Yoksulluk azalmakta ama hâlâ ürkütücü boyutlarda

TÜİK yılda bir kez açıkladığı Gelir ve Yaşam Koşulları Anketi’nin verilerini bu yıl 30 Ara­lık gibi erken bir tarihte açıkladı. Bu önemli ve­riler soğumasın diye 2026 yılının ilk yazısını bu konuya ayırmayı uygun gördüm. Yeni yılda eko­nomide bizi nelerin beklediğini daha sonra yaz­sam da olur. Birden fazla yoksulluk ölçütü var ve her biri çeşitli sorunlar içerdiğinden hiçbiri tat­minkâr değil. Ama bazıları diğerlerinden daha az sorunlu.

Bu konuya Mart ayında “Derin Yoksul­luk” başlıklı yazımda değinmiştim. Bana göre iki meslektaşımla geliştirdiğimiz Derin Yoksulluk ölçütü en az sakıncalı olanı ama bu ölçtün hesabı mikro veri gerektiriyor. Bu veriler yıl içinde erişi­lir olduğunda yoksulluğun durumuna yeniden ba­karız. TÜİK Eurostat paralelinde farklı ölçütle­rin sonuçlarını açıklıyor ama öne çıkan iki ölçüt söz konusu: Göreli Yoksulluk ve Maddi ve Sosyal Yoksunluk. Hane gelirine dayalı göreli yoksulluk bayağı yanıltıcı bir ölçüt. Bunun nedeni “eşdeğer fert medyan gelirinin” belirli bir yüzdesinin ülke genelinde yoksulluk sınırı olarak kabul edilme­si.

Bu durumda yüksek gelirli Batı’da özellikle İs­tanbul’da yoksulluk sınırının gelir seviyesi düşük kaldığından yoksulluk oranı olduğundan düşük, Doğu bölgelerinde ise sınır yüksek kaldığından yoksulluk olduğundan yüksek çıkıyor. TÜİK ayrı­ca her bölgeye özgü yoksulluk sınırını belirleyip bölgesel yoksulluk oranlarını da açıklıyor ama bu kez Doğu bölgelerinde yoksulluk oranları oldukça düşük çıkıyor. Göreli yoksulluğu bu nedenle pas geçip Maddi ve Sosyal Yoksunluk ölçütüne odak­lanalım.

Maddi ve sosyal yoksunluk oranında dikkate değer azalma

Bu ölçüt 2005’ten itibaren devreye giren Cid­di Maddi Yoksunluk ölçütünün değiştirilmiş ve genişletilmiş hali. 2015 yılında eski ölçütten çamaşır makinesi ve telefon sahipliği gibi harcı âlem mal sahipliği kapsamdan çıkartılırken ço­ğu unsur korundu ve bazı eklemeler yapıldı.

Ha­len maddi ve sosyal yoksunluk ölçütü şu 13 mali olanaksızlıktan oluşuyor: Ekonomik olarak bek­lenmedik harcamaları yapabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme, kira, konut kredisi ve faizli borçları ödeyebilme, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebil­me, evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme, mo­bilyalar eskidiğinde değiştirebilme, eskimiş giy­silerin yerine yenisini alabilme, düzgün iki çift ayakkabıya sahip olabilme, otomobil ve kişisel amaçlı kullanım için internet sahipliği.

Sosyal boyut için de toplumsal dışlanmayı saptamayı amaçlayan şu üç mali olanaksızlık eklendi: Ayda en az bir kez tanıdıkları ile toplanabilme, ücret­li boş zaman faaliyetlerine katılabilme, kendini iyi hissetmek için bir miktar para harcayabilme. Bir hane ve fertleri bu 13 olanaktan en az yedi­sini karşılayamaz durumda ise bu hanenin fert­leri yoksun sayılıyor ve bu fertlerin toplamının nüfus içindeki payı maddi ve sosyal yoksunluk oranı olarak kabul ediliyor. Bu oran ilk açıklan­dığı 2015 yılında yüzde 19,2 gibi oldukça yüksek bir düzeydeydi.

Yüksek ekonomik büyüme ve az da olsa gelir eşitsizliğinde düzelmenin etkisi ile 2018 yılında yüzde 15,3’e kadar düştü. Ekono­mik kriz ardından COVID-19 darbesiyle 2021 yı­lında yüzde 18,1’e yükseldi. Güçlü toparlanma ve yüksek ekonomik büyüme ile 2023 yılında yüz­de 14,4’e hızlı bir düşüş gerçekleşti. Son iki yıl­da düşüş yavaşlasa da devam etti ve 2024’te oran 13,3’e geçen yıl da 11,9’a geriledi.

Maddi yoksunlukta ve bazı yaşam koşullarında vahim durumlar

Ekonomik büyüme dolayısıyla kişi başı gelir artışı maddi ve sosyal yoksunluk üzerinde güçlü bir etkiye sahip. Ancak büyüyen gelir pastasının dağılımında var olan eşitsizliğin daha fazla bo­zulmaması kaydıyla. Son üç yılda bu koşullar ye­rine gelmiş gibi duruyor. Ancak unutmamak ge­rekir ki 86 milyonluk Türkiye’de 10 milyon küsur fert (yaklaşık 3 milyon hane) pek çok temel ihti­yacı karşılayamaz durumda.

Özellikle bazı mad­di olanaklardan yoksunluk çok büyük boyutlar­da. Sentetik bir gösterge olan yüzde 11,9 düşük bir oran değil ama bazı mali olanaksızlıklardan mustarip hane sayısı çok yüksek. Örneğin, fert­lerin %50,5’i evden uzakta bir haftalık tatil mas­raflarını, %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da ba­lık içeren yemek masrafını, %25,1’i beklenme­dik harcamaları, %19,6’sı evin ısınma ihtiyacını ekonomik olarak karşılayamıyor. Öte yandan Ge­lir ve Yaşam Koşulları anketinde Maddi ve Sos­yal Yoksunluk tanımına girmeyen bir dizi yaşam kalitesiyle ilgili bir dizi koşul da yer alıyor.

Bun­lardan dikkatimi çeken ikisini paylaşarak yazı­yı noktalayalım. Ankette hanelere “suç ve şiddet olayları ile yoğun bir şekilde karşılaşıp karşılaş­madıkları” soruluyor: Bu soruya olumlu yanıt ve­renlerin oranı 2024’te yüzde 10,3 iken 2025’te 11,7’ye yükselmiş. Hanelere “trafik veya endüst­rinin neden olduğu kirlilik veya çevresel sorun­lardan mustarip olup olmadıkları” sorulduğunda ise 2024’te yüzde 21,7Si 2025’te yüzde 22,1’i evet yanıtını vermiş. Gördüğünüz gibi hem oranlar yüksek hem artıştalar. .

Yazara Ait Diğer Yazılar