Yıl nasıl başladıysa öyle devam eder mi?

Yeni yıla başlarken sıklıkla tekrarlanan söz­lerden biridir, aman yeni yıla nasıl girdiğini­ze dikkat edin, yılın kalan kısmını da bağlarsınız denir. Tabii elimizde olan değişkenler var ama ço­ğu konu isteklerimizin dışında şekilleniyor ve biz bunları veri olarak kabul edip, hayatımızı ona göre kurgulamaya gayret ediyoruz.

Bireyler için geçerli olan bu durum, devletler nezdinde de farklı değil. Yeni yıla Venezuela’ya ABD müdahalesi ile başladık. Bir devlet başkanı­nın başka bir ülke tarafından kaçırılması, kendi ülkesinde mahkemeye çıkartılması vb. gibi pek alışık olmadığımız bir süreçten geçiyoruz. Üstelik ABD yetkililerinden gelen açıklamalar buradan sonra ülkenin petrol satışlarının nereye yapılaca­ğını ve elde edilen gelirlerin nereye harcanacağını da belirleyeceklerini dile getirdi.

Yani kapitülas­yon ile sömürge arasında konumlanan bir nokta­dayız. ABD Başkanı Trump tarafından gelen açık­lamalar yakın bir gelecekte Kolombiya ve Panama için de benzer süreçlerin yaşanabileceğine işaret etti, Güney Amerika kıtasını genel olarak yerküre­nin kendilerine ait kısmı olarak gördüklerini söy­ledi. ABD ile bölgede kurulan ya da darbe ile dev­rilen çoğu yönetimin bir geçmişi bulunduğundan belki buraya kadar yaşananlar normalin dışında ancak çok tuhaf gelmeyebilir. Fakat NATO üyesi bir ülke olan Danimarka’ya bağlı Grönland’ın ken­dilerine teslim edilmesi yönündeki açıklamalar gerçekten düşündürücü.

Danimarka’nın çaresizliği

Avrupa uzun yıllardan beri siyasi belirsizlik­lerin merkezi ve ikinci dünya savaşı sonrası olu­şan düzende enerjiyi Rusya’dan ucuza alırız, gü­venliğimizi ABD sağlar, zamanında Afrika’dan, Latin Amerika’dan ve Asya’dan sömürdüklerimiz ile herkese büyüklük taslarız modu artık rafa kal­kıyor.

Küreselleşme trendinin bitmesi pandemi süreci ile hızlandı ve Dünya Ticaret Örgütü ya da Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların saygınlığı ve etki alanı da neredeyse kalmamış du­rumda. Dolayısıyla Danimarka Amerika’nın sözlü saldırıları karşısında NATO’yu göreve çağırıyor ancak bu da çaresizliğin diğer bir göstergesi olu­yor. Jeostratejik turumuzun ardından biraz daha bu gelişmeler ışığında dünya ekonomisine ve fi­nansal piyasalara nasıl yansımalar olabilir birlikte bakalım.

İlk planda volatilitenin artmasını bekle­diğimiz enerji fiyatlarında büyük değişimler yok, hatta ara seçimler öncesi ABD’nin fiyatları kont­rol altında tutma arzusu ile petrol fiyatları son yıl­ların dip seviyelerine demir atmış durumda. 2025 yılını sert ralliler ile tamamlayan değerli metal fi­yatlarında ise konsolidasyon devam ediyor, jeopo­litik riskler yeni bir trend yaratmakta zorlanıyor.

Sermaye piyasalarında ise pek değişen bir şey yok, yüksek teknoloji üreten şirketler ve onlarla bir noktada temas eden tüm paydaşlar oldukça zengin çarpanlar ile işlem görmeye devam ediyor. Nvidia ile iş birliğinin genişlemesi Hyundai hissesine kuvvetli alım getirdi mesela örnek olarak, trilyon dolarlık şirketlerin yaptıkları ya da yapmayı plan­ladıkları satın almalar etkili olmakta.

Rekorlar memnun etmiyor

Bu gelişmeler doğrultusunda içerde neler olu­yor diye bakacak olursak, yüksek enflasyon orta­mında kırdığı rekor ile pek kimseyi memnun et­meyen bir BIST gerçeği var. Yabancı yatırımcı ilgi­si artsa da tatminkar düzeyde değil. Yabancı para cinsi tahvil ihraçlarına kuvvetli talep gelmeye de­vam ediyor. Faiz indirimlerinin devamı ile iddialı enflasyon hedefi bir noktada çelişecek, oraya ka­dar düşen tahvil faizlerinin desteklediği ortamda TL varlıkların dünya görece iyi performans sergi­lemesi muhtemel, ancak geçtiğimiz yıl oluşan far­kı kapatacak boyutta değil kesinlikle. Dileriz yıl başladığından daha iyi devam eder herkes için…

Yazara Ait Diğer Yazılar