24 °C

Bir atla gözgöze: Küheylan

Artık 2015-2016 tiyatro sezonunun sonu geldi sayılır. Müstesna Tiyatro’nun “Küheylan”ı kaçırmadıklarınızdan olsun! Oyun, Trump Kültür ve Gösteri Merkezi’nde 25 Nisan’da izlenebiliyor.

Bir atla gözgöze: Küheylan

nermin_sayin-019.jpg

“Küleylan” modern bir efsanedir... Yazıldığından beri tüm dünyada kendini göstermek isteyen yeni mezun aktörlerin hayallerini süslemiş, yorumlayanları da üne kavuşturmuştur. “Amadeus” filmiyle senaryo Oscar’ı alan Peter Shaff er’e 1973’te Tony kazandırmış “Küheylan” ın bir sezonda ünlü ettiği iki aktörün ismini hemen analım: Mehmet Ali Erbil ve Tolga Çevik... Bugün komedi/şov ağırlıklı bir kariyere sahip olan her iki aktör de rüştlerini işte bu dramla ispatlamışlardı. Orijinal adı “Equus” olan oyunun Broadway’deki son başrolüyse “Harry Potter” Daniel Radcliffe’ti. Sidney Lumet’nin çektiği bir film versiyonu da var ki onda Peter Firth çocuğu, Richard Burton da psikiyatrı oynuyor. 

Bu kadar bilgi yeter, gelelim bugün “Küheylan”ı sayfalarımıza taşıma nedenimiz olan Müstesna Tiyatro yorumuna... Ama önce konuyu hatırlatayım, isterseniz: 17 yaşında silik ve sinik bir delikanlı olan Alan, bir gece çalıştığı ahırdaki 6 atın gözünü oyuyor! Daha önce kimselerin şiddete meyilli bulmadığı, daha doğrusu anne- babasının bile nasıl biri olduğu üzerinde kafa yormadığı delikanlı, bu suçla birlikte dev bir nefretin ortasında kalıyor. Herkes cezasını çekmesinden yana, fakat mahkeme onu önce bir psikiyatra yolluyor: Artık ne eşine, ne de işine herhangi bir ilgi duymayan, “tecrübeli bezgin” Dr. Martin’e. Doktor, tedavi için Alan’ın ruhunu “deştikçe”, orada hiç de şiddetten beslenmeyen bir şey keşfediyor: Kendisinde uzun zamandır olmayan yaşam tutkusunu... 

Müstesna Tiyatro; yaşamın karşısına ölümü, inancın karşısına inançsızlığı, umudun karşısına bungunluğu, aşkın karşısına bıkkınlığı koyan her satırı düşünülmüş bu özel oyunu, Sevgi Sanlı’nın çevirisinden ve Selen Korad Birkiye’nin dramaturjisiyle sahneliyor. Reji, Uygar Özçelik’in. Özçelik, oyun broşüründe “Disiplinlerarası ilişki kuran bir proje için uğraştım” diyor, “Küheylan”a yaptığı çalışma için... Işıklar kararır kararmaz sahne arkasındaki dev ekranda beliren etkileyici film -ki sonraki rüya ve anı sahnelerinin bazılarında da bu yöntem devam edecek- ve önceki yorumlarda genelde at dekoruyla canlandırılan “gece kaçış” sahnesinde mapping kullanılarak bu disiplinlerarası geçiş başarıyla yakalanmış. Hele finaldeki “film”le, atla göz göze kalıyor adetâ seyirci, kendini odasında sürekli o at kafasına bakarak yaşayan Alan’ın yerine kolaylıkla koyarak... Fakat aslında, Uygar Özçelik’in rejisinin bir başka önemli çıkış noktası var: Oyunun psikolojik içeriğine ilk sahnedeki filmden itibaren dozu iyi ayarlanmış bir gerilim katıyor yönetmen. Ayrıca, reji son derece hızlı... Metnin ağırlıklı olarak psikolojik tedavi seanslarından oluştuğu ve eylemden ziyade konuşmaya yaslandığı düşünülürse, yönetmenin kattığı bu hızın değeri ortaya çıkar. Sahneyi, aynı anda biri anlatırken diğeri oynayarak da dolduruyor ekip. Böylelikle seyircinin algısını sürekli diri tutan bir yorum yakalanmış “Küheylan”da... 

İyi bir metni, dinamik bir reji ve gönüllerini ortaya koymuş oyunculardan izlemek gibisi yoktur. Video desteği de cabası... Artık sezonun sonu geldi sayılır, “Küheylan” kaçırmadıklarınızdan olsun! Oyun, Trump Kültür ve Gösteri Merkezi’nde 25 Nisan’da izlenebiliyor.

Sahnede izlenesi bir düet var

Müstesna Tiyatro’nun yorumunda “müstesna” Alan Strang rolünü, adını “Takım: Mahalle Aşkına” fi lmindeki rolüyle kazandığı Behlül Dal Ödülü’yle duyduğumuz Yağız Can Konyalı canlandırıyor. Konyalı, oyunun ilk sahnesinde sorulan sorulara reklam jingle’larıyla yanıt veren kapalı kutudan psikiyatr Martin’de hiçbir zaman olmayan tek arkadaşını bulan delikanlıya her sahnede rolünü ilmik ilmik örerek geçiyor. Özellikle bedendili çok disiplinli. Tıpkı oyunun repliklerinde vurguladığı gibi bakışlarıyla seyircinin de dikkatini çekiyor ve Alan’ı anlama isteği uyandırarak kendisinden önce bu rolü yorumlayan aktörlerin gölgesinde kalmamayı başarıyor. Ve tabii en büyük şansı, bezgin psikiyatr Martin’i oynayan Tamer Levent. Levent her zamanki duru oyunculuğuyla genç aktöre fırsatlar yaratıyor. İkilinin birlikte sahneleri özellikle iyi... Alan’ın “farklı renklerde” at gözlükleri takmış ebeveynleri Dora ve Frank’te Elif Erdal ve Şener Savaş, katılıklarıyla “körü körüne” kavramının içini gayet güzel dolduruyorlar. İpek Tenolcay, avukat Hester’de hikâyenin açılımını sağlayan kişi... Alan’la aynı ahırda çalışan Jill’de Gözde Cığacı, o yaşlardaki kızlardan biri gelmiş de sahnede salınıyormuş gibi, doğal... Asil Büyüközçelik de kısacık ahır sahibi rolününde karakterinin yaşadığı hayalkırıklığını seyirciye geçirebiliyor.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap