Yol yaparak değil, yolları daraltarak; tasarruf/verimlilik/ sağlık/hız artıranlar…
Akaryakıt zamları ile (insan/yük taşımacılığı) ulaştırma maliyetinin payı/yıpratıcılığı yükseliyor:
Karayollarını/caddeleri genişlettikçe, trafiğin azalacağına, maliyetlerin düşeceğine, verimliliğin artacağına inanırken…
***
Belçika, Danimarka, İsveç gibi ülkelerde:
Şehir merkezlerindeki yollar daraltılıyor ve/veya ücretlendiriliyor...
Bisiklet ve yaya yolları genişletiliyor...
Otopark ücretleri yükseltiliyor...
***
Bu yolla:
İsraf azaltılır mı?
Tasarruf/verimlilik/hız/sağlık artırılır mı?
Belçika, Danimarka ve İsveç gibi ülkelerdeki gerçekleşmeler, bu uygulamanın olumlu sonuçlar doğurduğunun kanıtı…
***
Bunları yapmadan önce:
Toplu taşımada alternatifler (tren, gemi, metro vb…) ve hız ve güven ve erişilebilirlik artırılıyor...
Toplu taşımanın fiyatları düşürülüyor...
Ve…
“Toplu taşıma yatırımları/kullanımı” teşvik ediliyor...
(Aynı alternatifler yük taşımacılığında da öne çıkarılıyor…)
***
Bu yolla:
Trafiğe çıkan araç sayısı düşürülürken;
Akaryakıt, lastik, yedek parça, servis (vb.) maliyetleri (ithalatı) azaltılıyor;
Hem de vatandaşa para/zaman tasarrufu ve “sağlıklı yaşam” fırsatı tanınıyor...
***
(Aynı şekilde köprü/yol zamları…
Bazı ülkelerde:
Alışkanlıklar/mecburiyet nedeniyle “ARTI maliyet” anlamına geliyor…
Bazı ülkelerde ise:
Gelişmiş toplu taşıma altyapısı nedeniyle, “israfı önleme” politikası olarak kullanılabiliyor…)
VELHASIL
Akaryakıt zamları ile:
Vatandaşın genel giderleri içerisinde, ulaştırmanın ortalama payının (maliyetinin) yüzde 25’i aşabileceği hesaplanıyor…
6 ay önceki veri, bu maliyet kaleminin, giderler içerisindeki payının yüzde 20 civarında olduğunu gösteriyor…
***
Alım gücündeki daralma da eklendiğinde:
Ulaştırma giderlerinin, “aile bütçeleri dışında”, başta psikolojileri ve dolayısıyla verimliliği olumsuz etkileyerek, “çalışma/eğitim hayatında” çok daha büyük sorunları büyütebileceği de biliniyor…
Ama;
İnsan ve yük taşımacılığında, önceliklendiremediğimiz “toplu taşıma modellerini” önceliklendirme ve hızlandırma zorunluluğumuz, maalesef, “gündemimizde” son madde olarak dahi yer bulamıyor…