4 °C
Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunyaweb@dunya.com

Yine Yunanistan

Yunanistan 2007 küresel kriz sürecinde en çok baş ağrıtan ülkeler arasında yer aldı. 2015 yılının büyük bölümünde Yunan ekonomisini konuştuk. Başbakan Aleksis Sipras’ın Syriza partisi ikinci defa başa geçtikten sonra AB ve IMF’in  86 milyar euroluk paket ile Yunan ekonomisi soluk aldı ise de, şimdi de bankacılık sektörünün sermaye yetersizliği yeni kriz kaynağı olarak ortaya çıktı.

Avrupa Merkez Bankası’nın  (ECB) Yunanistan’ın dört büyük bankasına uyguladığı stres testinin sonuçları geçen hafta açıklandı ve kafalar yeniden karıştı. Çünkü bankaların 14,4 milyar euroya ulaşan taze kaynağa ihtiyaçları bulunuyor.

Bu paranın nasıl bulunacağı netleşene kadar sadece Yunan ekonomisi değil, AB ekonomileri de diken üzerine oturuyor olacak. 

Bankaların bu kaynak için önce kendi başlarının çaresine bakmaları bekleniyor. Bunun için önerilen yol da bankaların yatırım fonu çıkartarak kaynak toplamları. Eğer bu şekilde kaynak temin edilemez ise yeniden ECB devreye girecek ve yeni bir kaynak paketi açıklamak zorunda kalacak. ECB’nin böyle bir fonlamadan kaçması da mümkün değil, çünkü böyle bir durumun ortaya çıkma olasılığının güçlü olduğunu biliyorlardı.

Fon bulma telaşı sürerken sorulması gereken soru çoğu zaman göz ardı ediliyor. Soru şu: Yunanistan bankalarını sermaye yetersizliğine sürükleyen sorun nedir? Yanıt kısa, gayrimenkul kredileri. Yunan bankalarında batık kredi tutarı 107 milyar euro. Bunun da önemli kısmı gayrimenkul kredisi. 

Yunan bankalarının bu kadar yüksek kredi plasmanına sürükleyen, ya da Yunanlıları (Yunanistan halkları değil. Vurguyu Türkiye halkları diye uyduruk kavram üreten siyasetçilerimiz için yapıyorum.) bu kadar yüksek kredi kullanımına iten olgu elbette küresel dinamiklerle ilintili. Bu dinamiğin adı da finansal serbestleşme sonrası gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini adeta esir alan “likidite bolluğudur”.  

Finansal serbestleşmeye kuralsız bir şekilde dalan yükselen ekonomiler adeta bir kredi, borçlanma çukuruna battılar. Çukurdan çıkmak için çaba gösteriyorlar, fakat onları bu çukura itenler 'daha çok borçlanın, feraha çıkarsınız' önerisi ile karşılaşıyorlar. Şu ana kadar buna evet diyenler, kısa süre sonra ekonomilerini yine çukurda buldular. Syriza hükümeti de buna direndi ise de, sonunda finans lordlarının dediklerini yapmak zorunda kaldılar. 

Eğer Yunanistan yeniden krize girerse bu defa lordlar kimi suçlayacaklar? Çünkü 

Sipras onların dediklerini yaptı. Mutlaka  birisini bulurlar, örneğin emekliler. Sizce gerçek suçlu, ya da ekonomi katilleri kim?

Bu satırları yazarken Moody’s'in küresel ekonomide likidite ihtiyacı en yüksek ekonominin Türkiye olduğunu vurgulayan bir rapor yayınladığı haberi internete düştü. Acaba Türkiye neden bu duruma düştü?