Yüksek kur ve enflasyon gölgesinde 2022

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Prof. Dr. Dilek TEKER

Işık Üniversitesi

İşletme Bölüm Başkanı

dilek.teker@isikun.edu.tr

Dalgalı bir belirsizlik altında bir 2021 yılını geride bıraktık. Geçtiğimiz yıla halen etkilerinden kurtulamadığımız pandemide yeni varyantlar, küresel enflasyon, arz ve tedarik sorunsalı, negatif reel faiz ve içeride düşük değerli TL damga vurdu. Özellikle 2021’in son haftalarında çalışanı, yaşlısı, öğrencisi neredeyse tüm kesim her saat başı TL’nin değer yitirmesini izledi bir sonraki gün market raflarına bu fiyatların yansıyacağı endişesi ile…

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) son açıkladığı verilere göre 2021 yılı genelinde pandeminin ortaya koyduğu küresel ekonomik iklim çerçevesinde 125 milyon kişinin işini kaybettiği ve yaklaşık 150 milyon kişinin de yoksulluk seviyesinin altına gerilediği bir dönem içerisindeyiz. Uzun süreli kapanmalar ardından kademeli normalleşme çerçevesinde arz ve tedarik zincirinin artan talebi karşılayamadığı, Dünya ticaretinde hakim rolde olan Çin, ABD ve AB ülkelerinin üretimde istikrarı sağlayamadığı bir dönem geçirdik. Hele ki buna bazı ekonomilerin bazı zaruri ürünlerde ihracata kota koyması da eklendiğinde, bu küresel sarmal, yönetmesi çok daha kuvvetli bir fiyat hareketi boyutu kazandı. Açıkçası halen hissettiğimiz 2008 küresel krizinin etkilerini aza indirgemek ve ekonomileri canlandırmak için uygulanan parasal gevşeme adımları da, tetiklenen talep karşısında mevcut arz düzeyini yetersiz kıldı. Merkez Bankaları, ekonomiyi canlı tutmak ve artan enflasyonu kontrol altına almak arasında bir tercih yaptı ve canlılığın sürdürülebilirliğini seçti.

2021 yılı özellikle enflasyonist baskıların ön planda olduğu bir yıl olarak tarihe geçti. ABD yüzde 6.8 ile son 40 yılın en yüksek enflasyon rakamı ile karşı karşıya kaldı. AB Bölgesi ise açıklanan en son yüzde 4.9’luk enflasyon ile son 25 yılın zirve değerine ulaşmış oldu. Türkiye için hesaplanan yüzde 36.08’lik enflasyon rakamı ise son 19 yılın en yüksek değeri olarak karşımıza çıkmış oldu. Peki, Türkiye’nin de içinde bulunmuş olduğu G20 ülkelerinden bazılarının enflasyon görünümleri nasıl seyretti? G20 ülkelerinin 2020 yılı ve 2021 yılı son açıklanan yıllık enflasyon rakamları incelendiğinde, artan talebe ve arz tarafında yaşanan sorunlar nedeniyle enflasyonun 2021 yılında küresel bir sorun olduğu net olarak gözlenmektedir. Öte yandan Türkiye, G20 ülkeleri enflasyon sıralamasında Arjantin’den sonra en yüksek enflasyona sahip ülke konumundadır.

Tablo 1. Seçilmiş G20 ülkeleri enflasyon görünümleri ve yıllık oranlar

Ülke

Enflasyon (2020 )

Enflasyon (2021 son açıklanan veriye göre derlenmiştir)

Arjantin

%39.89

%51.20

Türkiye

%14.83

%36.08

Brezilya

%4.81

%10.74

Rusya

%0.89

%8.39

Meksika

%2.90

%7.37

ABD

%1.17

%6.8

G. Afrika

%5.27

%5.5

Almanya

%1.6

%5.2

İngiltere

%5.86

%5.1

Hindistan

%4.61

%4.91

AB Bölgesi

%1.59

%4.90

Kanada

%0.77

%4.7

Güney Kore

%1.31

%3.7

Avustralya

%1.78

%3

Fransa

%2.52

%2.8

Çin

%0.63

%2.3

Endonezya

%-0.46

%1.86

Japonya

%0.84

%0.6

Görünen o ki 2022 yılı neredeyse tüm merkez bankaları için enflasyon ile mücadelede öncü bir yıl olacaktır.

Birleşmiş Milletler Gıda Endeksi rakamları, enflasyon sepetlerinde önemli bir ağırlığa sahip olan gıda ürünleri fiyat hareketlerini incelemek için önemli bir gösterge niteliğindedir. Endeksin son açıklanan rakamı, gıda fiyatlarında son 1 yılda yüzde 29’luk artışa işaret etmektedir. Endeksin alt kırılımları son bir yılda özellikle şeker, tahıl ve et fiyatlarındaki artışı ortaya koymaktadır. Şüphesiz özellikle gıda fiyatlarında belki de hak ettiği kadar sözü geçmeyen ancak oldukça önemli bir öncü gösterge olan iklim krizini de tartışmak gerekmektedir. Kuraklık ve çölleşme verileri tarım faaliyetlerini sekteye uğratmaktadır. Rakamlar incelendiğinde iklim sorunsalı kaynaklı olarak her yıl 12 milyon hektar arazi ve 75 milyar ton verimli toprak kaybedilmekte, 20 milyon ton tahıl üretilebilecek alan verimsizleşmektedir. Bu koşullardan yaklaşık 1.5 milyar kişinin etkilendiği ve 15 trilyon dolarlık bir kayba neden olduğu raporlanmaktadır. Bu şartlar altında orta ve uzun vadede gıda fiyatlarındaki artış kaçınılmazdır. Enflasyon rakamlarında sadece günümüz koşullarını tartışmanın ötesinde uzun vadeli bir vizyon gerektiği açıkça görülmektedir.

Tüm bu rakamlar bir yana, Türkiye özelinde kur dalgalanmalarının da fiyat istikrarını bozduğu bir gerçektir. Türkiye cari dengeyi koruyabilmek ve ihracata dayalı bir büyüme sergilemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla rekabetçi kur politikasını sürdürmektedir. Şüphesiz ihracata dayalı bir büyüme modeli uzunca yıllardır arzu edilmektedir. Öte yandan bugün çoğu girdi ve tarım ürünü ithal edilmektedir. Yüksek kur politikası, her ne kadar Türkiye’de üretilen mallarda küresel piyasalarda fiyat rekabeti sağlamış olsa da, içerideki fiyat istikrarı dengesini önemli ölçüde bozmaktadır. Bu şartlarda mutfaklarda kaynayan tencereler ya da soframıza koyduğumuz bir tabak yemeğin maliyeti dövize endekslendiği sürece; yaşanan hayat pahalılığı karşısında vatandaş, cari fazla vermenin ekonomik etkilerini kısa vadede hissedemeyecektir. Ekonomi yönetiminin amacı ne olmalıdır? Verileri düzeltmek ya da halkın refahını arttırmak? Şüphesiz her kesim bugün cebinden çıkan parayı baz alacak şekilde konuyu değerlendirmektedir.  2021 yılını zamlarla kapatırken, 2022 yılını da yüksek enflasyon rakamı ile açtık. Asgari ücretli, emekli ve çalışan kesime sunulan ve bana göre bu hayat şartlarında zaten gecikmiş olan zamları, kura endeksli mevduat hesabının kamuya yaratacağı olası maliyetleri, küresel enflasyon ikliminin etkilerinin devamı, elektrik üretiminde kullanılan doğalgazın son 1 yılda yaklaşık yüzde 100’den fazla arttığını ve devamının da beklendiğini göz önünde bulundurursak 2022 yılında zamların devamı elbette gündemde kalmaya devam edecektir.

Aslında 2022 yılı küresel piyasalarda enflasyon ile mücadele yılı olarak ön plana çıkacaktır. FED’in 2021 yılı notlarında enflasyonun geçici bir koşul olduğu ifadesinin metinden çıkarılması da ABD’de enflasyona karşı orta ve uzun vadede yeni politikaların geleceğini net olarak ortaya koymaktadır. Zaten FED’in en son toplantısında açıkladığı üzere 2022 yılında artık parasal sıkılaşma politikası ile özellikle enflasyonda geri çekilme hamleleri beklenmelidir. Görünen o ki küresel piyasalarda düşük faiz ve negatif reel getiri döneminin sonuna doğru yaklaşmaktayız. Her ne kadar bu söylemler piyasalarda çoktan fiyatlanmış olsa da, bu politikaların uygulanmaya başlamasıyla beraber küresel piyasalarda daha değerli bir dolar ve artan faiz iklimi görmek kaçınılmaz. TCMB açısından baktığımızda ise ekonomi yönetiminin söylemi, faizde düşük seviyelerin devamına işaret etmekte. Bu politikanın ne kadar devam edebileceği, şüphesiz özellikle küresel MB’lerin faiz kararlarına ve buna bağlı olarak yerel paraların değer kayıplarına göre şekillenecektir. Ancak görünen bu yıl gelişen ekonomilerin paraları için zorlu bir yıl olacağıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Balona nefes vermek… 22 Mayıs 2022