Yükseköğrenimde tercih…

Hasan Ardıç
Hasan Ardıç Dünyada Ekonomi dunya@dunya.com

Basını her zaman takip ederim. Bugünlerde en çok gördüğüm konulardan biri üniversitelerin düzenledikleri tanıtım günleri ve yükseköğrenim adayı gençlere yaptıkları çağrılar. Sadece özel üniversiteler değil, devlet ve vakıf üniversiteleri de bu kapsamda çalışmalarını sürdürüyorlar. Hem de son derece renkli tanıtım günleri, davet duyuruları ve reklamları ile…

Bu çok güzel bir rekabet…

Keşke bu rekabet, eğitim kalitesinde de olabilseydi… 

Fırsat eşitsizliği, maddi zorluklar, yurt, barınma, beslenme sorunları, kısıtlı kapasitedeki burs olanakları ya da olanaksızlığı, öğrenim kredileri, eğitim kadrolarındaki kalitatif ve kantitatif yetersizlikler olmasaydı da sadece üniversiteler ve/veya fakülteler arası eğitim kalitesi rekabeti, yarışı olabilseydi…

Ama böyle değil, maalesef değil…

Bu yıl için değil belki ama önümüzdeki yıl için genç adaylara deneyimlerimin paylaşımı yoluyla belki yardımcı olabilirim. İşte yazımın konusu bu…

Öncelikle ve derhal belirtmek isterim ki bu iş, asla son dakika işi değil. Yani yabancıların tanımlamasıyla on ikiye çeyrek kala türü karar almak burada pek doğru kabul edilemez. O bakımdan yukarıda bu yıl için değil belki kelimelerini sıraladım.

İlk tercih; kesinlikle üniversite ya da fakülte tercihi değil, zaten olmamalı da…

İlk tercih; meslek ve iş kolu seçimi üzerinde yapılacak tercih olmalı…

Bu meslek tercihinin ana kriterleri de gayet net;

- Sevdiğiniz, yapmak istediğiniz işin mesleğini, sizi bir yaşam süresince mutlu edecek bir meslek tercihi olmalı,

- Olanaklarınız ve yetenekleriniz bu meslek seçiminde sizinle beraber olmalı,

- Özetle başarılı ve mutlu olacağınıza inandığınız mesleği seçmelisiniz.

Tercih yaparken; meslek ve dolayısıyla işkolu seçiminizde size olanaklarınız çerçevesinde en iyi eğitimi verecek fakülteyi seçmeniz gerekecektir. Eğer fakülte seçiminizi yaptıysanız büyük olasılıkla zaten seçtiğiniz, tercih edeceğiniz üniversite de bellidir.

Esasen yurt dışında, özellikle ve kesinlikle ABD’de, üniversite değil, öncelikle fakülte seçimi yapılır. Seçilen fakültenin en başarılısının bünyesinde bulunduğu üniversitenin adı arkadan ve kendiliğinden gelecektir.

Tabii bütün bunlardaki ana ölçütler, olanaklarınız ile sınırlıdır. Olanak derken; maddi olanakları, dil bilginizi, yurt içi ya da yurt dışında, yaşadığınız şehir içinde ya da başka bir şehirde öğrenim görebilme olanaklarınızı, gereken sınavları geçme zorunluluklarınızı, burs bulabilme-alabilme imkânlarını, topluca yeterli olma koşulu altında tercih yönlendirmeleri hakkında değerlendirme yapılabilir.

Konuyu biraz örneklendirelim; kan tutan adayın cerrah olmaya çalışmasında ısrar etmesi, yükseklik korkusunu gideremeyen adayın pilot olmaya çalışması, hayvanlarla iletişim kurmakta zorlanan adayın veteriner hekim olma çabası, çöp adam bile çizememiş adayın güzel sanatlar resim bölümüne girme gayreti bana anlam ifade etmemekte… Bu bakımdan isteğin yanı sıra yeteneğin de olması paralel çalışmalıdır.

Dikkat edildiyse para kazanma konusunu henüz tercih kriterleri içinde değerlendirmedim. 

Kısa bir özet yaparsak, tercihlerinizde göz önünde bulundurulması gerekenler;

1- Sevdiğiniz ve yaşam boyu sizi mutlu edecek mesleği kendi hür iradenizle belirleyiniz.

2- Yeteneklerinizi göz önünde bulundurunuz.

3- Olanaklarınızı dikkate alınız, eğitiminizin sürdürülebilir olması bakımından bu husus önemli.

Yükseköğrenim, sadece işin eğitimi ve dolayısıyla okumak, okumak ve yalnızca okumak değildir. Sorgulamayı öğrenmek, araştırmacı olmanın yapısını kavramaktır. En azından mutlu ve anılarınızda yer alacak yükseköğrenim, sporla, kültürle, sosyal ortamı ve ilişkileriyle, hattâ bahçesi ve binası ve kuruluş yılı ile de belirlenmesi gereken bir öğrenimdir. Apartmandan bozma üniversite olmaz, lokanta tipi neon yazıyla adını tabelâ olarak kullanan üniversite de olmaz. Olur, olur tabii de; benim için olmaz… Sizin için olmalı mı? Buna ben karar veremem.

Hiç unutmuyorum E-5 yolu üzerinde zücaciye mağazası iş yapmayınca binayı üniversite olarak değerlendirmeyi düşünenler vardı. Bu oldu da… Olmamalıydı…

Eğitim kadrosunun kalitatif ve kantitatif bağlamda yeterli olmasının yanı sıra öğretim kadrosunda yer alan öğretim üyelerinin, özellikle profesör ve doçent düzeylerinde tanınmış akademisyenlerden kurulu olması çok önemlidir. Tercih kriteridir.

Üniversite; hayatı öğreten, mesleği veren, meslekle ilgili olarak neyi nerede aramanız gerektiğini anlatan bir kurumdur. Sadece ders çalışmakla tamamlanmasının ifade edeceği anlam yeterli değildir.

Tercih edeceğiniz mesleğinize ilişkin en iyi eğitimi verecek fakülteyi ve o fakültenin bulunduğu üniversitenin size;

- Son derece üstün düzeyde eğitim vermesi ve eğitim olanakları sunması,

Araştırmacı ve sorgulayıcı bir kimlik kazanmanıza yardımcı olacak olanakları ve eğitimi size verecek kapasitede olması,

- Gençlik yıllarınızı süsleyen güzel anılarınızın olmasını sağlayacak ortamda olması,

- Akademik kadronun yeterliliği, 

- Deneysel çalışmalar yapmanıza olanaklı bir yapıda olması,

- Sporu, kültürel faaliyet ve etkinlikleri, sosyal çevre ve iletişimin gücünü vermesi

gibi unsurları oluşturması ve vermesi gerekli ve önemlidir.

Üniversiteye gitmiş olmak için gidilmez, üniversiteye bedelli askerlik uygulamasından yararlanmak ya da yedek subaylık yapma hakkı kazanmak için de gidilmez, üniversiteye sosyal çevre edinme amaçlı hiç gidilmez. Bir de mezun olduktan sonra mesleğinizi yapmayacaksanız yer işgal etmemekte fayda var…

Şimdi gelelim mesleğinizle para kazanma konusuna, hattâ daha önce mesleklerin ülkemizde iş bulabilme durumuna… Ben üniversite eğitiminin evrensel olduğuna, yerel değerlendirmelerin daha geri planda olması gerektiğine inanırım. Ancak durum herkes için böyle değil tabii. O nedenle konuya daha genel, biraz da lokal açıdan yaklaşmak daha uygun olacak.

Değerli yazar Sn. Alaattin Aktaş, dunya.com daki köşesinde “Gençlere meslek seçme rehberi” isimli makalesinde, meslekler ile iş bulma ilişkisini çok net bir şekilde anlatmış. Konuyla ilgilenenlerin mutlaka okumalarını öneririm. Her türlü bilgi, sayısal açıklamalar ve daha birçok aydınlatıcı husus var.

Benim genç adaylara iletmek istediğim mesaj şu;

Mutlaka, ama mutlaka sevdiğiniz bir işi yapmanıza olanak sağlayacak mesleği ve onu edinebileceğiniz en iyi fakülteyi seçin. Sevdiğiniz işi yapmak sizi mutlu bir insan olarak başarılı olmaya götüren en önemli unsurdur. Başarılı olduğunuz, işinizi iyi yapmanız da kazancınızın yüksek olmasına temel olur. 

Burada hüzünlü sesleri duyar gibiyim ki bu benim de çok fazla üzerine titrediğim bir konu. Ülkenin ve genç adayların olanakları konusu. Çeşitli yetersizlikler, maddi zorluklar, barınma, beslenme, bilgisayar, kitap başta olmak üzere eğitim gereklerini temin edebilme…

Ancak istedikten sonra; mutlaka bir çare bulunur… Olanak varsa burs almak, okul saatleri dışında çalışmak, hafta sonu ve bazı tatil dönemlerinde geçici işlerde de olsa para kazanma amaçlı çalışmak, kredi almak, vb…

Hiçbiri kolay değil. Çok zor. Ama inanın bugün bir yerlerde olabilen insanların önemli bir çoğunluğu bu zorluklarla mücadeleden galip çıkanlardır. Zor ama bunları yapabilmek olanaksız değil. Önce istek, beraberinde irade ve başarma azmi en önemli yardımcılarınız olacak.

Son dönemlerde ülkemdeki eğitim kalitesinde bazı sıkıntıların olduğu muhakkak. Hangi kriterlere göre yapılan hangi seçimlerde olduğunu bilemiyorum ama galiba, dünya üniversiteleri içinde ilk beş yüzde herhangi bir üniversitemiz yok. İlk 500 üniversitenin hemen yakın takibinde Koç ve Sabancı Üniversiteleri yer alıyor. Ardından ODTÜ, Bilkent Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi geliyor. 

Bu son derece üzücü bir durum. Bıraktık ABD’deki Ivy League üniversitelerini, Avrupa’daki üniversiteleri, olağan üniversiteler içinde bile sıralamada ön sıralarda yer bulmakta zorlanıyoruz.

Akademisyenlerimizin çoğunun, rektörlerimizin tamamına yakınının referans gösterilen uluslararası platformlarda yayınlanmış bilimsel makalelerinin olmadığı bir dönem yaşıyoruz.

Eğer eskiden olsaydı, mutlaka uzun yıllara dayalı geçmişi olan devlet üniversiteleri derdim. Şimdilerde ise bir taraftan YÖK, diğer taraftan da maddi olanaklar açısından öğretim kadrolarının özel üniversitelerde yoğunlaşmak durumunda kalmaları, özel üniversiteleri seçmenin de doğru olabileceğini gösteriyor. Vakıf üniversiteleri de var elbette…

Ama lütfen kimse alınmasın, eğer burada yer vermediğim fakülte ve üniversite isimleri haklı olarak tercih edilmesi gereken kurumlarsa, konuyu benim cahilliğime verin. Onları da siz genç aday kardeşlerim arayın, bulun ve bizleri de aydınlatın.

Çok zor; bu konuda adaleti gözeterek yorum, öneri yapmak. 

Bir taraftan olanaklar, diğer taraftan olanaksızlıklar

Elbette gönül kırmak değil söylemlerimizin amacı. Hattâ tam da tersi… Doğruyu, sizlerle dürüstçe paylaşmak bütün yapmak istediğim. Gelecek nesillerin yükseköğrenim konusunda şimdiki kuşaklardan daha şanslı, daha olanaklı olmalarını gönülden dilerim.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
İflas ekonomisi 08 Ağustos 2022
İthal enflasyon 19 Temmuz 2022
IMF nedir, ne değildir… 23 Haziran 2022
Bundan sonra ne olacak… 22 Haziran 2022
Yazmak ya da yazmamak 05 Haziran 2022