13 °C

Işık Şerifsoy: Öğrenme coşkusu yaşama yansır

İş dünyasında 30 yılı geride bırakan ve şimdilerde işletme koçluğu yapan Işık Şerifsoy, “Biraz Kitap, Biraz Sanat, Çokça Hayat” söyleşilerinin bu defaki konuğu... (Nermin Sayın)

Işık Şerifsoy: Öğrenme coşkusu yaşama yansır

Nermin SAYIN

İşletme koçluğu yapan deneyimli iş insanı Işık Şerifsoy’la ilk kitabı “Kaktüsler, Dikenler ve Çiçekler”i, okumaya ve resme duyduğu tutkuyu ve “öğrenci ruhlu” olmanın faydalarını konuştuk...

“Kaktüsler, Dikenler ve Çiçekler” in “Yazılmasına sebep olan motivasyon insan” diyorsunuz. Buradan başlayalım, sizi yazmaya yönlendiren amacı konuşalım önce.

Ben uzun yıllar profesyonel çalıştıktan, hatta kendi girişimcilik hikâyemden sonra, 8 yıldır KOBİ patronlarına iş geliştirmeleri üzerine destek veriyorum. Bu süreçte gördüğüm; ne yaparsak yapalım, patronla ne kadar samimi, şevkle çalışırsak çalışalım oradaki enerjiyi çalışanlarına aktaramazsak iş bir yerde tıkanıp kalıyor. “Bunu nasıl aktarırırız?” derdine düştüm ben. Yıllar önce çalışırken canımı acıtan basit şeyler oluyordu, gördüm ki bunlar 30 sene geçmesine rağmen sürüyor. Çalışanların hâlâ aynı dertleri var, iş sahipleri aynı bakış açısıyla bunları çözmeye çalışıyor. Bunlar üzerine düşünürken karşıma çalışan bağlılığı üzerine programlar yapan Avustralyalı firma Engage & Grow çıktı. Birlikte program yaptıkça daha net gördüm ki arada ciddi bir iletişim kopukluğu var. Aklımda bunlar varken Avustralyalı firmam kitap yazmam için bana destek vereceğini söyleyince bir saniye düşünmedim. Korktum ama kafamda kabarmış, pişmeye hazır bekliyordu kekim.

"POTANSİYEL DOĞRU KULLANILMALI"

Firmadaki görevinizde bir değişiklik oldu değil mi çok yeni?

Artık genel müdürüyüm. Çok büyük bir gurur kaynağı oldu benim için. İşini severek yapan çalışanın nasıl gelişebileceğini gösteren bir örnek de oldum. İnsanlara anlatmaya çalıştığım şey bu: İşinizi severek yaparsanız mutlaka verimli oluyorsunuz. Verimli olduğunuzda da hayat herkes için değişiyor; firma için de, sizin için de. Ama bu sadece içinizden gelen bir şeyle de mümkün değil. Çalışanlarda çok ciddi bir potansiyel var; o potansiyel doğru kullanılmazsa kavrulup kalıyor ya da uzaklaşıp başka bir yere gidiyor.

Yapıtınızı bir sacayağı üzerine kurmuşsunuz: Tutum, delegasyon ve takdir...

Şimdi, çiçeği alıp getirdiniz camın önüne, sizin için çok kıymetli bir cam orası belki ama çiçeğe uygun değil... İş sahibi için de aynı şey geçerli. İstediği özelliklerde birini bulduğunda ona sunması gereken bir ortam var. Bu ortamı üçe ayırdım: Tutum, delegasyon, takdir. Tutumdan kastım; şirketin bütün havası, nasıl iş yaptığı, o çalışana nasıl bir davranış gösterecekleri, nasıl liderlik yapılacağı. Tutumda eksiklik olduğu zaman bir şeyler tıkanıyor... Delegasyon çok kıymetli. İşi delege etmek üzere alıyorsunuz çalışanı ama yeterli yetki vermiyorsunuz, nasıl ölçeceğinizi anlatmıyorsunuz, hedeflerini doğru koymuyorsunuz. Delegasyon doğru olmadığında gelişme sağlayamıyorsunuz... Üçüncü bacaksa takdir. Takdir denince illa maddi bir şey hissi yaratıyor, oysa farklı. Sırtını sıvazlamak bile kimi çalışanın çalışma şeklini değiştirebiliyor. Kitaptaki söyleşilerde en sevdiklerimden biri Berna Sağlam Naipoğlu’nunki. Patronunun anne-babasına “Nasıl güzel bir evlat yetiştirmişsiniz” demesini aldığı en önemli ödül olarak anlattı ve ağladı bunu anlatırken. Ayrıca sunduğunuz ortamın bir altyapısı olması gerekiyor. Temizliğinden havasına, yaptığınız işe göre sağlığını koruyacak önlemlere kadar. Onlar da takdirin içinde. Takdir doğru yapıldığında coşku oluyor şirkette. Ama bu üçü de yeterli değil. Bu üçlünün her birini doğru iletişimle aktarmanız gerekiyor.

"İNANILMAZ BİR AKIŞTA YAŞIYORUZ"

Kitabınızda “Beslenme Saati” diye bir kavram var. Okurlarınıza bir şeyler okuyup izleyecekleri kaliteli zaman dilimleri yaratmalarını da öneriyorsunuz.

İnanılmaz bir akışta yaşıyoruz. Gün ne zaman başlıyor, ne zaman bitiyor, anlamıyoruz. Geçenlerde Melbourne’deydim; 9:00’da çalışmaya başlıyorlar, 17:30’da her şey kapanıyor. Ama arada gayet verimli çalışılıyor. Çünkü ne yolda vakit kaybediliyor ne gürültüde. Zaman kazanımı var. Bizimki gibi bir ortamda çalışınca bazen günler oluyor elinize kitap almıyor, yeni bir şey öğrenmiyorsunuz. Hep internetteyiz ama neye bakıyoruz, o çok önemli. Bilinçli yaklaşmak gerekiyor. Sadece karnınızı doyurmak değil, bazen karnınız aç olsa bile yeni bir şey öğrenmek! Ben yeni bir şey öğrenmeyi çok seviyorum. Belki onun etkisi. Yeni bir şey öğrenmenin coşkusu da hayatın her yerine yansıyor.

Kütüphanesinde romanlarla iş kitapları yan yana duruyor

Neler okursunuz?

Benim başucu kitaplarım var. Çokça hediye de ettiğim kitaplar bunlar. “4 Anlaşma” (Don Miguel Ruiz) bir ara bulunmuyordu, bulduğumda 10 tane, 20 tane alıyordum. Bana dokunup da onu okumayan insan yoktur, hayata bakışımı değiştiren bir kitap. Çok basit 4 şey söylüyor aslında: Kelimelerine dikkat et, kişisel algılama, varsayımda bulunma, elinden gelenin en iyisini yap. Kişisel algılama ve varsayımda bulunma kısmı büyümemde çok etkilidir. İş sahiplerine kesinlikle öneririm, çalışanlarına da okutmalarını öneririm. “Mavi Tüy” de (Richard Bach) çok önemlidir benim için. “Seyrettiğin filmi beğenmiyorsan kalk seyrettiğin salonu değiştir” dediği bir yer vardır. Gözlerimin açıldığı andır benim için. Şu kitabınsa ne yazık ki baskısı yok: “Ivan Osokin’in Tuhaf Yaşamı” (P.D. Ouspensky.) “Bugünkü aklım olsaydı hayatı başka türlü yaşardım” diyen birine bugünkü aklıyla yeniden yaşama şansı veriliyor.

Ya iş kitapları?

“Switch: Değiştir” (Chip Heath) meselâ, kısa zamanda değişim yaratmak için küçük küçük örnekler veren bir kitap. “Alışkanlıkların Gücü” de (Charles Duhigg) özellikle üretim yapılan yerlerde olayı çok güzel sorguluyor. “İknanın Psikolojisi” (Robert B. Cialdini) zaten bir klasik.

Başka neler var peki kütüphanenizde? Bütün raflar çok zengin görünüyor...

Çok roman var, bir kısmı eşimin okudukları. Kütüphanem birkaç kere dağıldı aslında benim. Gördüğünüz kütüphanenin büyük çoğunluğu diyelim ki son 10 senede oluştu... Meselâ Amin Maalouf’larım, Paulo Coelho’larım, Richard Bach’larım duruyor. Onlara kıyamıyorum! Bir daha dönüp okumuyorum belki ama orada oldukları bilmek iyi geliyor. Buket Uzuner’lerim duruyor. Türk kadın yazarları severim. Şimdi çok okumuyorum ama, eskiden baktığımda hep onları okuyormuşum farkına varmadan.

Çocukluktan beri resme sevdalı...

Resim kitaplarınıza ve tablolarınıza bakılırsa galiba bu sanata özel bir ilginiz var...

Var. Bu sene durdum ama resim yapıyordum. Çok sevdiğim ressam Cansen Ercan’la 6-7 sene resim çalıştım. O, bu sene Urla’ya yerleşti... Bir dönem peyzaj çalıştım, pastel. Çok keyifliydi. Bir dönem bolca portre çalıştım, yağlıboya. O da başka bir tutkuydu...

Çocukluğunuzdan beri gelen bir sevgi mi bu? Yoksa sonradan mı başgösterdi?

Şöyle söyleyeyim: Lise 2’de Erzurum’dan İstanbul’a geldiğimde ya resim ya müzik seçmek zorundaydım. Erzurum’da yabancı dil olmadığı için seçmeli ders olarak bunlardan birine yönlendirdiler. Müzikle hiç alâkâm yok, ben de resmi seçtim. Ve o sene ailemden uzaktım burada, halamla birlikte yaşıyordum. Ders çalışmak çok ağır geldi, çok büyük bir uçurum vardı seviye olarak. Çok zorladım. Ki çok iyi bir talebeydim Erzurum’da. Orada ilk notlarımı alıp gelmiştim burada kabul etmediler, “O çocuk, bu çocuk olamaz” dediler. “Orada 9 almış burada 3 alıyor, mümkün değil" dediler, kabul etmediler. Ben de akşam ders çalışacağıma resim yapıyordum! Temel o zamanlarda atıldı. Üniversitede de seçmeli dersleri resimden seçtim, hoşuma gitti, çok keyif aldım.

Sonra nasıl devam etti?

Uzun yıllar hiçbir şey yapmadım. Kızım ilkokuldaydı. Resim dersine gitmek istiyorum ama kurslar hafta içi, ben çalışıyorum. Hafta sonuysa çocuklar için kurslar var, büyüklere yok... Kızımın resim öğretmenini kandırdım, akşam kursu açtırdım, akşam 21:00’den 24:00’e kadar. 5-6 kişi de topladım. Akşam gidiyorduk, nasıl 24:00 oluyor, anlamıyorduk. Onların atölyeleri kapanınca yine yıllarca kaldı öyle... Sonra 2011’de Kuzguncuk’a taşındım. “Burada mutlaka resim dersi vardır” dedim. Koçluğa başlıyordum, zamanım biraz daha uygundu. Bir galeriye gittim, “Resim hocası kim var?” dedim. İki isim verdiler. İlki Cansen Hanım’dı. Çok büyük bir dostluk da oluştu aramızda. Ben amatörüm, yani bir şey yapmak gibi bir derdim yok... Bir de sergi açtık... İçimizden bir arkadaş akademiye başladı. Benim yaşımdaydı, emekli oldu, akademiye başladı. O, 2017 TÜYAP Sanat Fuarı’nda “Stand açalım” dedi. Öğrencilere ücretsiz verdikleri alanlar var, orada bir sergi açtık. Sonra bir gün bir galeriden geldiler “Merak ettik, şu anda en çok satış yapan senin standın” diye. Ama tabii resimler süper olduğundan değil, sağ olsun eş dost, aile beni orada utandırmadılar.

Leyla Alaton’dan Mehmet Nane’ye iş insanlarıyla söyleşiler

Ceres Yayınları'ndan çıkan kitabınızda Leyla Alaton’dan Mehmet Nane’ye iş dünyasından pek çok isimle yapılmış söyleşiler de var. Ve aynı sayfada yer alan kodu okutarak söyleşilerin videolarına ulaşılabiliyor. “Düşün" ve "Uygula”lar da kitabın bir başka yönü. Bu fikirler nasıl doğdu?

“Düşün” ve “Uygula”lar ilk andan beri vardı... Genelde böyle yapıtlarda okuyoruz, geçiyoruz ve ne okuduğumuzu bile hatırlamıyoruz. “Bir satır bile çıkartırsak yapacaklar listesine o bölümden, bir katkı sağlamış olurum,” diye düşündüm... Bir ara tıkandım kitabı yazarken. “Çok mu kendi hikâyelerimi anlatıyorum?” rahatsızlığı oldu. Bir yandan da sanki "Her bölümü kurtaracak kadar hikâyem yok" hissine kapıldım. Söyleşiler buradan doğdu. İlkine giderken “Zaten bu söyleşiyi yapacağız, ben bunu niye videoya almıyorum?” diye düşündüm. Söyleşilerin bana en büyük katkısı yazdıklarımın doğru yolda olduğunu göstermeleriydi... “Yüksek performanslı ekip sizin için ne ifade ediyor? Bununla ilgili anılarınız var mı?” gibi birkaç konu sıraladım, “sohbet edelim” dedim. Cem Soysal’ın örneğin, kitaba nasıl başladığıma dair hiçbir fikri yoktu. O da direkt “İnsan” konusuyla başladı. İrkildim. Ve sonra dedim ki “Kimse inanmaz bana ama böyle bir bölümüm var benim.”

Bu söyleşilerin YouTube’da yenileri eklenerek devam edeceğini yazmışsınız...

Şu anda kitaba girmeyen iki tane var yayınladığımız... Yapılmışlar da var ama elden geçmesi gerekiyor. Bir de üst üste olmaması için biraz ara vermek istedik.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap