Yunanistan, demokrasi ve Fenerbahçe

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Bu köşede tam iki sene önce “Yuna­nistan’da “Fenerbah­çe” korkusu” başlıklı bir yazı yazdım. Yazı Batı Trakya Fenerbahçeli­ler Spor ve Kültür Der­neği’nin “Yunanistan’ın milli çıkarlarına aykı­rı olduğu” gerekçesiyle kapatılmasıyla ilgiliydi. Konu istinafa taşınmıştı.

İstinaf mahkemesinden ko­nuyla ilgili tarafsız bir karar çıka­cağını düşünmüyorduk. Çıkma­dı. Mahkemeler ne diyor; “Batı” ifadesi Trakya’nın Yunanlılığıyla ilgili olarak kafa karışıklığı ve al­datıcılık yaratmaya müsait. Bitti mi? Hayır. Komşu ülkenin (Tür­kiye) yayılmacılık eğilimlerini ortaya koyuyor. Yetti mi? Tabii ki hayır. Derneğin tanınması, böl­gedeki vatandaşların barış için­de bir arada yaşamasına aykırı.

Çünkü derneğin daha çok kutup­laşma, bölünme, karışıklık ve gü­vensizlik yaratarak barış içinde bir arada yaşamayı bozma ihti­mali var. En önemli suçlama ge­liyor. Yürü be Yunan mahkemesi kim tutar sizi; Derneğin bu isim­le varlığı Yunanistan’ın toprak bütünlüğünü, dolayısıyla ulusal egemenliğini ve milli kimliğini tehlikeye düşürebilecek bir ma­hiyette.

Batı Trakya’da milli kim­lik inkâr ediliyor. İsminde Türk adıyla kurulmuş olan dernekler mahkeme kararıyla kapatılıyor. Örneğin; 1927’de kurulmuş ve yıllarca yasal olarak faaliyet gös­termiş İskeçe Türk Birliği, “Batı Trakya’da Türk yoktur” düşünce­sinden hareket eden mahkeme­lerce kapatılmış. Sürdürülen hu­kuk mücadelesi sonucunda Av­rupa İnsan Hakları Mahkemesi Yunanistan’ı suçlu bulmuş. Bu karar uygulanmış mı? Tabii ki ha­yır. Yunanistan derneği kapatma­mış lakin dışarıda dernek levha­sının olmasına izin vermiyor. Ko­medya…

Türk adıyla vakıf ve dernek kurulmasına izin verilmemesi­ne rağmen “Pomak” ve “Roman” adıyla derneklerin kurulmasına izin verilmekte hatta teşvik edil­mekte. Neden? Yunanistan’ın id­diası; Batı Trakya milli bir azın­lık değil, dini bir azınlıktır. Bu di­ni azınlık “Pomak”, “Roman” ve “Türk” üç unsurdan oluşmakta­dır. Bu iddia Lozan Antlaşması’na ve İnsan Hakları Sözleşmelerine aykırı.

Bu arada Yunan dostlara! bir tüyo vereyim. Bu Fenerbahçeli­ler çok tehlikelidir aman dikkat edin. Niye mi? Bu kulüp Kurtu­luş Savaşı’nda isyanın adıdır ve başınıza bela olmuştur. Bu kulüp cumhuriyetin en sert savunucu­sudur. Bu kulüp Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden hiç sapmaz. Dahası hiçbir güç tarafından tes­lim alınamayan bir sivil toplum kuruluşudur. Bilginize.

Türk azınlığın sorunları var

Lozan Antlaşması’nın yürürlü­ğe girdiği tarihten itibaren Türk­ler keyfi uygulamalarla çeşitli baskı ve sıkıntılarla karşı karşıya kaldılar. Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan anlaşma ve protokollerden, uluslararası ant­laşmalardan kaynaklanan birçok hakları, iç hukukta çıkarılan ka­rarnâmelerle iptal edilerek, ihlâl edildi. Müftülük, Vakıflar, Eği­tim, kimliğini ifade edememe gi­bi temel sorunların çözülmesi sü­rekli ötelendi.

Müftülük sorunu

Müftülük müessesi, dini me­selelerin yanı sıra toplumsal et­kisi olan bir makam. 1913 Atina Antlaşması’yla öngörülen konu, 1920 yılında kabul edilen yasay­la Yunan iç hukukuna devredil­miş ve 1923 Lozan Antlaşması’y­la güvence altına alınmış. Ancak bu antlaşma ve kanunlara aykı­rı olarak çıkartılan bir cumhur­başkanlığı kararnamesiyle Türk Azınlığın müftülerini seçme hak­kı elinden alınmış ve müftülerin tayinle işbaşına getirilmelerine yönelik yeni bir uygulama başla­tılmış.

Tüm bu baskılara rağmen Türk Azınlık, İskeçe ve Gümül­cine’de müftü seçimi yapmış. An­cak yıllar boyunca seçilmiş müf­tüler, “dini bir liderin yetkilerini ele geçirdiği” bahanesiyle ceza­landırılmış. Bugün için hala müf­tülükler işgal altında, devletin ta­yin ettiği Müslüman Türk Top­lumunun kabul etmediği devlet müftüleri bu makamlarda otur­makta.

Bunlar yetmezmiş gibi Yuna­nistan’da Türk azınlığın tepkisi nedeniyle 6 yıl yürürlüğe konul­mayan “240 İmam Yasası” 2013 yılında yeni düzenlenmelerle bir­likte yürürlüğe konulmuş. Yasa Trakya’daki devlet okullarına ve camilere 240 Müslüman din gö­revlisinin Yunan makamlarınca atanmasını öngörüyor. Yasanın amacı Müslümanların dini haya­tını devlet elinde şekillendirmek ve dini eğitimi Yunanca yapmaya çalışmaktı. Halihazırda yaptık­ları da o.

Türkiye’de ise 1971’den beri kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu’nu Eylül 2026’da yeniden faaliyete geçirme hazırlıkları hız kazanmış durumda. Okulun han­gi statüde açılacağı ve eğitim mo­deli üzerindeki çalışmalar devam ediyor. Unutmayalım ki kanuni mütekabiliyet; iki devlet arasın­da imzalanan antlaşmalarla va­tandaşlara tanınan karşılıklı hak ve imtiyazlardır.

Vakıf kurma sorunu

Lozan Antlaşması’na göre Ba­tı Trakya Türk Azınlığının her türlü hayır, dinî ve sosyal ve eği­tim-öğretim kurumları kurmak, yönetmek, denetlemek ve bura­larda kendi dillerini serbestçe kullanmak, dini törenlerini ser­bestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olmaları öngörül­müştür. Ayrıca 1990 Kopenhag Belgesi ve 1991 Cenevre Raporu da azınlıklara kendi eğitim, kül­türel ve dini kurumlarını kurmak, devam ettirmek ve yaşatmak hakkını tanımaktadır.

1967 ihtilâlinden sonra işbaşı­na gelen Cunta hükümeti, daha önce seçimle işbaşına getirilmiş olan vakıf yönetim kurullarını azlederek yerlerine kendi tayin ettiği kişileri getirmiş. Yunanis­tan, 1974 yılında, demokrasi ida­resine dönmüş ancak vakıflar ha­la cunta döneminden kalan anla­yışla tayin edilen kişilerce idare edilmeye devam etmiş. Bununla yetinmeyen Yunanistan, 1980 yı­lında, çıkarttığı “Vakıflar Yasa­sı”yla valilere Müslüman Türk­lerin vakıf malları üzerinde geniş yetkiler sağlamış. Söz konusu ya­sa, tepki nedeniyle bugüne kadar uygulanamamıştır.

Eğitim ve ekonomi sorunu

Türk azınlık Okulları öğrenci yok bahanesiyle kırsal bölgeler­de kapatılıyor ve taşımalı eğiti­me döndürülüyor. 1995 yılında 231 tane Türk azınlık okulu var­dı bu sayı geçen yıl itibari ile 83’e düşürüldü. Üçer, beşer, onar ka­panıyorlar. Bunun yanında Batı Trakya Türklerinin tahsil duru­mu oldukça yüksek. Ancak mes­leklerini icra edemediklerinden Batı Trakya’da kalamıyorlar.

Batı Trakya Türkleri ekonomik yönden de yıllarca baskılara ma­ruz kalmış, hatta bundan dolayı Türkiye’ye büyük göçler yaşan­mış. Bölgeye özellikle yatırım ya­pılmıyor.

Avrupa’da demokrasi kavramı ilk olarak MÖ yaklaşık 508 yılın­da Antik Atina’da “halkın yöneti­mi” anlamına gelen bir anlayışla doğmuştu. Bugün Yunanistan’da karşılaştığımız demokrasi o ça­ğın demokrasisine göre daha il­kel. Onlara sorarsanız onlar Av­rupalı ve demokrasinin beşiği, biz ise anti-demokratik…

Bu konuda bize ancak he.. he.. demek düşer.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.172,26 0,28 %
Dolar 47,8818 0,13 %
Euro 55,4009 0,47 %
Euro/Dolar 1,1570 0,36 %
Altın (GR) 6.674,97 -0,44 %
Altın (ONS) 4.376,30 0,58 %
Brent 87,2175 1,58 %