Yine mi 2013 Mayıs sendromu?

Servet YILDIRIM
Servet YILDIRIM Ekonominin Halleri servet.yildirim@dunya.com

Geçen hafta Fed Açık Piyasa Komitesi toplantısında yetkililer, 2023 sonuna kadar iki faiz artışı beklendiklerinin sinyalini verince küresel piyasalarda 2013 Mayıs sendromu tekrar yaşanmaya başladı. Ve bu sendromdan en fazla olumsuz etkilenenler de bizim gibi dış finansman bağımlılığı yüksek olan kırılgan ekonomiler oldu.

Bugün yaşananlar ile 2008 krizi ve sonrasında yaşananlar arasında paralellik kurmak mümkün. Bundan 13 yıl önce ipotek krizi patladığında duran ABD ekonomisini canlandırmak için paketler ve varlık alım programları devreye sokulmuş, faizler sıfıra çekilmişti. Ekonomi düze çıktığında ise alımlar azaltılmış, faizler artırılmaya başlanmıştı. Küresel piyasalara Fed ile gelen rahatlama yine Fed ile kaybolmuştu. Neredeyse bütün ülkelerde büyümeyi baskılayan COVID-19 krizinde de benzer bir seyir izleniyor. Trump dönemindeki COVID teşvik ve desteklerinin ardından Biden yönetimi de 1.9 trilyon dolarlık kurtarma paketi ile işe başladı. Halka çekler dağıtıldı; faizler indirildi; tahviller alındı, karşılığında para pompalandı. Fed, pandeminin olumsuz etkisini gidermek ve piyasaları likit tutmak için nisan başından bu yana her ay 120 milyar dolarlık tahvil alıp, karşılığında piyasaya o kadar para sürmeye başladı. Yine aynı kapsamda faizleri de sıfıra kadar çekti.

- Ve bu sayede Amerikan ekonomisi hızla toparlandı. Böyle giderse bu yılki ABD büyümesi yüzde 7’yi bulabilir. Üstelik sadece bu yıla özgü bir büyüme olmayacak bu. Hızlı büyüme 2021 kadar parlak olmasa da 2022’de de devam edecek gibi görünüyor. Kısacası Amerikan ekonomisi makulün ötesinde bir büyüme hızına ulaştı, enflasyon beklenenin ötesinde artıyor, işsizlik kontrol altında ve orta vadeli görünüm olumlu. Piyasalar hala enflasyonun geçici olduğuna ve Fed’in varlık alımını azaltırken yavaş davranacağına inanıyor. Fed başkanı Powell da, enflasyondaki artışın pandemi nedeniyle kapanan ekonominin tekrar açılmasından kaynaklandığını ve geçici olduğunu söylüyor. Ama yukarıdaki tabloda Fed ihtiyatlı da davransa, ilk faiz artırımı için 2023’e kadar beklemeyebilir.

2013 Mayıs kırılma anıydı. Tekrar yaşanır mı?

2013 yılının 22 Mayıs’ında zamanın Fed Başkanı Ben Bernanke, Amerikan Kongresi’nde yaptığı konuşmada Fed’in tahvil alımlarını azaltabileceğini açıklamış ve “ultra gevşek para politikası”ndan çıkış sürecinin ilk adımını atmıştı. Merkez bankalarınca yaratılan parasal bolluğun sona yaklaştığının en güçlü işaretini vermişti.

Koronavirüs krizinde henüz sözlü bir işaret gelmedi ama eli kulağındadır; her an gelebilir.

Bernanke’nin 2013’teki tarihi açıklamasının hemen öncesinde 1 dolar 1.8 liraydı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın politika faizi yüzde 4.5 ‘ti. Enflasyon yüzde 6 ve Türkiye’nin ratingi Baa3 ile yatırım kategorisindeydi. O günden sonra ne o döviz kurları, ne o faiz, ne o enflasyon oranları ve ne de o kredi notları bir daha hiç görülmedi. Bernanke’nin konuştuğu anın öncesi ve sonrası iki ayrı dünya ve iki ayrı Türkiye gibidir.

Hep böyle gevşek kalmayacak

Fed’in karar organının 18 üyesinden 13’ü Fed’in 2023’te faiz artıracağını tahmin etmiş. Bunların çoğu 2023’te bir değil 2 defa faiz artışını öngörüyor. Üyelerden 7’si faiz artırımının 2022’de başlayabileceğini düşünüyor. Piyasada da ilk artırımın 2022 ortasına kadar gelmesini bekleyenlerin oranı yüzde 40’larda. Tahvil alımlarının miktarının yavaşlatılması ise daha da erken başlayabilir.

- Büyümenin yüzde 7’ye ve enflasyonun yüzde 3.5’e gittiği, işsizliğin ise bu yıl yüzde 4’lere ve gelecek yıl yüzde 4’ün altına ineceği bir ortamda Amerikan para politikasının gevşek kalmasını beklemek gerçekçi olmaz. Powell enflasyonun yüzde 10’un üzerine çıktığı 70’li yılların tekrar yaşanmayacağını çünkü kendisini fiyat istikrarını sağlamaya adayan Fed’in enflasyonu yüzde 2 dolayında tutmak için elindeki tüm araçları kullanmaya hazır olduğunu söylüyor. Kısacası öyle ya da böyle, Fed bir noktada varlık alımlarını azaltmaya ve faizleri artırmaya başlayacaktır. Ve bu süreç piyasaların beklediğinden daha erken başlayabilir. Bu adım atıldıktan sonrası ise ABD ekonomisinden çok bizim gibi ekonomilerin sorunu olacaktır. Bizim gibi dış şoklara açık ülkeler planlarını bu senaryoya göre yapmalılar, tedbirleri buna göre almalılar.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar