Yeşil dönüşümde kritik mineraller

Dr. S. Armağan Vurdu
Dr. S. Armağan Vurdu DEVR-İ ÂLEM armagan.vurdu@immib.org.tr

Sürdürülebilir kalkınma için ticaretten teknolojiye, finanstan enerjiye her alanda yeşil dönüşümü tartışıyoruz. Enerji sektörü özelinde ise temiz enerji dönüşümü, kritik minerallerin önemini artırıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) “Temiz Enerji Dönüşümlerinde Kritik Minerallerin Rolü”  raporu, temiz enerji teknolojileriyle çalışan bir enerji sisteminin mineral gereksinimlerinin fosil yakıtla çalışan enerji sisteminden farklı olduğunu, enerji sektöründeki dönüşümde çok daha fazla mineral kullanımı gerekeceğini gösteriyor. Zira batarya performansının uzunluğu ve enerji yoğunluğu için lityum, nikel, kobalt, manganez, grafit; rüzgâr türbinleri ve elektrikli araç motorları için nadir toprak elementleri;  elektrik şebekesinin genişlemesi için de büyük miktarda bakır ve alüminyum gerekiyor. Güneş panelleri için ise bakır, silikon ve gümüşe ihtiyaç var.

Rapora göre 2050’de net sıfır emisyon hedefine erişmek için gereken enerji dönüşümünde kritik mineral talebi 2040 yılında 2020 yılına göre 6 kat artacak. Artışın ana sebepleri, elektrikli araçlar ve batarya depolama, elektrik şebekesinin ve düşük karbon enerji üretiminin genişlemesi. “Kritik mineraller”,  aslında çok farklı şekillerde tanımlanabiliyor. Her ülkenin kendine ait bir stratejisi var. Ekonomisinin işleyebilmesi için ihtiyaç duyulan hammaddenin karşılanabilmesi, COVID-19 ile çok fazla ön plana çıkan arz riskleri, dışa bağımlılık, ikame edilme, geri dönüşüm imkânları, ülke riskleri gibi unsurlar göz önünde bulundurularak ülkeler kendilerine göre bir tanımlama geliştiriyorlar. Örneğin ABD, Avrupa Birliği, Avustralya, Japonya’nın kritik mineral listelerinin ortak kümesi alındığında,  yeni ve yüksek teknolojiler nedeniyle her ülke için kritik sayılabilecek ve IEA’nın raporunda da incelenen mineraller karşımıza çıkıyor.

Rapora göre, dünyada sürdürülebilir kalkınma yolunda Paris Anlaşmasıyla uyumlu olarak ilerlenirse, temiz enerji dönüşümünü gerçekleştirebilmek için 2040 yılında lityum talebi 2020’ye göre 42, grafit talebi 25, kobalt talebi 21, nikel talebi 19 ve nadir toprak elementleri talebi de 7 katına çıkacak. 2040’ta elektrikli araç ve batarya depolamada kullanılan lityumun toplam talebinin yaklaşık %90’ının enerji sektöründeki dönüşümden kaynaklanması bekleniyor.

Kritik minerallerin birçoğunun üretiminin az sayıda ülkede toplanmış olması, yeni projelerin uzun süren hazırlık aşamaları, kaynak kalitelerinin düşmesi, çevresel ve toplumsal performansın takibinin artması ve iklim risklerine çok fazla maruz kalmak maden arzının güvenirliği, satın alınabilirliği ve sürdürülebilirliğine karşı risk oluşturuyor. Yönetilebilir olan bu riskleri dikkate almamak enerji dönüşümünün hedeflenen zamandan daha uzun sürmesi ve daha maliyetli olmasına yol açabilir. Öte yandan, kritik minerallerin yüksek fiyatları da enerji dönüşümünün maliyetini artırıyor.

Bir de tabi kritik mineralleri “kritik” yapan bir arz meselesi de var. IEA’nın raporunda, mevcut üretim kapasiteleri ve planlar dikkate alındığında kimi kritik minerallerde kısa vadede arz fazlası olabileceği, kimisinde ise arzın talebi karşılamayacağı belirtilmiş. Bu on yılın sonuna doğru özellikle lityum ve kobalt için mevcut madenler ve devam eden projelerden oluşacak arz, 2030’da sürdürülebilir kalkınmaya hedeflerine göre öngörülen talebin sadece yarısını karşılayabilecek.   

Türkiye’de çeşitli lityum yatakları tespit edilmiş olmasına rağmen rezerv olarak nitelendirilebilecek bir kaynak bulunamamış durumda. Ancak birincil kaynaklar konusunda zayıf olsak da ikincil kaynaklar umut vadediyor. Türkiye dünyanın en büyük bor rezervine sahip ülkesi ve yakın zamanda bor atıklarından lityum üretmeye başladık. Eskişehir’de kurulu Eti Maden lityum karbonat üretim tesisinde sıvı bor atıklarından üretilen lityumun yüksek akım sağlayabilme özelliği test edildi ve testin başarı ile sonuçlandığı, yerli lityumun muadilleriyle aynı performansı ortaya koyduğu belirtildi. Yıllık 10 ton lityum karbonat üretimi yapılacak tesisin kapasitesinin yeni yatırımlarla 600 tona çıkarılması hedefleniyor. Dünya bor rezervlerinin %73’üne sahip olan ülkemiz, tüm dünyada talebin ciddi şekilde artacağı ve arz sıkıntısı öngörülen bir kritik mineral olan lityumda büyük bir potansiyele sahip. Bu son gelişmeleri de, temiz enerji dönüşümünü gerçekleştirirken hem 4,3 milyar dolarlık maden ihracatımızın hacmini ve pazarını genişletmek hem de daha yüksek birim ihraç fiyatına sahip olabilmek adına büyük bir adım olarak görüyorum.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar