Yüksek kredi faizleri ve bir destek programı
Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ
TCMB politika faizini son üç kararında aynı bırakarak (yüzde 37) az da olsa düşüş beklentilerini karşılamadı. Perşembe günü yaptığı toplantıda da faiz oranını sabit bırakarak en az 1 puan düşüş bekleyenleri üzmüş oldu. Dolayısıyla bireysel ya da ticari kredi kullanan ya da kullanmak isteyen herkes indirimin başlamasını ve bir an önce kredi faizlerine yansımasını bekliyor. Çünkü hem finansmana erişimde sorun var hem de ulaşılan kredinin maliyetinde.
Bu ortamda, özellikle kredi-mevduat faizleri ile enflasyon oranı arasındaki makasın açık olması, hem bireyler hem de şirketler için finansmana erişimi daha da zorlaştırıyor.
Merkez Bankası'nın (TCMB) enflasyonu kontrol altına almak için uyguladığı uzun soluklu sıkılaştırma dönemi, enflasyonda çok yavaş düşüş eğilimini başlatsa da kredi faizlerinin beklenenden çok daha yüksek ve yapışkan seyretmesine neden oldu.
Kritik finans desteği: Yatırım taahhütlü avans kredisi
Yatırım taahhütlü avans kredisi (YTAK), Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TCMB)
işbirliğiyle yürütülen; Türkiye’nin cari açığını azaltacak, yüksek katma değerli ve teknolojik ürünlerin üretilmesini hedefleyen stratejik bir kamu destekli proje finansman mekanizmasıdır.
Özellikle büyük ölçekli ve sanayi dönüşümünü hedefleyen yatırımlar için piyasa koşullarına göre oldukça avantajlı maliyetler sunan bir kredi programıdır.
1. başvuru şartları ve kriterler
YTAK programından yararlanabilmek için projenin ve firmanın belirli finansal ve teknik eşikleri aşması gerekir:
● Firma yapısı: Başvuru yapacak firmanın Anonim Şirket (A.Ş.) statüsünde bir sermaye şirketi olması gerekir.
●Proje büyüklüğü: Ar-Ge harcamaları dahil toplam yatırım tutarının en az 1 milyar TL olması zorunludur.
●Özkaynak gücü: Başvuru yapan firmanın son mali yıl bilançosundaki özkaynak veya ödenmiş sermaye tutarı en az 50 ilyon TL olmalıdır.
●Özkaynak katkısı: Yatırım tutarının en az yüzde 20’sinin firmanın kendi özkaynakları ile finanse edilmesi şarttır.
●Yatırım teşvik belgesi (YTB): Bakanlığın uygun gördüğü istisnai durumlar hariç projeye ait geçerli bir YTB bulunmalıdır.
●Sektör ve ürün grubu: Yatırımın, Bakanlıkça ilan edilen Stratejik Öncelikli Ürün Listesi veya Teknoloji Alanları Listesi kapsamında olması gerekir.
Bu listeler; dış ticaret açığı verilen, yerlileştirilmesi kritik olan ve Türkiye'nin küresel rekabet gücünü artıracak sektörlere göre yapılandırılmıştır. Bizce eksik olan tarımsal girdi yatırımlarına gerekli önemin verilmemesi olmuştur. Gıda enflasyonu sorunu bizim için teknolojik yatırımlar kadar önemli bir konudur.
2. kredi limitleri ve vade yapısı
●Firma/proje başına limit: Bir proje için kullanılabilecek azami kredi tutarı 5 milyar TL'dir. Bu tutar, toplam yatırım tutarının en fazla yüzde 70'ini karşılayabilir.
●Ek limit imkanı: Eğer projenin Teknoloji/Strateji Puanı (TSP) 85 ve üzerinde ise 5 milyar TL'ye ek olarak bir 5 milyar TL daha finansman imkanı sağlanabilir.
●Vade: Kredinin vadesi azami 10 yıldır. Bu sürenin en çok 2 yılı (24 ay) anapara ödemesiz dönem olarak kullandırılabilir.
3. faiz oranları ve indirim mekanizmaları
YTAK kapsamında uygulanan yıllık faiz/kâr payı oranları sabit olup, genel olarak yüzde 15 ile yüzde 30 arasında değişkenlik gösterir. Bu oran projenin niteliğine ve firmanın yapısına göre belirlenir. Teknoloji/Strateji Puanı (TSP) yüzde 85'in altında olan firmalara taban olarak yüzde 30 faiz oranı uygulanır.
Yatırımın yurt dışından sağlanan finansman oranı yüzde 20 veya daha fazlası ise yüzde 5 faiz indirimi, Finansal sağlamlığı yüksek (kredi notu vb. kriterlere göre) firmalara yüzde 3 faiz indirimi uygulanır. Tüm indirimler uygulandıktan sonra ulaşılabilecek asgari faiz oranı yüzde 10 seviyesine kadar düşebilmektedir.
4. başvuru süreci nasıl işler?
Süreç tamamen dijital ve iki aşamalı bir onay mekanizmasına dayanır:
1-Bakanlık onayı.
2-Banka değerlendirmesi: Bakanlıktan onay ve TSP (Teknoloji/Strateji Puanı) puanı alan firma, YTAK programına aracı olan kalkınma, yatırım, mevduat veya katılım bankalarına kesin başvuru yapar. Bankanın finansal ve istihbarat analizinin ardından TCMB onayı ile kredi kullandırılır. Bu programa toplam 1 trilyon lira kaynak ayrılmıştır.
30 Haziran 2026 itibarıyla karşımıza çıkan makroekonomik tablo, finans piyasalarındaki çelişkiyi net bir şekilde gözler önüne seriyor. Yıllık enflasyon oranı (TÜFE) yzüde 32 seviyesine gerilemiş, TCMB politika faizi yüzde 37’ye çekilmiş ve mevduat faizleri de yüzde 40’ın altına gerilemiş durumda.
Buna karşın, reel sektörün kullandığı ticari kredi faizleri ortalama %50 gibi oldukça yüksek bir seviyede katılık gösteriyor. Kaldı ki bankacılık dışı finansman kanalı olan faktoring kuruluşlarında bu oranlar halen yüzde 60-65 bandında.
Enflasyon ile ticari kredi faizi arasındaki makas 20 puana, mevduat faizi ile kredi faizi arasındaki fark ise en az 15 puana ulaşmış durumda.
Bu fark, ekonominin temel işleyişini olumsuz etkilediği gibi (finansmana erişimin zorlaşması) yatırım, üretim ve istihdam döngüsünü baltalıyor.
Esasen yaşadığımız enflasyon sorunu bir arz sorunu olup bu sorunun çözümü üretim olanaklarının artırılması ile mümkündür. Yani talep kısıcı politikalar yerine arzı destekleyen, işletmelere sermaye ve kaynak girişi sağlayan politikalara ağırlık verilseydi bu mücadelede çok daha iyi bir noktada olurduk.
İşletmeler hem mevcut yüksek maliyetli kredilerini döndürmekte zorlanıyor hem de geleceğe yönelik yeni yatırımlardan kaçınıyor.
Mevduat-kredi faizi marjı
Görünen o ki kredi faizlerindeki katılık, mevduat faizlerindeki düşüş hızının gerisinde kalıyor. Bankalar fonlama maliyetlerini (mevduata ödedikleri faizi) hızla aşağı çekerken, sattıkları paranın fiyatını (kredi faizini) yüksek tutmaya devam ediyor. Açılan bu faiz marjı reel sektörü ve bireyleri ezerken, bankacılık sektörünü karlı kılmaya devam ediyor.
Eğer mevduat ile kredi faizi arasında makul bir denge kurulamaz ve bu yüksek marj politikası sürdürülürse; kısa vadede kazanan bankalar, kaybeden ise bireyler ve işletmeler olacaktır.
Denge nasıl kurulacak?
Kredi ve mevduat faizleri arasındaki makasın daraltılması, finansal istikrar için artık kritik bir viraj. Bankacılık sektörünün sadece kâr maksimizasyonuna odaklanması yerine, ekonomik istikrarı destekleyecek adımlar atması şart.
Gerekirse kredilere uygulanacak kâr marjına yasal bir sınırlama getirilmesi tartışılmalıdır.
Ayrıca zorunlu karşılık oranları kademeli olarak düşürülerek bankaların kredi yaratma kapasitesi artırılmalı ve aylık kredi büyüme sınırları reel sektörün nefes alabileceği şekilde yukarı çekilmelidir.
Sonuç olarak enflasyonun ve faiz oranlarının dengeli bir şekilde yönetilmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve bankacılık sektörünün reel ekonomiyi destekleyici asli rolüne geri dönmesi, sürdürülebilir bir büyüme için çok önemlidir.