15 °C

Hububat ve bakliyat desteklerine yeni bir bakış açısı gerekiyor

Rüştü BOZKURT'un yazısı...

Hububat ve bakliyat desteklerine yeni bir bakış açısı gerekiyor

Kendimi hiç bir zaman “tarımsal üretim ve hayvancılık” yazarı olarak nitelemem. Her iki alanı da yakından izlediğim, çok sayıda yazıyla düşüncelerimi açıkladığım halde, bir alanda uzman olabilmek için en az 10 bin saat çalışmış olmak gerektiğini bilirim. Tarım ve hayvancılık gibi çok sayıda değişik alanı olan bir üretim kesiminde “uzmanlık iddiası” ayakları boşlukta kalır, gerçek anlamda uzmanların rasyonel değerlendirmeler yaptığında da “açıklarımız” gün gibi ortaya çıkıverir. TÜKSİAD genel kurullarına uzun zamandır katılıyorum, ön çalışmalar yapıyorum, düşüncelerimi açıklıyorum, düşüncelerini açıklayanları da özenli dinliyorum. Kuru gıda üreticileriyle de zaman zaman bir araya geldiğimiz, sorunları tartıştığımız oldu. Hayvancılık alanında yapılanların ülke gerçeklerine ne kadar uyuştuğunu da çok tartıştık, sorguladık… Her zaman yazdığım gibi bu yazıda da yinelemek isterim: İlgi alanım, tarımsal işletmelerin verimlilikleridir. İşletmeler nasıl yapılanmalıdır? Ölçekleri ne olmalıdır? Verimlik ile teknolojik bağlam arasındaki ilişkiler nelerdir? Ülkemizde tarımsal üretimde verimliliği engelleyen ölçek, teknoloji ve yönetişim eksikleri nelerdir? Benzer daha birçok soruya yanıt arayışı içindeyim.

Çeltik üretimini izleyip bilgi aldım

Çeltik üretimini özellikle Hamzadere Havzası bağlamında izledim… Bu konuda örgütlü büyük işletmecilik örneği olarak da Bafra’da Karaköy Harası arazilerini alan girişimcilerin çeltik üretimini birkaç yerinde gözleyerek ayrıntılı bilgi edinmeye çalıştık… Nohut, mercimek, bezelye, fasulye, bulgur gibi ürünler kadar fındıktan Antep fıstığına, yer fıstığından cevize, bademden diğerlerine birçok gıda konusunda da eli taşın altında olanlardan saha bilgileri edinmeye çalıştık

Gazetemiz DÜNYA’da 14 Ekim 2019 günü Türkiye Yem Sanayicileri Birliği’nin bir haykırışı yer alıyordu. Ferit Parlak ile Yeşim Ardıç’ın hazırladıkları söyleşi ve değerlendirmede, “Tarımda 16 milyar lira dağıtılıp, ithalat artıyorsa teşviklerin etkinliği sorgulanmalı” deniyordu. Mütevazı davranmadan söylemek istiyorum, benim DÜNYA gazetesindeki yazılarımı okuyan herkes tanıktır ki, ülkemizde yanlış destek sistemlerinin bizi yaratmak istediğimiz sonuca taşımadığını durmadan gündeme taşıdım. Hep de bir metot eksikliğimiz mi var ki, sözümüzü uygulamaya yansıtan bir sonuç yaratamıyoruz diye düşündüm.

Yeniden düşünelim

Üretim, ulaşım ve iletişim teknolojileri; mal ve hizmet üretiminin bütün koşullarını yeniden yapılandırıyor. Dünya genelindeki oluşumları yakından izlemez, doğru stratejiler kurgulayamaz, doğru kurumsal yapılar oluşturmaz, doğru işlevleri yerine getirmez, uyum sağlayan bir üretim kültürü yaratmazsak, hiçbir üretim alanında başarılı olma şansımız yok. Hububat ve bakliyat üretimini de kapsayan bütün tarımsal üretim alanları için yedi adımlık bir öneriyi paylaşmak istiyorum:

1. Arazilerde mülkiyette birleşme sağlayamadığımıza göre, geçimini arazilerden sağlamayan ve gerekli emeği sarf etmeyenleri caydıran, küresel pazarlarda rekabet koşulları yaratan “mülkiyette değil, hizmette birleşmeyi” düzenleyen yasalar ivedilikle yürürlüğe konmalıdır.

2. Tarımsal üretimde hububat ve bakliyatı da kapsamak koşuluyla, hemen hemen hiç bir alanda net ve inandırıcı veri bulmak mümkün değil. Destekler için ayrılan paranın önemli bir bölümü birkaç yıllığına “envanter ve standart veri” oluşturmaya ayrılmalı, hepimiz bilmeliyiz ki standart veri sadece bir adım, asıl önemlisi dünya gelindeki “standart dışı veriye” ulaşarak, geleceği inşa edecek karar ve kurumları bu verilere göre planlamaktır. Çağımız veri ve bilgi çağıdır, veriyi bir değere dönüştürerek anlamlandırmadan hiçbir üretim alanında başarı şansı yoktur.

3. Yörelerimizin özelliklerine göre, küresel pazarlarda rekabet edebilecek işletme ölçeği, teknoloji donanımı ve yönetişim anlayışı konusunda nesnel çalışmalar yapılmalı, yaratmak istediğimiz sonuçlara bizi götürecek yapı, işlev ve kültürün nasıl oluşturulacağının yanıtı üzerinde bir ortak anlayış oluşturulmalıdır.

4. Destekler verilirken, destek alanların hangi sonucu yaratmaya katkı yaptıklarını taahhüt ettiklerini kaydetmeden, bu kayıtları düzenli izlemeden, geri-bildirimlerle, “taahhüt edilenle ulaşılan sonuç arasındaki farklılığı” ortaya koyup, başarıyı ödüllendiren, başarısızlığı da cezalandıran bir yapı ortaya konmazsa, bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da ülkeyi olması gereken yere taşımak mümkün olmayacaktır.

5. Hububat ve bakliyat üretiminde de diğer bütün üretim alanlarında olduğu gibi, destek sistemlerinin temel amacı üreticinin “serbest ve adil piyasada şans eşitliğini korumak” olmalıdır. Amacı ve hedefi belli olmayan, işletme ölçeklerini, teknolojik donanımlarını, sayısal teknolojinin getirdiği toprağın altını sürekli gözleme imkânlarını, toprak-bitki arasındaki uyumu izleme fırsatlarını değerlendirmeyen bir destekleme sistemi israftan başka işe yaramayacaktır.

6. Öngörme ve önlem alma disiplinine uymadan; geri-bildirim döngüleriyle gözetim ve denetim disiplinini işleterek verilen her kuruşun nasıl bir değer yarattığını sorgulamadan, tüyü bitmemiş yetim hakkını da içeren desteklerden sakınılmalıdır. Yönetmek ölçmektir, kaydetmektir, mühürlemektir, markalamaktır, işaretlemektir ve takip etmektir. Destek sistemlerini ölçen yapı ivedilikle hayata taşınmalıdır.

7. Sayısal teknoloji bütün mal ve hizmet üretim alanlarında -doğal olarak tarım ve hayvancılıkta- bütün süreçleri eş anlı izleyen, kaydeden, makine öğrenimiyle analiz etmeyi kolaylaştıran, bitki-toprak ilişkisinden en yüksek verimi sağlayan bir dizi konuda yeni fırsatlar yaratmaktadır. Küresel eğilimlerin yarattığı fırsat ve tehlikeler ile kendi olanak ve kısıtlarımızı dengelemeyi yapamayan destek sistemlerinin işe yaramadığını hepimiz biliyor olmalıyız.

Son tahlilde...

Tarım ve hayvancılık üretiminde, işyerlerinin yüzde 90’ının küçük ölçekli olmasına dikkat çekilerek, destek politikalarının bu eksende yapılması isteniyor. Bu yaklaşımı da değiştirmeliyiz. Eğer işletmeler “artı değer” üretemeyecek kadar küçükse; “verimlilikleri çok düşük, rekabet gücüne katkıları” yoksa desteklerin temel amacı olan “üretimi güven altına almak ve geliştirmek” hedefine katkı yapmıyorsa, bu yapıda ısrar etmenin “fayda/maliyeti” nerede onu sorgulayalım… Geçmişi ciddi sorgular, geleceğe uyumu de temel bir sorun olarak ele alırsak yeni bir gelişme yaratabiliriz… Geçmişin hatalarını tekrarlayarak bir yere varamayız.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap