Dr. Hakan Çınar: İhracat yapmak tüccara vizyon katar

Çok yönlü olmayı herkes başarmak zorunda" diyen Dr. Hakan Çınar'la sohbetimiz de çok yönlü oldu doğal olarak... Nermin Sayın'ın haberi...

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Nermin SAYIN

Yeni yapıtınız “Dış Ticaretçinin El Kitabı” işlediği konuyu okura detaylarıyla sunan bir çalışma. Ve bunu herkesin, dış ticaretle yeni tanışanların bile anlayabileceği bir dille yapıyor. Bu yöntemi konuşalım mı önce... Bu konuda nasıl bir ihtiyaç gördünüz?

Şöyle ki: Türkiye’nin 2023’te 500 milyar dolar gibi bir ihracat hedefi var, çok kolay bir hedef olmadığını biliyoruz. Öbür taraftan da, Türkiye'nin ihracatını artırmaya yönelik eğilimlerimiz var. Ama insanlar nasıl ihracat yapacaklarını, dış ticaretin neresinden başlayacaklarını çok bilmiyorlar. Yani nakliyeciyle konuşsalar işin sadece nakliye ayağını anlatıyor, ihracatçı birlikleriyle konuşsalar sektörel yönünü anlatıyor, hiç kimse; “Müşteri nasıl bulunur, pazar nasıl araştırılır, o ülkelerdeki potansiyele nasıl ulaşılır, hangi bölge ne gibi riskler barındırıyor?” gibi konulara bir arada değinmiyor. Herkes kendi penceresinden bakıyor...

"ÇOĞU KOBİ, POTANSİYELİNİN FARKINDA DEĞİL..."

Türkiye’de KOBİ oranı çok yüksek, yüzde 95’lerde. Bu üreticilerin çoğunun ihracat yapma potansiyeli var ama farkında değiller. En büyük sıkıntı burada. Kitabı bu şekilde ele almamın sebebi, piyasada böyle bir boşluğun var olduğunu görmem oldu. “Boşluğu görmem” den kasıt “Aman boşluk var, ben buraya bir kitap yapayım da çok satsın” mânâsında değil. Tam tersine, bir anlamda “el kitabı” adını da vererek uçakta giderken, evde oturup müzik dinlerken okuyabilecekleri bir üslûpla dış ticaretin ne olduğunu; hiç de zor olmadığını anlatabilmek, öğretebilmekti. Buradaki ihtiyacı doldurmayı hedefledim, önceliğim buydu. Doğru bir şey yaptığımı düşünüyorum, çünkü; temel anlamda insanların gözü korkuyor, neresinden başlayacaklarını bilmiyorlar. Özellikle KOBİ düzeyindeki firmalar. “Herkes ihracat yapabilir mi, ihracatçı olmak için bakanlıklardan izin mi almak lâzım, Ticaret Sicil Gazetemizi mi değiştirmemiz lâzım?” gibi birtakım konuların var olduğunu zannediyorlar. Oysa ki bunların hiçbiri yok: Tek vergi numarasına sahip olan tüzel kişiliklerin tamamı ihracat yapabilir. Sadece ihracatçı birliklerine üye olmaları gerekiyor ki bu da son anda dahi yapılsa olur. Yani bunu baştan bir izin gibi görmemek lâzım, sadece bir kayıt işleminden ibaret. Dolayısıyla herkes ihracat yapabilir; bütün kurumlar ithalat yapabilir. Bu kadar basit... İhracat için nakliyeciyle; gümrük müşaviriyle çalışmanın kriterleri de, ihtiyaç duyacakları tedarikçileri nasıl bulacakları da var bu kitabın içinde; potansiyel müşteriye hangi yollarla ulaşabilecekleri, hangi devlet yardımlarından yararlanabilecekleri gibi detaylar da. Yola çıkış noktam buydu...

Hazırlık sürecinizden biraz bahsedebilir miyiz... Tabii sizin tüm meslek hayatınız bir anlamda “hazırlık süreci” ama yazılması, bu tarzda sunulması da belli bir süre almıştır, diye düşünüyorum.

Bu benim 5. kitabım, ilk 4 kitabı arka arkaya çıkarttım, bu kez uzun bir ara var... Yeni bir kitap yapma düşüncem pek yoktu. Öncekilerin hepsi teknik ağırlıklı kitaplardı. Ondan sonra teknolojinin çok gelişmesi, çok güncelliğin olması, insanların daha fazla internete müracaat etmesi beni bir parça frenledi. Ama sonradan dedim ki “Hayır, bu başka bir boyutu işin. Nasıl öğrenirim, nasıl müşteri bulurum, beni ne gibi riskler bekliyor, gibi ana konuları içeren bir kitap yazmalıyım.” Operasyoncudan çok girişimciye ya da potansiyel girişimciye yönelik bir kitap oldu. Hazırlığı için çok uzun bir süre harcadım diyemem, altı ayla bir yıl arasında çalıştım üzerinde...

“HEDEF HEP UZAĞA KONMALI”

İlginç bir tespitiniz var: “Dış ticaretin içerisinde yer almayan bir firmanın artık ulusal pazarda dahi dezavantajlı olabileceğini rahatlıkla söyleyebilirim” diyorsunuz...

Kesinlikle öyle. Çünkü dış ticaret insanı geliştiriyor bir anlamda. Türkiye 80 milyon, nüfus ve potansiyel bu. Dünyaya bakıyorsunuz, 7.5 milyar insan yaşıyor. Böylesine büyük kitlelerin yaşadığı, böylesine büyük bir coğrafyaya yönelik bir tüccar olarak kendinizi konumlandırmak istediğinizde çok yönlü bir girişimci olma mecburiyetiniz var. “Vergi numarasına sahip herkes yapabilir” dedik ama sonuçta bazı “olmazsa olmaz”lar mevcut. Bir kere mutlak surette şirket bünyesinde iyi dil bilen insana ihtiyaç var. Vizyona ihtiyaç var. İhracat yapmanın, özellikle ihracatı artırmanın çok ciddi vizyon kattığını söylemek lâzım. Farklı ülkelerin, milletlerin beklentilerini öğrenmek zorundasınız. Buna göre kendinizi hazırlamanız lâzım. Daha şeffaf, belgeleri; verileri daha görünür kılan bir şirket olmak zorundasınız. Daha etik kurallarla çalışmak ve gayriresmî yollara asla başvurmuyor olmak zorundasınız. Bunları hepsi firmaları geliştiren ve doğru olduğuna inandığım şeyler. Bu ilkeleri benimseyen bir şirketin, doğal olarak içerde de daha düzgün bir işleyişe sahip olması lâzım. İşte bu sebeptendir ki dış ticarette bir yerlere gelen, gelmeyi hedefleyen bir şirket yurtiçinde de daha başarılı olacaktır. Bunu yapmayan şirketler, tabiri caizze, kendi odalarından dışarı çıkmayacaklardır. Dar bir vizyona hareket edeceklerdir ve yarın daha vizyoner bir şirket onun elindeki pazarı veya potansiyeli mutlak surette alacaktır. O yüzden firmalar ne olursa olsun hedeflerini hep uzağa koymalı.

En sevdiği kitaplar, başarı öyküleri...

Bu söyleşilerde konuklarımızın okuma alışkanlıklarını da merak ediyoruz...

“Çok kitap okurum” dersem, yalan söylerim. Kaliteli zaman ayırmadığım sürece kitap okumak istemiyorum. Kitap okumaya kaliteli zaman ayırmam lâzım. Kışın çok uzun kitap okuyamıyorum ama yazın kendime daha fazla zaman ayırdığım için açığı kapatıyorum. Farklı alanlarda kitap okumayı seven bir insanım. Tarih kitaplarını çok seviyorum, tarihe merakım var. Yakın tarihi daha çok seviyorum; Osmanlı’dan bu yana, Kurtuluş Savaşı zaferlerimizi de içine alan kitapları okumayı çok seviyorum. Coğrafyaya çok ilgim var. Farklı ülkeleri, farklı medeniyetleri anlatan kitapları seviyorum. Teknolojiyle yönelik kitaplara da çok sardım son dönemde. En çok okumayı sevdiğim kitapları söyleyeceğim şimdi size, onu en sona sakladım: Başarı öyküleri. Başarılı olmuş, hatta başarısız olmuş ve bunu yazmaya cesaret etmiş kişilerin öyküleri. Gerek başarı gerekse başarısızlık öykülerinin tamamının okunmasını hem ben çok seviyorum hem de herkese tavsiye ediyorum. Başarı öyküleri beni inanılmaz mutlu ediyor, ne yapmışlar, nasıl başarmışlar... Oradaki vizyonu yakalamaya çalışıyorum... Çok fazla okuyan bir insanım yalnız; yanlış anlaşılmasın... İnanılmaz çok okurum: Gazete okurum, makale çok okurum... Makaleleri çok kıymetli buluyorum, hem bakış açısı ediniyorsunuz hem de öğreniyorsunuz. Boş kaldığım her anı okuyarak geçiriyorum açık söylemek gerekirse.

Hayatında müzik ve şiir, daima yan yana

Biliyorum ki C-Majör İş’ten Sesler Korosu’ndasınız... Biraz da müziğe ve şiire olan ilginizden bahsedelim mi?

Müziği çocukluğumdan beri severim. Ailede de, anne tarafında müziğe ilgi var. Oğlum da aynı şekilde, albüm çıkarmaya hazırlanıyor... Şiir okumaksa benim ayrı bir zevkim. Çocukluğumdan beri; ilkokulda, orta okulda, lisede stadyumlar dahil olmak üzere şiir okuttular. Ses tonum da şiire uygun diye kendimi biraz ona hazırladım aslında. Ama profesyonel anlamda hiçbir şey yapmadım bugüne kadar. Her şeyi profesyonel anlamda yapabilmek mümkün değil hayatta. Bunları hobiye dönüştürmek çok önemli... Sizin de dediğiniz gibi bir koroda yer alıyorum. Çok "profesyonel" bir koro. C-Majör, CEO’lardan, iş insanlarından oluşan bir koro. Genel sekreterliğini de yapıyorum, tabii ki gönüllülük esasıyla... Orada şarkı söyleme zevkini sonuna kadar çıkarıyorum. Bu da benim açımdan çok büyük bir keyif... Daha büyük bir idealim de var. Yani profesyonelleştirerek para kazanma değil asla ama müzikle şiiri birleştirmeyi ve buna ilişkin bir şeyler yapmayı hedefliyorum.

Bir albüme dönüşecek mi peki?

Bilmiyorum, o kadar ince araştırmadım ama benim kötü bir huyum var: Bir şeye eğer taktıysam kafayı, onu yapıyorum. Şimdiye kadar takıp da yapmadığım bir şey olmadı.

Tiyatroda çok duygulanıyor

Kendinize ayırdığınız zamanlardan devam edelim... Başka ne gibi hobileriniz var?

İnanılmaz playstation meraklısıyım, çok seviyorum. Oğlum artık büyüdü, benle oynamıyor... Maça gitmeyi çok severim, iyi bir Beşiktaşlıyım. Basketbola da gitmeye çalışıyorum.

Sinema?

Sinemaya çok giderim. Tiyatroya da çok gideriz eşimle beraber. Geçen Mel Gibson’ın filmine gittik: “Deli ve Dahi.” Tiyatroyu da çok seviyorum ama açıkçası eskisi kadar zevk alamıyorum. Büyük tiyatrocularımız çok oyun koymuyorlar sahneye. Ferhan Şensoy hastasıydım, Ali Poyrazoğlu hastasıydım. Şu ara Cem Yılmaz ve Ata Demirer’e gidiyoruz. Mizahı daha çok seviyorum. Şehir Tiyatroları’nın, Devlet Tiyatroları’nın oyunlarını da beğeniyorum, değerli buluyorum, bir kere emek var. İlginçtir, komediye bile gitsem ben ağlarım tiyatrolarda. Çok duygulanıyorum insanların emeğinden. En son ayağa kalkıp alkışlarken dayanamam, başlarım ağlamaya. Sanatı çok sevdiğim için, sanatçıya verdiğim değerden dolayı olsa gerek. Çok önemsiyorum. Her şey işten ya da günlük hayatımızı idame ettirmekten ibaret değil. Çok yönlü olmayı herkes başarmak zorunda. Ben mümkün olabildiğince hem hayatımdan zevk almaya, hem sevdiğim şeyleri yapmaya çalışıyorum, hem de hep üretmeye çalışıyorum. En önemli özelliğim şu herhalde: Hiç boşa vakit harcamıyorum.

Hayallerimizi çalıştırmak...

Dış ticaret yöneticiliğini geleceğin mesleklerinden biri olarak anıyorsunuz. Sizce bir dış ticaret yöneticisi hangi özelliklere sahip olmalı?

Ben hangi iş yapılırsa yapılsın insanların vizyonunu açık tutmaları gerektiğine inanıyorum.Vizyon şu: Gözümüzün gördüğü mesafeyi değil, çok daha ileri mesafeyi bir anlamda görebilmeye kendimizi zorlamak, sadece hayallerimizi çalıştırmak. Hayallerimizi ve vizyonumuzu geniş tutmak için bilgi düzeyimizi artırmak. Bunların hepsi birbiriyle entegre. İyi bir dış ticaretçinin bir kere vizyonunun açık olması lâzım. Yani “Operasyoncuyum ben, operasyonla kısıtlı kalacağım” diye bakmaması lâzım. Ben üniversitedeki öğrencilerime “İlk işiniz mutlaka operasyon olacak” diyorum, “size kimse ‘strateji kur’ demeyecek. Ama yarın stratejiye ihtiyacınız olacak ve yarın bu stratejiyi yönetebilmek için mümkün olduğunca vizyonunuzu, teknolojiye olan ilginizi, İngilizce bilginizi, en az İngilizce bilginizi maksimum düzeyde tutuyor olmanız lâzım” diyorum. Dış ticarette çalışanların sayısı her geçen gün artacak. Bunları çoğaltmak mümkün; lojistik şirketlerinde, gümrük müşavirlik şirketlerinde çalışanların... Ama kendisini yetiştirenlerin sayısı... Okumayı sevmeli, dünya tarihine; coğrafyasına meraklı olmalı... İşi tesadüflere bırakmaya gerek yok. Bir dış ticaretçi olacaksanız ülkelerin alışkanlıklarını, o ülkelerin neyi daha çok tükettiklerini, neyi dışardan aldıklarını bileceksiniz... İyi bir dış ticaretçi sadece ithalat ve ihracat mevzuatını öğrenerek de olunmaz. İthalat ve ihracat mevzuatını da bilecek, gümrükle ilgili işlemleri de. Nakliye, taşıma, sigorta gibi diğer yan kolları da mutlaka biliyor ve öğreniyor olması lâzım. Hatta biraz hukuk, biraz ticaret hukuku gibi konuları da desteklemeli... Çünkü biz dış ticaretçilikten bahsederken aslında tüccar yetiştirmekten bahsediyoruz. Tüccarın bilgisine sahip olmayı biliyor olması lâzım. Burası son derece önemli...

Yeni yapıtının konusu günümüzün hastalığı: Yoğunluk

Sırada yazılmayı bekleyen ne var?

Bir kişisel gelişim kitabı yapmayı hedefliyorum, adı “Çok Yoğunum.” Günümüzün hastalığı; hepimiz çok yoğunuz! Evet, yoğunuz ama şunu net söyleyeyim; ben Ünsped gibi büyük bir grubun CEO’luğunu yaparken aynı zamanda üç üniversitede öğretim görevliliğini ve DÜNYA Gazetesi’nde köşe yazarlığını sürdürüyorum. Bunlara rağmen, C-Majör'ün her pazartesi akşamı gerçekleşen provasına hiç kaçırmadan gidiyorum. Yani herkesin ne kadar “Yoğunum” dese de okumaya da, hobilerini gerçekleştirmeye de zamanı var. Ben hiçbir zaman bu konuda mazeret olduğuna inanmıyorum.

Nasıl bir kitap “Çok Yoğunum”?

Şimdi “Çok Yoğunum” kitabı şu: İnsanların hep yoğunluğun arkasına sığınmalarına rağmen aslında iyi bir zaman yönetimi yapmaları halinde kendileri için de, çevreleri için de zaman yaratabilmeleri... Sadece kendileri için değil, ben ona karşıyım! İnsanlar önce kendilerini düşünmek zorundalar, buna katılıyorum; 1. sıraya kendilerini koymak zorundalar. 2. sıraya ailelerini koymak ve ailelerine vakit ayırmak zorundalar, evli veya bekâr, fark etmez. 3. olarak işine zaman ayırması gerektiğini düşünüyorum. 4. olarak topluma karşı sorumluluğunuza ve 5. olarak da kendi değerlerine zaman ayırması lâzım... “Kendine”den kastım şu: Kendini geliştirmeye, mutlu etmeye, gelişimi ya da motivasyonu için gerekli olan şeylere vakit ayırması lâzım. Ben bunu işliyorum kitabımda... Aile ve işin yanı sıra 4. olarak çevre, söylediğim gibi. Çevre ve topluma yönelik yapabileceğimiz her zaman bir şeyler vardır. Bu illa bir sosyal sorumluluk projesi olmak zorunda değil! Ben bu kitabı bile topluma karşı ödemem gereken borç olarak gördüm açıkçası. Yani tamam bir fiyatı var, bedava değil. Ama kendi masrafını karşılasın, benim için yeterli. Orada benim derdim para kazanmak değil. Bu bizim topluma karşı bir görevimiz aslında: Hepimiz bilgilerimizi, edinimlerimizi, yapabildiğimiz ölçüde sonraki nesillere devretmeliyiz.

Işık Şerifsoy: Öğrenme coşkusu yaşama yansırIşık Şerifsoy: Öğrenme coşkusu yaşama yansır

 

Gençlere kaptan lâzımGençlere kaptan lâzım

 

Baltaş: Liderlik, etkilemektirBaltaş: Liderlik, etkilemektir

 

Ali Nihat Gökyiğit: Doğayı üzmek değil, izlemek lâzımAli Nihat Gökyiğit: Doğayı üzmek değil, izlemek lâzım

 

Etiketler