başka bir ülkede kazanmaktır. Türkiye bu tür yatırımcı için nispeten yüksek riskli bir piyasadır. O nedenle yüksek getiri elde etmek için gelir. Ekonomisi daha sağlam ülkelerde yıllık yüzde 1-2 kazandıran kâğıtları almak yerine bizim hazinemizin yüzde 13-14 getirili TL kâğıtları onun için caziptir. Çünkü getiriye bakar, yüksek faize gelir.

- Onun için önemli olan kendi ülkesindeki enflasyondur. Bizdeki enflasyona çok bakmaz. Ancak büyük bir korkusu vardır, o da kur riskidir. Eğer aldığı tahvilin vadesinde ya da satıp gitmek istediğinde TL çok değer kaybetmişse bütün karı uçup gidebilir. Hatta zarar bile yazabilir. Bu nedenle kısa vadeli yatırımcı devalüasyondan çok korkar. Gittiği ülkenin parasının istikrarlı olmasını ister.

- Kısa vadeli yatırımcı kontrolü ve aşırı müdahaleyi sevmez. Piyasaya kamu müdahalesi olduğunda hemen çıkar ve daha gevşek yerlere gider. İlla ki fiili müdahale olması gerekmiyor; müdahaleci söylem ya da ima bile milyarlarca doları bir gecede harekete geçirtebilir.

- Kısa vadeli yatırımcı politik belirsizlikten hoşlanmaz. Bir ülkede siyasi ortam karıştığında hemen çıkmanın yollarını arar. Gideceği ülkede siyasi istikrar olsun ister.

- Fazlasıyla ürkektir. Jeopolitik riskleri hiç sevmez. İşler karışınca hemen kaçar.

Sıcak paranın ülkelerin büyümesine katkısı olmadığı söylenir ama hükümetlere büyümeyi sağlayacak adımları atmaları için zaman kazandırır, soluk aldırır. Kısa vadeli sermaye adı üzerinde kısa vadelidir. Yani çok da uzun olmayan bir vadede karını alıp gidecektir. Bu parayı bizim kendi paramız zannetmek kadar büyük bir hata olamaz. Aslında sıcak para kötü değildir. Kötü olan sıcak paranın rehavetine kapılıp ekonomiyi sağlamlaştıracak ve daha uzun vadeli doğrudan yatırımları teşvik edecek adımları atmamaktır. Sıcak paraya bağımlı kalmaktır. Türkiye 2000’li yıllarda uzunca bir süre sıcak paranın sefasını sürdü. Oluk oluk olmasa da soğuk para da sıcak paraya eşlik etti. Türkiye ciddi miktarda doğrudan yatırım çekti. Çünkü güçlü bir programı; AB gibi bir hikâyesi ve büyüyen bir ekonomisi vardı. Sıcak para TL’de istikrarı, o da fiyat istikrarını sağlamıştı. Ne zamanki sıcak para ürktü kaçtı, o zaman sorun başladı. O gün bugündür de sorun eksik olmadı; yüksek oynaklık piyasalarımızın neredeyse karakteri oldu. Keşke sıcak paranın ülkeye aktığı dönemde ekonomiyi, büyümek için eksik olan sermayeyi dışarıdan değil de kendi iç imkânlarıyla tamamlama yeteneğine kavuşturacak yapısal dönüşüm gerçekleştirilmiş olsaydı.

Gönül isterdi ki ihracatımız ithalatımızdan fazla olsun, turizmden çok büyük paralar gelsin, sıcak paraya ihtiyacımız olmadan istediğimiz hızda ve makul bir enflasyon ile büyüyelim. Ama o noktadan uzağız. Türkiye ekonomisinin, son yıllarda örneğini sıkça gördüğümüz kısa vadeli istikrarsızlıkları “yerli” ve de “milli” sermaye ile aşma gücü yoktur. Bu nedenle ekonomide dönüşüm sağlanıncaya kadar sıcak da olsa soğuk da olsa yabancı sermayeye şiddetle ihtiyacımız var. “Kendi kendimize yeteriz” illüzyonundan çıkılıp, bunun farkına varılmış olması ya da farkında olan kadroların göreve gelmesi sorunun çözümü için yeterli olmasa da önemli bir gelişmedir.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar