Yılın son PPK toplantısı
2025 yılının son PPK toplantısı yapıldı ve politika faizi %39.5’ten %38’e düşürüldü. Toplantı öncesinde medyan beklenti 150bp seviyesindeydi. Bununla birlikte 100bp indirim ihtimali de masada bulunuyordu. Son açıklanan enflasyon verisi ve TCMB tarafından yapılan iletişim piyasaları 100bp indirimi “şahin” 150bp indirimi “güvercin” bir yaklaşım olarak algılama eğilimine soktu. Oysa 50bp’lik bir farkın reel ekonomi açısından ihmal edilebilir bir etkisi olacağını söylemek yanlış olmaz. Fakat 50bp’lik fark gelecek dönemde TCMB’nin ne kadar sıkı duracağı konusunda bir sinyal etkisi yaratacak fikri ortaya çıktı. Biz bu yaklaşımın doğru olmadığını düşünüyoruz.
Mevcut durumda para politikası sıkı mı?
Mevcut para politikası sıkılığına cari politika faizi ve enflasyon farkı olarak bakarsak 7 puanlık bir fark çıkıyor. Mevcut politika faizine bileşik olarak bakıp on iki aylık enflasyon beklentisi ile karşılaştırdığımızda 20 puan civarında bir fark çıkıyor. Her iki gösterge de bize göre para politikasının sıkı olduğunu gösteriyor. Bu farkların 50bp’lik bir fark ile çok değişmeyeceğini düşünürsek son dönemdeki 100 ya da 150bp’lik indirim tartışmalarının çok önemli olmadığını daha net görebiliriz. Bir başka deyişle, TCMB önümüzdeki dönemde de sıkı para politikası uygulamaya devam edecek.
Para politikası açısından zorluklar neler?
Para politikasının sıkılığını kalibre ederken muhakkak enflasyon birinci gösterge. Fakat aşağıdaki belirttiğimiz konuların da bu süreçte göz önünde tutulması gerektiğini düşünüyoruz.
Para politikası açısından temel zorluklar ekonomide oluşan heterojen talep ve büyüme yapısı ile yapısal sorunlar. Heterojen büyüme yapısı derken şunu kastediyoruz. 2021 yılından günümüze sanayi kesimi %6 civarında büyürken hizmetler sektörünün büyüme oranı %30. Bu açından bakıldığında para politikası hangisine göre kalibre edilmeli? Hangisi çıktı açığını daha çok etkiliyor? Daha önemlisi özellikle hizmetler sektöründeki büyümeyi doğru ölçüyor muyuz ki buna göre çıktı açığı hesaplıyoruz?
Diğer taraftan sanayi içerisindeki büyüme de homojen değil. Geleneksel sektörler yavaşlarken ya da daralırken yüksek ve orta teknoloji şirketlerinin büyüme hızı çok daha yüksek. Örneğin, dayanıklı tüketim malları üretimi yıllık %9, dayanıksız tüketim malları üretimi %5.7 daralmış. Düşük teknoloji üretimindeki yıllık daralma %6.2 seviyesinde. Diğer taraftan, yüksek teknoloji üretimi yıllık olarak %27.5 artmış. Orta-yüksek teknoloji üretimindeki artış %7.8 seviyesinde. Yüksek ve orta-yüksek teknoloji üretiminin artışı muhakkak olumlu bir gelişme. Fakat bu sektörler henüz göreli olarak küçük sektörler. Yüksek teknolojinin ihracat içindeki payı 2025 yılında 2024’teki %3.4 seviyesinden %3.6’ya yükseldi. Burada bir dönüşüm olduğu muhakkak. Fakat para politikası açısından bu dönüşüm süreci nasıl yönetilmeli?
Yapay zeka ve dijitalleşme teknolojilerinin şirketler açısından yatırım ihtiyacını artırdığı bir gerçek. Hem bankacılık hem de reel sektörün bu dönüşüme yabancı kalması düşünülemez. Fakat ihtiyaç duyulan yatırımların finansmanı için TL krediler hâlâ pahalı ve kredi büyüme kısıtları var. Bu durumda para politikasını nasıl kalibre etmek gerekir?
Heterojen yapılarda öngörülebilirlik daha önemli
Heterojen bir ekonomik yapıda para politikası örneği için Brezilya ekonomisi ilginç bir örnek. Heterojen yapısı nedeniyle Brezilya’da para politikası faizi Türkiye’ye göre son 25 yılda daha sıkı kalmıştır. Buna rağmen son döneme kadar ekonomik büyüme performansı açısından Türkiye’den daha iyi olduğu söylenebilir. Brezilya merkez bankası uyguladığı politikalarla ekonomideki belirsizliği azaltmış, siyasi çalkantılara rağmen enflasyonu düşük tutmayı başarmıştır. Brezilya deneyiminin ayrıntılı incelenmesi Türkiye için de önemli politika çıkarımları yaratacaktır.