Zarf mı, mazruf mu?

Zeynep GÜRCANLI
Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel zeynep.gurcanli@dunya.com

Çok bilinen bir atasözüdür; “Zarfa değil, mazrufa bakmak gerek”.

Dış görünüşe değil de, içeriğe bakmanın gerekli olduğunu vurgular.

Oysa AK Parti hükümetinin dış politikası bu sözün tam tersini ortaya koyar nitelikte. Ülke çıkarlarının korunmasının –yani mazrufun- yerine, seçim odaklı, lider vizyonunun parlatılmasını merkeze alan –zarfı vurgulayan- bir dış politika izleniyor bugünlerde.

İşin en kötü yanı ise, AK Parti hükümetinin bu tavrının Türkiye’nin yurt dışındaki muhatapları tarafından da fark edilmiş olması. Bu nedenle Türkiye’ye art arta yapılan dış ziyaretlerin hemen hemen tümü, “mazruf” değil, “zarf” peşinde.

 FOTOĞRAFIN ANLATTIKLARI

“Zarfa ilişkin” dış ziyaretlerin en vurucusu Suudi Veliaht Prens Muhammed Bin Salman’ın Ankara’ya gelişi oldu. AK Parti hükümetinin dış temaslarda daha önce “lider vizyonunu” ortaya koymak için kullandığı tüm taktikler, Prens’in ziyaretinde Suudlar tarafından kullanıldı.

Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Veliaht’ın Ankara’da el sıkışmasını gösteren fotoğrafın Türkiye ve Suudi Arabistan resmi iletişim ofisleri tarafından paylaşılma biçimi;

Türkiye, iki siyasetçinin el sıkışırken yüzlerinde herhangi bir ifade olmayan bir fotoğrafını paylaşırken, Suudi tarafı Prens’in yüzünde muzaffer kocaman bir gülücükle, Erdoğan’ı ise asık suratlı gösteren bir çekimi kullanmayı tercih etti. Arap basınında da genel olarak Suudların servis ettiği bu ikinci fotoğraf kullanıldı.

Bir diğer fotoğraf ise Suudi Prens’in Ankara’dan ayrıldığı ana ilişkin; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat havaalanına giderek, Muhammed Bin Salman’ı uçağının kapısına kadar uğurladığı anda çekilen fotoğraf, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı aşağıda el sallarken, Salman’ı ise yukarıda, uçağın kapısında yüzünde koca bir gülümseme ile gösteriyor.

Havaalanı fotoğrafına ilişkin bir başka sıkıntı ise, “Devlet Başkanı” sıfatı taşıyan Erdoğan’ın, kendi ülkesinde Suudi Kralı’ndan sonra ikinci sırada yer alan Veliaht Prensi havaalanından uğurlamasının protokol açısından yarattığı zafiyet.

Erdoğan’ın sadece haftalar önce yaptığı Suudi Arabistan ziyaretinde havaalanında sadece Vali düzeyinde karşılanıp uğurlandığı hatırlandığında, işin içine ikinci bir “mütekabiliyet” sorunu da giriyor elbette.

Sonuç olarak Veliaht Prens’in ziyareti “görüntü/zarf” açısından Suudların başarısı ile bitmiş görünüyor. Peki, buna karşılık içerikte Türkiye’nin kazandığı bir şey var mı?

Bu sorunun yanıtı Muhammed Bin Salman ziyareti sırasında Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ortaklaşa yayınladıkları üç sayfalık bildiride saklı; Türkiye’ye gelmeden önce Mısır’ı ziyaret edip, 7,7 milyar dolarlık yatırım anlaşması imzalayan, 30 milyar dolarlık yatırım için de resmen söz veren Suudi Prens’in Türkiye’ye yönelik ekonomik olarak hiçbir vaadinin bulunmaması dikkat çekici.

NORVEÇ’LE ANLAŞMA FOTOĞRAFI

Türkiye’nin yaşadığı “zarf/mazruf” problemini en iyi anlatan bir başka fotoğraf ise Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan geldi.

Söz konusu fotoğrafı Norveç Dışişleri Bakanı Anniken Huitfeld’in sosyal medya hesabından paylaştı. Fotoğrafta iki ülke Bakanları imzaladıkları bir anlaşma ile poz verirken görülüyorlar. Çavuşoğlu’nun yüzünde kocaman bir gülümseme ile gösterdiği anlaşmanın içeriğini ise Norveç vatandaşlarının Türkiye’ye pasaportsuz, sadece kimlik kartları ile seyahat edebilmeleri oluşturuyor.

Ancak ne yazık ki uluslararası ilişkilerin en kritik kurallarından biri olan “mütekabiliyet” burada da işlememiş; Norveçliler kimlik kartı ile Türkiye’ye seyahat edebilecekken, Türk vatandaşlarının Norveç’e gitmeleri konusunda herhangi bir kolaylık sağlanmamış anlaşmada.

Değil pasaportsuz, vizesi olmayan Türk vatandaşını sınırlarından sokmuyor Norveç. Üstelik sadece transit amaçlı olarak herhangi bir Norveç havaalanına iniş yapıp, buradan başka yere seyahat edecek Türk vatandaşları bile havaalanında geçirecekleri kısıtlı süre için vize almak zorundalar.

LAVROV’UN SÖZLERİ, AMERİKALI BAKAN YETKİLİNİN UYARISI

Yabancı siyasetçiler, Türkiye’deki hükümet yanlısı basının çokça övündüğü konuların başında dışardan yapılan üst düzey ziyaretlerin geldiğini fark etmiş durumdalar. Bu nedenle Türkiye’ye sıklıkla ziyarette bulunmaktan kaçınmıyorlar.

Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’un son dönemde Türkiye’ye yaptığı tüm ziyaretler bu kapsama giriyor mesela;

Lavrov Türkiye’ye her ziyaretini basının önüne çıkıp, Ukrayna savaşında Rusya’nın “ne kadar haklı olduğuna” ilişkin mesajlar vermek için kullanıyor. Son ziyaretinde işi daha da ileri götürüp, Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelensky hakkında hakarete varan ifadeler kullanmaktan çekinmedi. İşin kötüsü, Lavrov böylesine fütursuzca konuşurken, Türk tarafının sessizliğini koruması idi. Oysa AK Parti değil miydi, Rusya ile Ukrayna arasında “arabuluculuğa” soyunan?

Görüntü böyleyken, içerikte de bir şey alamadı Türkiye Lavrov’un bu ziyaretinden. Beklenti, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan Suriye’ye yeni sınır ötesi terörle mücadele operasyonu için Moskova’nın desteğini sağlanmaktı, ama olmadı.

İşin kötüsü, Washington’dan da benzer uyarılar geldi sınır ötesi operasyon konusunda; ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Ortadoğu Politikasından Sorumlu Diplomatı Barbara Leaf, Amerikan Kongresi’nde geçen hafta yaptığı açıklamada aynen şöyle dedi; “Türk hükümetine çok üst düzeyde, Ekim 2019 yılında imza attıkları anlaşmanın bağlayıcı olduğunu söyledik. Bunun anlamı, Suriye’ye yeni bir sınır ötesi operasyon yapmanın mümkün olmadığıdır.”

Sahi geçen ay hemen her açıklamasında sınır ötesi operasyondan bahseden Erdoğan, bu aralar neden bu konuya hiç değinmez oldu?

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Soçi bilançosu 09 Ağustos 2022
Nükleer mesele 06 Ağustos 2022
ABD’nin yeni oyun planı 04 Ağustos 2022