Baltaş: Liderlik, etkilemektir

Prof. Dr. Acar Baltaş ile geçmişin üç lideriyle bugünün liderleri arasında köprü kurduğu yapıtını, yeni çalışmalarını, kütüphanesini ve hobilerini konuştuk. (Nermin Sayın)

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Nermin SAYIN

Onun kaleminden bugüne dek stresle başa çıkmanın yollarını, beden dilinin inceliklerini ve ekip çalışmasının önemini okuduk... Başarı, insan kaynakları ve “Türk Kültüründe Yönetmek” de önerilerini paylaştığı onlarca konu arasında yerini çoktan aldı... Psikoloji ve iş hayatı kavramlarını yan yana getiren isimlerden Prof. Dr. Acar Baltaş’la bugün yeni kitabı “Bir Yolculuk Olarak Liderlik”i konuşacağız. Öyle bir “yolculuk” olacak ki bu, molalarımızı 100 yıl öncenin kutup gezginlerinin öykülerinde, zengin kütüphanesinde, okumaya; müziğe ve yüzmeye duyduğu tutkuda vereceğiz...

- “Bir Yolculuk Olarak Liderlik” kitabınız okura bir sürprizle başlıyor: Özel ilgi alanlarınızdan olduğunu öğrendiğimiz Güney Kutbu’na yapılan ilk seyahatlerin hikâyesiyle. Ve yüz yılı geride bırakan bu yolculuklar aracılığıyla, iki ayrı hikâyede üç lideri anlatıyorsunuz önce. Söyleşimize de onlarla başlayalım, dilerseniz.

Şimdi ilginç tarafı şu: Liderlik en fazla kitaba konu edilen başlık. Geçen sene Amazon’da, başlığı veya alt başlığı liderlik olan 5 binden fazla kitap okurlara sunulmuş. Ama buna rağmen dünyada en yaygın olan kötü liderlik! Bilginin davranışı değiştirmediğinin en güzel örneklerinden biridir liderlik konusu... Kutup yolculuklarının ilginçliğiyse eş koşullarda yapılan iki mücadeleden birinin başarıyla, birinin felaketle sonuçlanmış olması. Hemen hemen aynı günlerde, hemen hemen aynı yerden yola çıkıp aynı mesafeyi kat ediyorlar. Ve bu yolculuk sonunda Roald Amundsen planladığı gibi tam 99 günde, neredeyse çıktığı kiloda geri dönüyor, Robert F. Scott ise dönemiyor; arkadaşlarıyla beraber yolda ölüyor... Bu iki kişinin liderlik tarzı, karşılaştırma açısından çok değerli bir örnek oluşturuyor. Benim kitaba konu etmemin sebeplerinden biri bu. İkinci hikâyenin kişisi olan Ernest Shackleton ise sonuca ulaşmak bakımından olağanüstü başarısız; dört kere yola çıkıyor, hiçbirinde hedefe ulaşamıyor. Ama onun üçüncü kutup yolculuğunun hikâyesi, bir başarısızlığın nasıl başarı destanına dönebileceğinin heyecanlı ve etkili bir örneği. Ki yıllar sonra bir başka kurtarma operasyonuna, Apollo 13 ekibinin geriye dönüşüne ilham veriyor.

"Shackleton'ın öyküsü ilham veriyor"

- Bu üç ismin kaderlerini hangi vasıfları belirliyor sizce?

Liderlik, etkilemektir. Ve bu ilişki kurarak olur... Bir kere bu noktada Scott ve Amundsen’de iyi liderle kötü liderin farkı ortaya çıkıyor. Scott ilişki kuramayan bir insan; soğuk; mesafeli. Amundsen de çok sıcak bir insan değil ama gereken ilişkiyi kuran biri. Buna karşılık Shackleton ilişki kurmakta fevkalade başarılı. Düşünün ki kutuplarda gemisi batmış bir insan, iki sene sonra yirmi yedi kişiyle beraber geriye dönmeyi başarıyor, üç tane küçücük filikayla.“Hayatınızda bir kere Shackleton’la çalıştıysanız, hayatınızın ondan sonraki bölümünde Shackleton’ın adamı olarak anılırsınız” deniyor. Yani bu müthiş bir referans. Bir gezi daha yapmaya kalkıyor birkaç sene sonra. Bu yirmi yedi kişiden sekizi aynı yola, aynı zahmeti çekmeye yeniden geliyorlar onunla. Bu olağanüstü bir şey!

- Peki Scott’un ölümle sonuçlanan hataları ne?

İlişki kurmanın dışında konuşacak olursak... Scott daha evvel oraya bir gezi yapmış; hem de Shackleton’la. Biraz gitmişler, sonra bakmışlar ki işler yolunda değil, geriye dönmüşler. Yani bir kutup deneyimi var! Buna rağmen olağanüstü hatalar yapıyor. Amundsen’inse Güney Kutbu deneyimi yok; Kuzey Kutbu’na gitmeye çalışmış, başaramamış. Eskimolarla bir yıl yaşamış; bir kere soğukta nasıl yaşanır, bunu öğrenmiş. Sonra, Amundsen ekibine bir kayak şampiyonu ve bir köpek terbiyecisi alıyor; yani eksperlerden oluşan bir ekip oluşturuyor. Buna karşılık Scott kendi sosyal çevresinden insanları seçiyor. Amundsen Kuzey Kutbu’ndayken Scott zamanını para toplamak için davetlerde geçiriyor.

"Scott depoyu planlanan yere kursa, ölmeyecek"

- Erzak depolarını planlama konusu da sonunda bir felakete dönüşüyor...

Amundsen depolarını son derece stratejik yerleştiriyor. Buna karşılık Scott depoları planlı yerleştirmek için yola çıkıyor ama “Hayvanlar üşüdü”, “İnsanlar rahatsız” gibi nedenlerle elindeki malzemeyi bir yere bırakıp gidiyor. Fakat dönüşte depoya 11 mil kala ölüyorlar. Eğer depo planlanan yerde olsa ölmeyecek, geriye dönecekler. Dolayısıyla Scott’un yaptığı zincirleme hatalar; planlama hataları. Yola da geç çıkıyor... Shackleton, anılarını yazmış; “En Güney” diye bir kitabı çıkıyor. Scott’un bu kitabı okuduğu bile şüpheli. Çünkü diyor ki Shackleton; “Kasımın başından sonra yola çıkmak çok tehlikeli.” Yani dönüşünüzü öyle planlayacaksınız ki şubat bitmeden dönmüş olmalısınız. Scott’un bütün planları tutsa bile Mart’ın 10’unda dönüyor. Mart'ın 10’unda dönmesi demek denizin buz tutması ve oraya geminin girememesi veya orada duruyorsa çıkamaması demek...

"Anlam duygusu önemli"

- Kitabınızda, liderlikle ilgili pek çok konuyu bu üç kaşifin öykülerine göndermelerde bulunarak aktarıyorsunuz. Anlıyoruz ki bunlar değişmeyen özellikler... Biraz da bugünün liderlerine özel nitelikleri konuşalım mı?

Liderlerin geçmişte çekinilen insanlar olması gerekirdi, bugün yaklaşılabilir olmak önemli. İkincisi geçmişte etkili konuşan insanlar liderdi, halbuki bugün doğru soruyu soran ve dinleyenler makbul. Üçüncüsü geçmişte lider güçle yöneten; cezayı ve ödülü dağıtan insandı. Bugün “anlam duygusu” yla yöneten insan. Bugünün liderinin en önemli özelliklerinden biri birleştiricilik: Farklı arka planları, eğitimleri, yaşları birleştirerek güçlü yönlerden sinerji yaratmak. Beşincisi geçmişte yönetici kuralları koyar, kendi bireyselliğine göre yönetirdi; bugün liderlik her insanın özelliklerini bilerek ona göre yönetmek. İnsanların hayat yolculuklarını, güçlü yönlerini, değerlerini bilip o yönlerine hitap ederek ve yararlanarak hedefe gitmek... Değerlerini bilirsek neyin anlam vereceğini biliriz. Bir örnek verecek olursam “En gurur duyduğun şey nedir?” diye sorulduğunda, biri yöneticisi tarafından topluluk önünde onurlandırılmayı, öbürü çocuğunun kendisine “Senin gibi bir babam olduğu için dünyanın en şanslı çocuğuymuşum gibi hissediyorum” demesini anlatıyor. Lider bu iki kişiyi aynı şekilde motive edemez.

Büyük dönüşüm çağında...

- Peki teknolojiyle birlikte yaşadığımız büyük dönüşüm liderliği nasıl etkileyecek?

Dünyanın çok büyük bir değişim içinde olduğunu biliyoruz. 20 yıl sonra bütün mesleklerin ve işlerin dönüşeceğini biliyoruz, bir kısmının olmayacağını biliyoruz. 20 yıla kalmayacak gözümüze takacağımız bir lensle bulut’taki bilgiyi anında indirebileceğiz. Bütün bunlara baktığımız zaman hangi mesleklerin olacağını bilmiyoruz ama 21. yüzyılın 2. çeyreğinde hangi özelliklerin başarılı olacağını biliyoruz. Bunlardan ilki iş birliği, ikincisi ilişki yönetimi, üçüncüsü eleştirel düşünce, dördüncüsü de yaratıcılık. Bu insanlar mutlaka bulut’taki hangi bilgiyi indireceklerini ve bunu nasıl kullanacaklarını bilecekler. Ve bunu başka insanlarla iş birliği içinde yapacaklar... Bugünkü eğitim sistemimizin en acıklı tarafı başarının başkalarının önüne geçmek olarak tanımlanmış olması. Biz bu insanlardan iş hayatına girdikleri zaman ekip çalışması yapmalarını bekliyoruz. Burada zorluk oluyor. İlişki yönetiminin çok önemli olduğunu biliyoruz, yaratıcılığın küçük gruplardan çıktığını biliyoruz. Bütün bunlar için de eleştirel düşünce lâzım. Topluluklar kendi içlerindeki eleştirilere bile "Kol kırılır, yen içinde kalır, bu yüksek sesle söylenmez" derken, nasıl olacak da biz eleştirel düşüncemizi kullanmadan yaratıcı olacağız? Yüksek katma değerli ürünü yaratıcı, eleştirel düşünce olmadan nasıl yapacağız? Bugünün Türkiyesi’nin önündeki zorlanmalar, aşması gereken engeller bunlar...

Her biri tek tek seçilmiş kitaplardan binlerce yapıtlık bir kütüphane kurmuş

- “Biraz Kitap, Biraz Sanat, Çokça Hayat” söyleşilerimizin odak noktalarından biri de konuklarımızın ilham veren kütüphaneleri... Bugün söyleşimizi zengin bir kütüphanenin tam ortasında, kitap soluyarak yapıyoruz... Remzi Kitabevi’nin bastığı “Bir Yolculuk Olarak Liderlik”in “Sunuş”unda belirtmişsiniz, öykülerini naklettiğiniz kutup yolcuları konusunda pek çok kitabınız varmış... Merak ettiğim şu: Başka neler var bu kütüphanede?

İsterseniz en baştan alalım: Hayatımın bir döneminde Küba Devrimi ile ilgili bütün kitaplar vardı. Hayatımın bir döneminde Nâzım Hikmet’in bütün kitapları ve Nâzım Hikmet’le ilgili yayınlanmış bütün kitaplar vardı. Hayatımın bir döneminde Çetin Altan’ın bütün kitapları vardı... Öyle ki -kişisel dostluğumuz da vardı, bizim büyüğümüzdü ama buna rağmen yolumuz bir yerde kesişmişti. Çetin Altan kendisinde bulunmayan bir kitabı bende buldu, rica ederek aldı... Bir tiyatro eseriydi... Bu Küba Devrimi, Nâzım Hikmet ve Çetin Altan külliyatından sonra, çokça roman var. Her türlü roman... Ondan sonra mesleki kitaplarımızın yani psikolojiyle ilgili kitaplarımızın bir bölümü de bu kütüphanede... Liderlik, yönetim, yaratıcılık ve yönetimle ilgili her türlü kitap... Şimdi bu kitapların özelliği şu: İnternetten sipariş ederek gelen kitaplar değiller. Bunlar yurtdışında gittiğimiz toplantılarda bir günü kitapçıya ayırarak, onlarca kitabı masanın üstüne dizip genel olarak bakarak, içlerinden bir kısmını alarak, aldıklarımızın parasını ödeyip otele kadar elde taşıyarak, otelden havaalanına taşıdıktan sonra ilave bagaj parası ödeyerek toplanmış ve en son hamallar taşırken “Yav bunun içine taş mı koydunuz, bu valizde ne var?” dediği kitaplar... Dolayısıyla bu kütüphane böyle dolmuştur. Tek tek, üçer beşer...

Sırada "İlk İşim" var

- Şimdilerde ne yazıyorsunuz?

Yeni kitap, “İlk İşim.” İnsanların öğrenciyken yaptıkları işlerde kazandıkları yaşam becerisinin hayatlarını nasıl etkilediğini anlatıyor. 60 hikâye var içinde. Kimisi hangi insana benzemek istediğini görmüş, kimisi hangi insana benzemek istemediğini görmüş, kimisi idealindeki işi bulmuş gibi birbirinden farklı hikâyeler... Başına “Aşırı Ebeveynlik Hastalığı” diye ailelerin çocuklarını yetiştirirken nasıl sakatladıklarını anlatan bir giriş yazdım. Akademik asistanım Handan Odaman da kariyer planlamasıyla ilgili bir yazı yazdı... Burada ailelere vermek istediğimiz mesaj şu: Bugünün çocukları başarıyla zehirlenmiş, sınavlarla tutsak alınmış ve psikolojik bağışıklığı gelişmemiş çocuklar. Sebebi ailelerin çocuklarının hayatını ileri derecede kolaylaştırması. Bu kitapla biz ailelerin çocuklarını psikolojik bağışıklık sistemlerini geliştirecek, yaşam becerileri kazandıracak mücadelelere, girişimlere sokmasını teşvik ediyoruz yazın çalıştırarak. Bu, paranın kıymetini bilsin diye değil. Yetişkin dilini; insan ilişkilerinde sınırın nereden geçtiğini öğrensin, farklı yaş gruplarıyla ilişkide olsun, karar versin, sonuçlarıyla karşılaşsın diye...

Yüzmeye ve klasik müziğe tutkun

- Kitapta dikkat çeken cümlelerinizden biri şu: “Enerjimizi nereye koyarsak hayat orada gelişir...” Sizin enerjinizi koyduğunuz birçok yer var ve en güzel örneği olan kitaplarınız da önümde... Peki, hobileriniz desem... Kitap tutkunuzu öğrenmiş olduk. Ya diğerleri?

Şimdi ben yüzücüyüm; iyi yüzerim, günde 2 bin metre yüzerim belirli zamanlarda. Biri bu... Bir de müzik dinlerim. Hemen hemen zamanımın bütününü ağırlıklı olarak klasik, kısmen de caz dinleyerek geçiririm. Son birkaç yıldır Müslüm Gürses ve Ahmet Kaya da dinliyorum... En çok Beethoven, Mozart, Chopin severim. Hemen hemen bütün bestecilerin seçtiğim, sevdiğim eserleri var ama yeniler daha az... Konserlere de giderim. Özellikle yurtdışında. İngiltere’ye, Amerika’ya gittiğim zaman mutlaka oranın büyük orkestralarının konserlerine önceden bilet alarak giderim...

"Pamuk değer verdiğim bir yazar"

- Gelelim en son okuduklarınıza...

En son, biraz gecikmiş olarak, “Kırmızı Saçlı Kadın”ı okudum, Orhan Pamuk. Orhan Pamuk okuması kolay bir edebiyatçı değil ama bir kere o havaya girerseniz, “Masumiyet Müzesi”nde olduğu gibi, obsesif bir insanın aynı şeyin etrafında sayfalarca dönmesinden kendinizi koparamıyorsunuz. Dolayısıyla Pamuk benim değer verdiğim bir yazar. Onun dışında bir Naziyi sorgulayan Amerikalı bir psikiyatristin anılarını okudum. Çok ilginç bir kitaptı (Nazi ve Psikiyatrist, Jack El-Hai.) Fakat kendisi yazmamış, çünkü intihar etmiş. Evde okunmak üzere bekleyen “Esir Şehrin İnsanları” (Kemal Tahir) ve “Çankaya” (Falih Rıfkı Atay) var. Kurtuluş Savaşı’nın belirli noktaları ve sonrası da çok ilgimi çekiyor.

Etiketler