“Tedarik zincirinin korunması için uluslararası iş birlikleri artırılmalı”

Tüm ülke ekonomilerinin birbiriyle etkileşim halinde ve birbirini tamamlayıcı rol oynadığını kaydeden AHBİB Başkanı Arslan, “Bu açıdan Türkiye, koronavirüse karşı ticaret hayatının zarar görmemesi için bölgesel ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmeli.” dedi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Çin’in Wuhan şehrinden tüm dünyaya hızla yayılan koronavirüs nedeniyle dünyanın en büyük ekonomilerine sahip olan ülkelerin karantina uygulamalarına başlamasıyla tedarik zincirinde yaşanan kırılmalar tüm sektörlerde olduğu gibi gıda ihracatçılarını da olumsuz etkiliyor. Havalimanı ve limanlarda başlatılan karantina uygulamaları konteyner taşımacılığında teslimat süresini ve maliyetleri artırırken, sektör boş konteyner bulmakta zorlanıyor. Koronavirüsün uluslararası pazarda yarattığı yeni etkenlerin iyi okunması gerektiğini ifade eden Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Hüseyin Arslan, “Tüm ülke ekonomileri birbiriyle etkileşim halinde ve birbirini tamamlayıcı rol oynar. Bu etkileşimde belirli bölgelerde yaşanabilecek küçük bir hareket kısıtlaması bile yeni gelişimlere neden olabilir. Bu açıdan Türkiye, koronavirüse karşı ticaret hayatının zarar görmemesi için bölgesel ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmeli” dedi.

Lojistik sorunlar çözülürse ihracattaki boşluğu Türk firmalar doldurabilir Virüsün küresel gıda tedarik zincirleri üzerinde olumsuz etki yarattığına dikkat çeken Hüseyin Arslan, dünyanın en büyük susam üreticilerinden biri olan Çin’de üretiminin yüzde 27’sinin gerçekleştirildiği bir bölgede başlatılan karantina uygulaması nedeniyle susam ticaretinin kesintiye uğradığını ve tedarikçi ülkelerin zor durumda kalmamak için hızla alternatif pazar arayışına başladığını kaydetti. Susam örneğinde olduğu gibi birçok sektörde yüzlerce ülkenin yeni güvenli alternatif pazar arayışında olduğuna dikkat çeken Başkan Arslan, “Tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmaların sonuçlarının artı ve eksi yönlerini Türk iş dünyasının iyi okuması gerekiyor. İhracat pazarlarımızda oluşan boşluklar, navlun fiyatlarının düşürülmesi ve boş konteyner sorununun çözülmesi ile Türk firmalar için birer fırsata çevrilebilir. Bunun örneğini şu an başta tekstil olmak üzere birçok sektörde yaşıyoruz. Türkiye, bu dönemde lojistik sorunlarını çözerse ihracatın önünü büyük bir hızla açmış olacak” diye belirtti.

“İnsanlar, kriz dönemlerinde geleneksel tüketim alışkanlıklarına dönüyor”

Koronavirüs salgını ile birlikte insanların evlerinde geçirdiği sürenin uzadığını ve gıda ihtiyaçlarını daha çok geleneksel yöntemlerle karşıladığına dikkat çeken Hüseyin Arslan, bakliyat tüketim oranlarında da gözle görülür bir artış yaşandığının altını çizdi. Arslan, “Avrupa ülkelerinde yaşanan bu virüs paniği neredeyse tüm market rafl arını boşalttı. İnsanların ilk tercih ettiği ürünlerin başında da geleneksel olarak bakliyat ürünleri, makarna gibi temel gıda ürünleri geliyor. İnsanlar, kriz dönemlerinde genellikle geleneksel tüketim alışkanlıklarına dönüyor; aynı durum, Covid- 19 etkisini yaşadığımız bu günlerde de görülmektedir. Bakliyat tüketim oranlarında yaşanan bu artış ile tedarik zincirinde yaşanan sıkıntıların konunun paydaşları tarafından ele alınıp, bir değerlendirmenin yapılması gerekiyor. Biz şu anda ürünlerimizi kendi imkânlarımızla büyükşehirlere gönderebiliyoruz ama olası bir karantina uygulaması sonrasında ticaretin nasıl işleyeceğine ilişkin bir öngörümüzün olması lazım” ifadesini kullandı.

“Sektör, boş konteyner bulmakta zorlanıyor”

Çin başta olmak üzere virüse karşı başlatılan karantina uygulamaları nedeniyle konteyner taşımacılığında navlun maliyetlerinin hızla yükseldiğini ifade eden Hüseyin Arslan, “Virüsün başladığı ülke olan Çin 1.5 milyarlık bir insan potansiyeline sahip. Dünya imalat sanayinde Çin mallarının payı yüzde 20 civarında. Adeta dünyanın üretim merkezi konumunda olan bu bölgeye doğal olarak büyük bir konteyner hareketi oluyor. Bu ülkeye gönderilen konteyner gemileri karantina uygulamaları nedeniyle yükünü indirmek için uzun bir süre bekliyor. Karantina nedeniyle yükünü boşaltmasına rağmen limandan çekilemeyen gemiler oluyor. Bu durum konteynerlerin teslimat sürelerinde uzamalara neden olurken maliyetleri de artırıyor. Öte yandan konteynerler boşalmadığı için yeni bir ürün temin edip, başka bir limana gönderemiyorsunuz. Ticarette de kopmalar yaşanıyor. Şu anda belirli bölgelerde konteyner birikimleri yaşandığı için konteyner bulma noktasında da büyük sıkıntı yaşanıyor” dedi.   

Irak ve İran sınır kapılarının kapatılması ile özellikle Orta Doğu ülkelerine yapılan ihracatın olumsuz etkilendiğini belirten Hüseyin Arslan, Irak sınırında kurulan tampon bölgenin özellikle temel gıda ürünleri ihracatının maliyet kalemlerinde yüksek artışlara neden olduğunu kaydetti. İhracat faaliyetlerinin zarar görmemesi için gümrüklerdeki işlemlerin ve aktarma işlemlerinin daha hızlı yapılması gerektiğini dile getiren Arslan, şöyle devam etti: “Şu anda konteynerler Sağlık Bakanlığı’na bağlı uzman personellerin gözetiminde Irak’ta kurulan tampon bölgeye gidiyor, Iraklı taşımacılara mallar teslim ediliyor. Ancak bu uygulama, katma değeri az olan temel gıda ürünlerinin maliyet kalemlerinin çok fazla yükselmesine neden oluyor. Bu yüzden Türkiye’nin başta Irak ve İran olmak üzere sınır ülkeleri ile bir araya gelip, ticaret faaliyetlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için tüm imkânlarını masaya yatırması, gerekli tedbirleri alması gerekiyor.”

Sertifikalı yerli tohum ve havza uygulamaları tarımı rahatlatabilir

Hububat ve baklagil grubunda üretim sezonunun mayıs ayında başlayacağını ifade eden Hüseyin Arslan, nisan ayındaki iklim koşullarının uygun olması halinde rekoltede artış yaşanacağını öngördüklerini belirtti. Geçen sezonda bazı ürünlerde fiyatların çok yükselmemesi için ithalata başvurulduğunu ifade eden Arslan, “Temel konuları çözdükten sonra bu topraklarda üretimle ilgili sıkıntı yaşanacağını düşünmüyorum. İşte bu noktada tohum, ekim alanları ve havza projeleri ile ilgili çalışmaların dikkatlice takip edilmesi halinde sorunlar hızlıca çözüme kavuşturulabilir. En önemlisi de üretim politikalarına uzun vadeli bakmak gerektiği. Tarımı geliştirmek için bir yıllık değil 10 yıllık politikalara ihtiyacımız var” dedi.   

Üretimde rekolteyi yükselten sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması için çiftçileri teşvik edici çalışmalar yapan ticaret borsalarının finansal olarak desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Hüseyin Arslan, “Yerli tohum kullanımı ile ilgili hem bir artımız hem de bir eksimiz var. En büyük artımız sahip olduğumuz tohum potansiyelimiz. Eksimiz ise çiftçilerin sertifikalı tohum kullanımının yetersiz olması. Bu konuda ticaret borsaları bünyelerinde kurulan tohumculuk şirketleri ile uygulamalar yapılarak sertifikalı tohum kullanımı özendiriliyor. Ancak daha etkin çalışmaların yapılabilmesi için ticaret borsalarına ucuz maliyetli finansal destek sağlayacak projelere ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Arslan, “Örneğin Mersin Ticaret Borsası bünyesinde kurulan şirketin bütçesi, yetersiz finans kaynağı nedeniyle 1 milyon lira gibi düşük bir rakam. Mersin’de ve diğer illerde sertifikalı tohumda daha etkili ve geniş bir çalışmanın yapılması için söz konusu şirketlerin ucuz finansmana erişim sorunun çözülmesi gerekiyor” yorumunda bulundu.

Hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar üretiminin artırılması için havza uygulamasının revize edilmesi ve bu alanda sürdürülebilir yöntemler ve politikalar geliştirilmesi gerektiğini anlatan Hüseyin Arslan, “Türkiye’nin her tarafında her ürünü yetiştiremezsiniz. Bölgenizdeki toprağın ve iklim özelliklerine göre en uygun tarım ürünü ne ise onu yetiştirmek durumundasınız. Türkiye’de bu alanda geliştirilen havza uygulamaları başlangıçta çok iyiydi. Ancak mevcut havza sayısının artırılması sonucunda uygulama getirildiği noktada anlamını yitirdi” ifadesini kullandı. Sahip olunan 786 bin kilometrekare toprağın her metrekaresini en iyi şekilde değerlendirmek gerektiğini dile getiren Arslan, bu yüzden arazilerin özelliklerine uygun ekim dikim yapılacak imkânları ve politikaların oluşturulmasının şart olduğunu söyledi.     

Sağlıklı ve dengeli beslenme için ana gıda maddelerinden biri olan bakliyatın Dünya Bakliyat Günü etkinlikleri ile farkındalığının artırıldığını, günümüzde bakliyat ürünlerini geleneksel yollarla tüketmeyen başta Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde olmak üzere tüketimde belirgin artışlar yaşandığını kaydeden Arslan, “Eski dönemlerde bakliyat ürünleri sadece karbonhidrat kaynağı olarak görülüyordu. Ancak günümüzde birçok ülkede hazırlanan diyet listelerinde bakliyat ürünleri kullanılmaya başlandı. Daha sonra biyoteknoloji alanında önemli gelişmeler yaşandı. Bezelye sevmeyen insanlar bezelyeden yapılmış makarna yemeye başladı. Bugün itibarıyla biyoteknoloji ile dengeli beslenme konusunda bakliyat ürünlerinden yeni sağlıklı gıda ürünleri yapılıyor” şeklinde konuştu.

“Zincir marketler uzun süreli stoklarla çalışmalı”

Koronavirüsün etkilerinden korunmak için Türkiye’nin kendi stok yönetimi konusunda çok hassas davranması gerektiğinin altını çizen Hüseyin Arslan, bu süreçte temel gıda ürünlerinde firmaların uzun süreli stoklarla çalışmasını teşvik edecek uygulamaların geliştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekti. Arslan, olası bir virüs salgını yaşandığında büyükşehirlerdeki en önemli ihtiyaç malzemesinin şu anda Avrupa’da yaşandığı gibi uzun ömürlü temel gıda ürünleri olacağını belirterek, “Bu yüzden mevcut firma yönetimleri işletmelerini optimum değerlerde yönetmek istedikleri için özellikle zincir market politikaları yeniden gözden geçirilmeli ve stokları artıcı politikalar oluşturulmalı. Çünkü optimum yönetim demek minimum stok, maksimum ciro demek. Gıda sektörü için şirketlerin optimum yöntemlerle yönetilmesi bu gibi kriz durumlarında uygun değil. Zincir marketler virüs tehlikesi geçene kadar depolarında insanların belirli bir süre gıda ihtiyacını temin edebileceği bir stoku mutlaka bulundurması lazım” dedi.