Zamanı ileri sardık!

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Serkan Sevim - Medianova/CEO

İçinde bulunduğumuz günlerde en çok konuşulan konu, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı. Peki, bunu söylerken dijitalleşme olarak adlandırdığımız dönüşümü görmüyor muyduk? İş yapma şekilleri değişecek demiyor muyduk? Çocuklarımızın dijital hayatına bakınca geleceğin çok farklı olacağını hissetmiyor muyduk? Tabi ki biliyorduk ama kendi hızımızda, yavaş yavaş dijital geleceğe adapte olacak şekilde yaşıyorduk. Hatta bazılarımız gerçek dijitalleşme olana kadar emekli olacağını düşünüyordu.

Korona virüsü ile önümüzdeki on yıl içinde oluşacak hayatlarımız belki de bir gecede ileri sardı ve şimdi insanlık bu yeni gerçeğe hızla adapte olmaya çalışıyor.

Gelecek on yıl erken geldiyse şimdi ne olacak?

İçinde bulunduğumuz günlerdeki toz bulutu dağıldıktan sonra, geriye çok da kötü olmayan bir ortam çıkacak. Öncelikle beyaz yaka çalışanların iş hayatı daha verimli ve daha üretken hale gelecek. Trafikte vakit kaybetmeden mobil çalışmanın ve istediğimiz mekânda iş yapmanın keyfine varacağız. Endüstri devriminden kalan yöneticiler ekiplerine sabah dokuz/akşam altı “kart bastırmak” yerine, aslında gerçek beklentilerinin yapılan ve ortaya çıkan iş olduğunu anlayacak. Büyük ve havalı ofis binaları ve plazalar yerine Türkiye’nin herhangi bir yerinden mobil çalışan ekipler ile verimin arttığını göreceğiz. Ofislerimizi sorgulayacağız.

Beyaz yaka çalışanlarımız artık birer ulusal ve hatta global “düşünce çalışanı” haline gelecek. İngilizce bilenler kendi mahallelerinden yurtdışındaki şirketler için de çalışabilecek hale gelecek. Ortaya çıkarttığımız iş ne kadar çok ve değerli ise kişisel gelirimiz de o kadar yüksek olacak.

Hayat boyu eğitim dönemi başladı

Tabi bu hızlı değişim bazı çalışanların kendisini çok daha süratle eğitmesi gerektiği gerçeğini de gelecekten bugüne taşıdı. Eski dönemde bir üniversite okumak ve orada öğrenilenler hayat boyu yetiyordu. Bu olgu da yavaş yavaş dönüşüyordu; hatta Amazon yüzbinlerce çalışanına özel, geleceğe yönelik eğitim programları hazırlıyordu.

Bugün görüyoruz ki kendimizi, çocuklarımızı ve gençliğimizi durmadan ve sürekli eğitmemiz gerekiyor. Bugün öğrendiklerimiz artık bizi en fazla iki veya üç sene idare edebiliyor. Daha çok meraklı olmalı, kitaplar okumalı ve dijital eğitim kanallarına sarılmalıyız. Üstelik 1980’lerin meşhur “Oxford vardı da biz mi gitmedik” söylemini tarihin tozlu sayfalarına gömmemiz gerekiyor. Çünkü artık sadece Oxford değil, dünyanın en iyi okulları bir tık uzakta. Ve evet, bu satırları okuyan, tahminen de hali vakti yerinde olan sizin de kendinizi hemen eğitmeye başlamanız gerekiyor. Eğitim artık sadece çocuklar için değil, hepimiz için kaliteli yaşamanın en büyük şartı oldu.

Mikro ihracat hızlanacak

Bu günlerde internetin sadece çalışmasının yeterli olmadığını, video, ses, e-ticaret veya e-devlet gibi servislerin yüksek performans ile kesintisiz çalışması gerektiğini görüyoruz.

Birçok KOBİ ve işletme sahibi e-ticaretin büyük bir dalga halinde geldiğini görüyordu. Ama nasılsa zaman vardı ve daha sonra yapsalar da olurdu. Son veriler e-ticaretin 2025’de varması beklenen noktaya 2021’de ulaşacağını gösteriyor. Yeni dönemde AVM gibi tüm dağıtım kanalları sorgulanacak ve tüketiciler e-ticaretin verimliliğiyle daha fazla tanışacak. Mağazalar bir deneyim ortamına dönüşecek. Öyle ya, tüketiciler cep telefonlarından gece 11’de verdikleri siparişin başarı ile birkaç günde ve daha ekonomik şekilde evlerine teslim edildiğini korona günlerinde gördüler. Dolayısı ile bu yeni dijital mağazaya KOBİ’ler de süratle adapte olacak.

Bu esnada bir şey daha fark edecekler: Aynı siparişi Avrupa’da oturan bir tüketici de verebilir. Dolayısıyla görece olarak zayıf Türk Lirası’nın da gücünü kullanarak ürettikleri mallarını konteyner ile değil, ufak partiler halinde global pazarlara satmanın yollarına odaklanacaklar.

Peki, ıslak imza ve kaşeye ne olacak?

Yine eski ekonomiden kalma bir alışkanlığımız var. Islak imza ve şu meşhur kaşe. Aslında bir kaşeyi herhangi bir yerde neredeyse bedavaya yaptırabiliyorsunuz. Ama nedense kimse sorgulamadığı için hala yüce kaşe üzerine atılan imzanın getirdiği duyguyu aşamıyoruz. Türkiye’de yıllardır hazır olan e-imza altyapısını kullanmak yerine, birkaç dakikalık imza işini gelip giden evraklar ile haftalar içinde yapıyoruz. İşler yavaşlıyor, verim düşüyor. Tahminen bu antika süreçler de artık gözden geçecek ve uzaktan atılan e-imzalar ile işimizi dakikalar içinde hallolacak.

Teknoloji şirketlerimize farklı gözle bakmalıyız!

Teknoloji sektörü tüm sektörleri yatay kesen ve hepsinin verimini arttırabilecek oldukça stratejik bir yapıda. Son dönemde refahı daha yüksek bir Türkiye için Ar-Ge ve yerli teknolojinin önemi daha fazla ortaya çıktı. Teknoloji şirketlerimize ve startup’lara daha fazla destek vermeli, yatırım yapmalı, iş vermeli ve katma değerli ihracat yapmaları için yeni teşvikler düşünmeliyiz. Türkiye genç nüfusu ve dijital ortamı ile bölgede bir çekim merkezi olarak kurgulanmalı. Dijital ile desteklenen iyi bir tarım politikası, milli savunma, dijital sağlık platformları, online eğitim, büyük veri kullanan kamu servisleri en büyük fırsatlarımız. Özetle, Türkiye’den çıkacak çok daha büyük değerler var. Yakın gelecekte yeni bir “Zoom” neden Türkiye’den çıkmasın? Tek kalemde 40 milyar dolar değer yaratmanın daha kısa bir yolu yok.

Gelecek de bir gün gelecek diyorduk. Evet, korona zamanı ileri sardı. Bizlere de düşünmek, meraklı olmak, öğrenmek, süratle adapte olmak ve yeni kurallar ile çok daha güçlü bir Türkiye hikâyesi yazmak kaldı.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
2020’nin ardından 28 Kasım 2020