23 °C

Ali Nihat Gökyiğit: Doğayı üzmek değil, izlemek lâzım

Kısa bir süre önce Selçuk Yaşar Ödülü'nü ve TÜSİAD teşekkür plaketini alan Ali Nihat Gökyiğit'le "üzmek değil, izlemek lâzım" dediği doğanın başrolde olduğu, okuduğu ve yazdığı kitaplardan sanata desteğine uzanan keyifli bir söyleşi yaptık... (Nermin Sayın)

Ali Nihat Gökyiğit: Doğayı üzmek değil, izlemek lâzım

Nermin Sayın

Doğa sevdalısı... “Biraz Kitap, Biraz Sanat, Çokça Hayat” söyleşilerimizin ilk konuğu olan, ülkemizin duayen işadamlarından Ali Nihat Gökyiğit’i bu nitelemeyle anmak istiyorum izninizle. Bu tercihimde Gökyiğit’in unvanlarını 1-2 satıra sığdırmanın imkânsızlığının da etkisi büyük. 90 yaşında kaleme aldığı, 2016’da okurlara sunulan yaşam öyküsü “Doğa ve İnsan Sevdam”ı okurken bunu daha iyi anlıyor insan. 600 sayfalık kitapta çocukluğundan iş yaşamına, ailesinden sosyal sorumluluk projelerine dolu dolu bir hayat çıkıyor karşınıza çünkü. Ama başrol hep doğanın! Doğa, tıpkı onun hayatında olduğu gibi, söyleşimizin de başrolünde...

● İsminizi duyan herkesin aklına önce girişimcilik geliyor, özellikle de doğayla ilgili girişimleriniz. Anılarınızı okurken bir kez daha fark ettim ki girişimcilik ömür boyu en önemli özelliklerinizden olmuş. İlk olarak “daima girişimci” olmanın sırrını öğrensek sizden...

Kitabın isminden; “Doğa ve İnsan Sevdam”dan başlayarak buraya doğru gidebiliriz müsadenizle... Doğayı çok büyük kapsamda görüyorum, hatta fezadan başlayarak. Oradaki büyüklükler, o kitlelerin; mesafelerin cesameti insanı şaşkınlık içinde, hayret içinde bırakıyor. Öbür taraftan, yaratılanların hücresindeki ufaklığa geliyoruz; 70 kilo bir insanda 70 trilyon hücre oluşuna, onu da kavramakta zorluk çekiyoruz. Yetmiyormuş gibi, o hücrenin içerisinde DNA’lar, çekirdek bilgi toplanıyor, o bilginin cesameti de bizi hayretler içinde bırakıyor. Okuduğum bir kitapta geçer; “Bütün insanların gen bilgilerini bir yerde toplayabilsek bir pirinç tanesi ağırlığı yapmaz.” Ufaklık da böyle. Buna hayret etmek yetmiyor, hayran kalıyoruz aynı zamanda... Doğayla ilgim buradan başlıyor... İnsanın doğayla çatışma içinde değil, barış içinde olması lâzım. Çünkü doğanın muhakkak hakim geleceğine inanıyorum, insanların bununla başa çıkması mümkün değil. Nitekim tarihte Sümer medeniyeti toprakları, suyu yanlış kullanmaya başladığı için inişe geçiyor... Bazı ırkları, insan dahil, dünyadan alıp götürebilir doğa; o derece hükümran. Onun için çok önemsediğim bir şey de doğayla barışık olmak. “Doğayla barış” deyince, kendimi sorguladım; "Yanlışlar nedir, ne yapabilirim?" diye. Bu girişimlerin birçoğu buradan neşet etti... Tabii geldiğim, doğduğum yerden bu başlıyor.

'Aral Gölü hakkında bir belgesel yaptırdım'

● Artvin’in büyüsü...

O biyolojik zenginlik beni etkiledi çocukken... İş hayatına atılınca, “Sosyal sorumluluk alanında ne yapabilirim?” derken, Türk-Sovyet İş Konseyi başkanlığım sırasında Aral Gölü’nü gördüm, oradaki çevre felaketini. Bir belgesel yaptırdım. Dolayısıyla konuya bir yerlerden girdim. Kendimi sorgularken, hep “Ne yapabilirim?” derken bahsettiğiniz girişimler çıktı... Örneğin biyolojik çeşitlilik. Çok önemli! Niye önemli? Çünkü ekosistemin o akıl almaz düzenini dengede tutan biyolojik zenginlik. Bunu tahrip ediyoruz. Çölleşme, su sancısı, gıda güvenliği, iklim kıyameti ekosistemin bozulması dolayısıyla meydana geliyor. İçinden bir böceği, bir çiçeği aldığınız zaman o ekosistem bozuluyor. Yine kendimi sorguluyorum, buradan bir başka girişim çıkıyor, botanik bahçelerine destek vermek konusu gibi... Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, bir karayolu kavşağında yer alan dünyadaki ilk botanik bahçesi. Bunu ele aldım. Çoruh Üniversitesi'nin botanik bahçesi’ne de destek oluyorum.

● Ağaç tarımı da çevre projelerinize başka bir örnek...

İnsan eliyle yapılmayan doğal ormanlar Türkiye’de yüzde 91-92 oranında. Avrupa’daki birçok ülkede yüzde 1’in altında. Doğal ormanlar niye bu kadar önemli? Çünkü biyolojik zenginliği barındıran onlar. Doğal ormanlarımızda baskı var. Ahşap ihtiyacı artmaya devam ediyor. O zaman; “ağaç tarımı” da dediğimiz endüstriyel orman plantasyonu yaparak ağacı yetiştirelim, keselim kullanalım, yerine yenisini dikelim. Doğal ormanlardaki baskıyı azaltalım.

● Hatıralarınızdan çıkardığım kadarıyla ailede de girişimcilik hakim. Annenizde ise hayırseverlik. İki haslet birleşmiş sizde galiba. Ne dersiniz buna?

Çok doğru... Babamda cesaret, girişimcilik vardı. Dedemden de almışım. Annemde hakikaten fedakârlık, hayırseverlik hakimdi. Onu yaşadım çocukluğumda, beni etkiledi hiç şüphesiz... Deminki konuya bir örnek daha vereyim. Meselâ dedik ki “Yoksulluk da doğa üzerinde baskı yaratıyor.” Yoksulluğa çare için kırsal kalkınma projeleri yaptık; Artvin’de, Maçahel’de... Özetleyelim bu kısmı: Girişimciliğimi ele aldınız. Beni harekete geçiren doğaya olan sevgim. Doğayı üzmek değil, izlemek lâzım. Buradan hareket ettim...

● Gelelim okuduklarınıza... Anılarınızda “Kolejde okuma odasına çok sık giderdim. Aradıkları zaman beni orada bulurlardı” yazmışsınız. Ama bir yandan da “Önsöz”de diyorsunuz ki “Yeniden dünyaya gelsem daha çok okurdum, hatıralarımı daha çok kaydederdim.” Bu okumalar yetmemiş anladığım kadarıyla...

Okumalara hasret kaldım. Okuyamadım istediğim kadar.

'Anılarımın tamamını el yazısıyla yazdım'

● Peki neler okursunuz, nasıl yazarsınız? Biraz bahseder misiniz bize?

Kütüphanem ne yazık ki dağınıktır... Ama daha ziyade tarihi eserler, biyografi ve doğayla ilgili kitapları, dergileri okurum... Anılarımı yazmak son senelerime nasip oldu. Kızım Vahide (Gigin) çok yardım etti. Bu odada (Tekfen Holding’in Ulus’taki ofisinde), şu masada yazdık bunları. Ama bana sipariş verdi. Evde yazdım getirdim, el yazısıyla. Evvelâ teybe okumamı istedi. Okudum, deşifre etti ama kendi yazdığımı düzeltmek çok zamanımı aldı. Onun için yazarken düzeltmek daha kolayıma geldi.

Toprağın ve ağacın konuştuğu metinler...

● Maalesef büyük çoğunluk sadece mesleğiyle ilgili kitaplar okuyor, diğerlerine uzak duruyor. Siz bu çok yönlü okumalardan nasıl faydalandığınızı anlatırsanız hepimize örnek olabilir diye düşünüyorum...

Hem biyografi hem de tarih kitaplarını okurken, oradan bazı dersler alıyorum ben kendime göre. O dersleri özetlemek hemen mümkün değil ama "Niye bunları okuyorsun?" derseniz, biraz da zevk alıyorum onlardan. Nasıl bazı insanlar dedektif romanlarından zevk alır. Biyografi okurken “Bunlar ne yapmışlar?” merakım var. Tarihte de aynı şekilde, “Bugünkü dünyaya hangi dersler alınabilir buradan?” diye. Zevkle, keyifle okuyorum onları. Yazmaya dönersek... Kitabım 1-2 tane var ama çok fazla konuşmam oldu. Şimdi yapamıyorum onları, artık biraz zor geliyor. Meselâ ağaç ve toprak konuşuyoruz devamlı TEMA Vakfı’nda. “Toprak kendisi konuşsa nasıl konuşur?” diye kendimi sorguladım, oturdum bir gece yazdım onu. Sonra onu yazınca dedim ki “Ağacı da konuşturalım.” Ama konuşmalarımdan derlenmiş bir şey yok. Dosyalarda duruyor. Bazıları çok ilgi çekti... “Tarih okumak” dediniz; meselâ bir konuşmamda Osmanlı’daki bitki, çiçek ve bahçe kültürünün ne seviyelere ulaştığını çok kısa anlatıyorum...

Bu kitaplar daima hep elinin altında

● “Türk Çiçek ve Ziraat Kültürü Üzerine” kütüphanenizin okuna okuna yıpranmış kitaplarından biri gördüğüm kadarıyla Nihat Bey...

Bu kitabı anlatmam için biraz Osmanlı’da bahçe ve çiçek kültürünü açmam lâzım. Meclisi Şükufe diye bir -âdeta- akademi var. Üye olabilmek için ya “sahibi tohum” olmanız, yani yeni bir tür keşfetmeniz; melezlenme yapmanız veya “bahçıvan” unvanı almış olmanız lâzım. Yeni bir çiçek bulduğum, geliştirdiğim zaman oraya götürüyorum, bunu müzakere ediyorlar. “Nedir bu?” “Karanfil.” 22 tane kriter var önlerinde, bakıyorlar, “Evet bu yeni bir tür veyahut alt tür” diyorlar, ismine de karar verip teşhir ediyorlar. Her çeşit meslekten insan da meraklı o tarihte çiçeğe... Bu kitap, Cevat Rüştü’den bir güldeste. O zaman gazetelere, dergilere verdiği çiçekler hakkındaki bilgileri içeriyor. Bugün nasıl spor sayfasının, ekonomi sayfasının okuyucusu var, o zaman da çiçek sayfasının meraklıları var. Cevat Rüştü de çiçekler hakkında yazanların son nesli, 1930’lara kadar yazmış.

● Meşhur masanın üstünü kitaplar kaplamış. Başka neler var?

Woldwatch Enstitüsü’nün “Dünyanın Durumu” kitaplarının tercümesi var. Bir de zaman zaman çıkan çok ilginç kitaplar... Biri “Ağaçların Gizli Yaşamı” (Peter Wohlleben.) Bir önsöz yazdım buraya, biraz ağaçtan bahsettim. “Ağaçlar da konuşur” diyor ya zaten. Ağaçların nasıl konuştuğunu söyledim... Şuna gelince: Ben Amerika’da Tarım ve Orman Bakanlığı’na gittim TEMA’nın ilk yıllarında. Dedim ki “Toprağın korunmasıyla ilgili, doğru kullanılmasıyla ilgili neşriyatınız var mı?” “Bizim ilk kitabımız bu” dediler: “Toprağın 7000 Yıllık Öyküsü” (Walter Clay Lowdermilk.) Burada medeniyetlerin toprağın ve suyu doğru kullanarak yükseldiğini, ne zaman yanlış kullanmaya başladılarsa çöktüğünü anlatıyor... Biyolojik çeşitlilik konusunda çıkan kitapları alırım, okurum. Bir de uluslararası üye olduğum yerlerden yayınlar gelir.

● ANG Vakfı’nın yayınlarını da görüyorum masada.

“Resimli Türkiye Florası”nın yardımcı kitapları bitki listeleriyle başlıyor. Esas bitki dünyası “Türkiye Bitkileri Listesi-Damarlı Bitkiler”de ama “Türkiye Likenleri Listesi” ve “Türkiye Bitkileri Listesi – Karayosunları” da var. Suyosunları hazırlanıyor. Bakteriler de var, gene bitki dünyasını ilgilendiren, o da hazırlanıyor.

● “İstanbul’da Bahçe ve Çiçek” de serginizin kitabı değil mi?

Evet... Bu, İstanbul’daki çiçek ve bahçe kültürünün nereye ulaştığını anlatan bir sergi. Sergiye Hollanda’dan talep geldi, oraya kadar gitti. Şimdi Türkiye’yi dolaşıyor. Daha çok üniversitelerde dolaşıyor. Mobil hali var, bir de bahçe içindeki devamlı sergimiz var... “Türkiye’nin Biyolojik Zenginliği ve Korunması” da sevdalandığım biyolojik zenginlikle ilgili benim çok kolay anlaşılan, mühendisçe yazdığım konular...

Gökyiğit'i heyecanlandıran kitap çalışması

● ANG Vakfı olarak kapsamlı bir kitap projeniz de var: “Resimli Türkiye Florası.”

O projeden müthiş heyecan duyuyorum... Ülkemiz dünya kara sathının yüzde 0.2’sini işgal ediyor ama yüzde 1.2’si kadar bitki türüne sahip. 3 ana iklimin, 3 bitki coğrafya bölgesinin buluştuğu bir yer. Müthiş bir bitki zenginliğimiz var. Ama bunun ne yazık ki 3’te 1'i kadarı tehdit altında... Bitkiyi tanıma, tanıtma ve korumada görevli olan yer botanik bahçeleri. Ülkemizde 10 kadar botanik bahçesi var, hepsi de aktif değil. Gelişmiş ülkelerde 100 kadar botanik bahçesi var ama bu derece bitki zenginliği yok. Onun için bizde botanik bahçeleri çok önemli. Ayrıca bu bitki zenginliğinin kayda alınması da önemli. 2 defa alınmış; ilkini bir İsviçreli, Latince yazmış. Sonra bir İngiliz 50 sene uğraşmış, 10 cilt yazmış. Ama her 10 günde bir yeni bir bitki bulunmaya devam ediyor hâlâ. Bunun resimli ve Türkçe olarak -tabii Latince isimleri de var- yazılması heyecanını Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde yaşadık. Cumhurbaşkanlığı himayesine aldı. 1. ve 2. cildini yaptık, ondan sonra bu cesareti gösterdik ve “Tamamını üstlenelim” dedik... 2030’a kadar devam edecek bir program yapıldı. 30 cilt olacak.

● Bütçesi nedir?

Bugünkü fiyatlarla her cildi 1 milyon lira... İleriye doğru maaliyetler ne olur bilmiyoruz ama buna rağmen tamamı için üstlendik.

'Orkestra denince, projeyi hemen kaptım'

● Kurucusunu bulmuşken Tekfen Filarmoni Orkestrası’ndan bahsetmemek olmaz. Orkestra, 20-22 Mart’ta kemancı Bomsori Kim’e eşlik etmeye hazırlanıyor şu günlerde. Bildiğim kadarıyla tüm konserlere gidiyorsunuz...

Hepsine gitmeye çalıştım, evet... Karadeniz Ekonomik İş Birliği İş Konseyi’nin kuruculuğunu üstlendim ben, ilk başkanlığını yaptım. Şef Saim Akçıl randevu aldı, geldi; “Bu 11 ülkeden bir oda orkestrası kurmaya ne dersiniz?” diye. Dedim ki “Hemen ‘peki’ diyorum.” Ekonomik ilişkileri geliştirirken kültür ve sanat entegrasyonunun da çok önemli olduğuna inandığım için “Acaba ne yapabilirim?” diye düşünmeye başlamıştım ben de. “Oda orkestrası” denince hemen kaptım.

● Bu kadar büyük bir orkestra olabileceğini o an düşündünüz mü?

Öyle düşünmedim doğrusu ama dedim ki “Buraya hizmet eder.” İlk enerji konferanslarını da başlattım özel sektör tarafında. Konferansın açılışında orkestra etkinliğe girdi. Enerji konferanslarıyla orkestra birlikte büyüdü. İş hayatında bunları yaparken sanatı ve doğayı hiç unutmuyorum, o tarafta ne yapabiliriz, onu da tayin etmeye çalışıyorum.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap