Yönetmelik değişikliğiyle konkordato sürecindeki sorunlar çözülemez
2018 yılından bu yana uygulanan konkordato sistemi, işletmelere mali darboğazdan çıkış imkânı sunarken, uygulamada ortaya çıkan çok sayıda sorunu da beraberinde getirdi. Son yıllarda artan konkordato başvuruları, sistemin güçlü ve zayıf yönlerini daha görünür hale getirdi.
KGK tarafından yayımlanan kararlarda; faaliyet izni iptal edilen denetim kuruluşlarında görev alan bazı denetçilerin belirli sürelerle konkordato denetimlerinde görev almalarının engellenmesi ve yeni yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşlarına üç yıllık tecrübe şartı getirilmesi öngörülüyor. Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan yönetmelikte ise makul güvence raporları ile bağımsız denetim kuruluşlarının bildirim yükümlülüklerine ilişkin düzenlemelere yer veriliyor.
KGK’ın kararları
Konkordato uygulamasında yaşanan sorunların çözümü amacıyla uzun süredir Adalet Bakanlığı tarafından bir kanun çalışması yürütülüyor. Ancak beklenen kapsamlı düzenleme henüz sonuçlanmamışken, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından, öce 04 Ekim 2025 tarih ve 33037 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 29/09/2025 tarihli ve 75935942-050.01.04- [01/35887] sayılı Kararı, akabinde 17 Ekim 2025 tarih ve 33050 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11/10/2025 tarihli ve 75935942-050.01.04-[01/36258] sayılı ikinci Kararı yayımlandı.
KGK tarafından yayımlanan kararlarda; faaliyet izni iptal edilen denetim kuruluşlarında görev alan bazı denetçilerin belirli sürelerle konkordato denetimlerinde görev almalarının engellenmesi ve yeni yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşlarına üç yıllık tecrübe şartı getirilmesi öngörülüyor. Buna göre; Kararın yayımı tarihinden itibaren “Kamu Yararını İlgilendiren Kuruluşlar (KAYİK) dâhil” bağımsız denetim yetkisini haiz denetim kuruluşu olarak yetkilendirilen veya yetkisi bu şekilde değiştirilen denetim kuruluşlarının, tescil ve ilan tarihinden itibaren bu yetkiye sahip olarak üç yıl süreyle denetim faaliyetinde bulunduktan sonra konkordato ön projesine ilişkin makul güvence veren denetimleri üstlenebilmelerine oy birliği ile karar verilmiştir.
Adalet Bakanlığı’nın yönetmeliği
Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan yönetmelik, 13 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımladı. Söz konusu düzenlemeler ağırlıklı olarak, konkordato başvurularında dosyaya eklenmesi zorunlu olan “makul güvence raporu” ve bu raporu hazırlayan bağımsız denetim kuruluşlarına ilişkin yeni kurallar getiriyor. Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan yönetmelikte ise makul güvence raporları ile bağımsız denetim kuruluşlarının bildirim yükümlülüklerine ilişkin düzenlemelere yer veriliyor.
İlgili yönetmelikle; borçlunun bağımsız denetime tabi olmayan tüzel kişi tacir olması durumunda Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardını, bunlar dışındaki borçlular için 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve ilgili mevzuatı,” uygulanacaktır. Ayrıca, makul güvence veren denetim raporunun iki nüshası” ve bağımsız denetim kuruluşu tarafından imzalanan sözleşme ile raporu imza tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde Kuruma bildirir.
Değerlendirme
Ancak burada cevaplanması gereken asıl soru şudur; Konkordato uygulamasında yaşanan temel sorunlar gerçekten makul güvence raporlarından mı kaynaklanıyor? Kanaatimizce hayır. Uygulamada karşılaşılan sorunların büyük bölümü, ilk başvuruda mahkemeye sunulan makul güvence raporlarından değil, konkordato sürecinin ilerleyen aşamalarında ortaya çıkan yapısal sorunlardan kaynaklanıyor.
Çünkü makul güvence raporları çoğu zaman konkordato başvurusundan birkaç ay önceki mali verilere dayanıyor. Oysa konkordato süreci içerisinde şirketlerin mali yapıları önemli ölçüde değişebiliyor. Süreç devam ederken rayiç değer bilançosu hazırlanıyor, varlıkların gerçek değerleri ortaya çıkıyor ve şirketin mali durumu başvuru tarihindeki görünümünden tamamen farklı bir noktaya gelebiliyor.
Nitekim başvuru sırasında borca batık görünmeyen birçok şirketin, süreç içerisinde rayiç değerlere göre borca batık hale geldiği görülüyor. Bunun sonucunda da geçici mühlet veya kesin mühlet aşamalarında ret ve iflas kararlarıyla karşılaşılabiliyor.
Diğer taraftan konkordato süreci işletmelere yalnızca koruma sağlamıyor; aynı zamanda ciddi mali yükler de getiriyor. Avukatlık ücretleri, danışmanlık giderleri, komiser ücretleri ve mahkeme harçları dikkate alındığında, orta ölçekli bir işletmenin yıllık konkordato maliyeti milyonlarca liraya ulaşabiliyor.
Daha da önemlisi, konkordatoya giren işletmeler çoğu zaman piyasa güveni kaybıyla karşı karşıya kalıyor. Tedarikçiler temkinli davranıyor, alacaklı baskıları artıyor ve işletmeler ticari faaliyetlerini sürdürmekte zorlanabiliyor.
Sürecin en önemli problemlerinden biri de alacaklı bankaların uygulamalarıdır. Her ne kadar mühlet kararından sonra borçlunun mevduatının alacaklara mahsup edilmesi kural olarak mümkün olmazsa da uygulamada yaşanan ihtilaflar işletmelerin nakit akışını ciddi şekilde olumsuz etkileyebiliyor.
Bugün gelinen noktada istatistikler de sistemin yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor. Son yıllardaki sonuçlara bakıldığında, konkordato talep eden işletmelerin önemli bir bölümünün süreç sonunda ret veya iflasla karşılaştığı görülüyor. Tasdik kararı alabilen işletme sayısı ise oldukça sınırlı kalıyor. Bu nedenle çözümün, yalnızca makul güvence raporlarına veya bağımsız denetim kuruluşlarına yönelik yeni kısıtlamalar getirmekten geçtiğini düşünmüyoruz.
Öneriler
1.Öncelikle makul güvence raporu uygulaması yeniden değerlendirilmelidir. Bu raporun ilk başvuru aşamasında zorunlu tutulması yerine, süreç içerisinde konkordato komiserleri tarafından hazırlanacak kapsamlı mali değerlendirmeler daha sağlıklı sonuç verebilir. Ayrıca bu yükümlülüğün tüm başvurular için değil, belirli büyüklükteki işletmeler için uygulanması da maliyetleri azaltacaktır.
2.Bunun yanında, geçici mühleti başarıyla tamamlayan işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştıracak mekanizmalar oluşturulmalıdır. Özellikle işçi alacakları gibi imtiyazlı borçlar açısından devlet destekli güvence sistemleri değerlendirilmelidir.
3.Ayrıca konkordato sisteminin en önemli aktörlerinden biri olan komiserlik kurumunun güçlendirilmesi gerekiyor. Komiserlerin görev, yetki ve sorumlulukları güncellenmeli, performansları izlenmeli ve uzmanlaşmaları teşvik edilmelidir.
Sonuç olarak
Konkordato sisteminde yaşanan sorunların çözümü yönetmelik değişikliklerinden değil, uygulamadaki aksaklıkları dikkate alan kapsamlı bir kanun reformundan geçmektedir. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlıkları sürdürülen taslak çalışmanın, yalnızca başvuru koşullarını ağırlaştıran değil, sistemi daha etkin ve güvenilir hale getiren düzenlemeler içermesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, makul güvence raporlarına ilişkin yapılan her yeni düzenleme, konkordato sürecinin temel sorunlarına dokunmayan şekli değişiklikler olarak kalmaya devam edecektir.