7 °C

Vegan gıda sektörünün önünü açacak uygulamalar geliştirilmeli

AHBİB Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Arslan, vejetaryen ve vegan gıda sektörünün önünü açacak uygulamaların geliştirilmesi gerektiğini anlattı.

Vegan gıda sektörünün önünü açacak uygulamalar geliştirilmeli

ABD ve Kanada gibi geleneksel gıda tüketim alışkanlıklarının bulunmadığı ülkelerde vejetaryen ve vegan ürünlerine olan yoğun ilgi, beraberinde bakliyat ürünlerine olan talebi de artırdı. Türkiye’nin de zaman kaybetmeden gelecek vadeden bu yeni endüstri alanında sahip olduğu üretim potansiyelini artırmasının önemine dikkat çeken AHBİB Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Arslan, vejetaryen ve vegan gıda sektörünün önünü açacak uygulamaların geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

ABD ve Kanada gibi geleneksel gıda tüketim alışkanlıklarının bulunmadığı ülkelerde vejetaryen ve vegan ürünlerine olan yoğun ilgi, beraberinde bakliyat ürünlerine olan talebi de artırdı. Bezelye, yeşil mercimek, fasulye gibi protein oranı yüksek baklagillerden ileri teknolojik yöntemlerle hazırlanan protein ve lif oranı yüksek bitkisel ürünler için son beş yılda kullanılan bakliyat miktarı 1.5 milyon tona ulaştı.

Vejetaryen ve vegan gıda endüstrisinde yaşanan gelişmeleri yakından takip eden ve sektörün henüz gelişme aşamasında olduğunu ifade eden Akdeniz Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Arslan, geleneksel olmayan pazarlardaki tüketim alışkanlıklarının geleneksel olmayan bir şekilde değiştiğine şahit olduklarını söyledi. Yüksek proteine sahip fasulye, bezelye ve yeşil mercimek gibi bakliyat çeşitlerinin son beş yıldır etin, sütün ve unun yerine kullanıldığını ifade eden Arslan, “Bu alanda yatırım yapan firmalar katma değerlerini hızla artırıyor. Sonuç olarak bakliyat her zaman dediğimiz gibi geleceğimizin gıdası ve stratejik bir ürün olmaya devam ediyor. Türkiye’nin de zaman kaybetmeden gelecek vadeden bu yeni endüstri alanında sahip olduğu üretim potansiyelini artırması ve vejetaryen, vegan gıda sektörünün önünü açacak uygulamalar geliştirmesi gerekiyor” dedi.

“Bakliyattan yapılmış ve et, tavuk ve balıketi tadı veren ürünlerin kullanımı artacak”

Tüm dünyada vejetaryen ve vegan gıda endüstrisinde faaliyet gösteren bazı firmaların yüksek teknoloji çalışmaları ile süt, yoğurt, kırmızı et, beyaz et hatta balık tadı veren bitkisel ürünler geliştirdiğini aktaran Hüseyin Arslan, “Biz bakliyat üretimimizi hala nasıl arttırırız diye çalışırken dünyada birçok ülke bu sektörde önemli adımlar atarak bizden ileri gidiyor. Bundan 10 yıl sonra bakliyattan yapılmış ve et, hamburger, tavuk ve balıketi tadı veren ürünler kullanmaya başlayacağız. 10 yıl içinde bu sektörün üretim ağları daha da gelişecek, fiyatlar daha da aşağıya inerek herkese hitap edecek hale gelecek” diye konuştu. Arslan, üretim ile ilgili sürüm arttıkça hem ithalatta hem de ihracatta yeni bir aşamaya geçileceğini belirterek, “Türkiye’nin de önümüzdeki dönemlerde bu yeni tüketim alışkanlıklarına karşı hazırlıklı olması gerekiyor. Ayrıca bakliyat üretimi artırılıp, bu alanda yatırım yapan firmaların önü açılmalı ” şeklinde konuştu.

“Sertifikalı tohum kullanımı artırılmalı”

Türkiye’de bakliyat üretiminin yapıldığı arazilerin yeterince büyük olmaması nedeniyle mekanizasyon ile sağlanabilecek maliyet düşüşünden yeterince faydalanılamadığına dikkat çeken Hüseyin Arslan, “Kanada ve ABD gibi büyük bakliyat üretiminin yapıldığı arazilerde büyük tarım makinelerinin kullanılması üretim maliyetlerini düşürücü etki yapıyor. Ancak Türkiye’deki mevcut arazi durumumuzun sahiplik yapısı büyük üretime çok da elverişli olmadığı için mekanizasyonun sağlayabileceği tasarruflardan faydalanamıyoruz. Bu durumu dengelemek için de sertifikalı tohum kullanımını artırmamız lazım. Örneğin buğdayda kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyor ancak yüksek miktarlarda katma değer yaratılan makarna, bulgur, un ürünlerinin ihracatı konusunda ürün bulmakta zorlanarak, ithalata yönelmek durumunda kalıyoruz” açıklamasının yaptı. Türkiye’nin makarna, bulgur ve un ürünleri dikkate alındığında pazarda lider konumda olduğunu vurgulayan Arslan, üretimin yüksek miktarda gerçekleştiğinde bu ürünlerin daha az ithal edildiğini ama ihracata yönelik ithalat yapmaktan da çekinmediklerini söyledi.

Bakliyat üretiminde verimi artıran sertifikalı tohum kullanımının daha da artırılması için yapılacak en önemli çalışmanın çiftçilerin bilinçlendirilmesi olduğunu ifade eden Hüseyin Arslan, “Çiftçilere sertifikalı tohumlar sunulduğunda o ürünlere çok güvenmiyor ve mesafeli yaklaşıyor. Mersin Ticaret Borsası, sertifikalı tohum kullanımının artırılması ve özendirilmesi için birçok bölgede dağıtım yapıyor. Çiftçileri teşvik etmek için yetiştirdikleri ürünlere alım garantisi veriyor. Ülke olarak sertifikalı tohum kullanımını yaygınlaştırdığımızda Türkiye’de ikinci bir tarım devriminin gerçekleşeceğine inanıyorum. Bunu sağlamak için de doğru mekanizmaların kurulması ve sertifikalı tohumların çiftçiye ulaşılabilirliğinin artırılması lazım. Çünkü bugün çiftçilerin birçoğunun sertifikalı tohumdan haberi bile yok. Haberi olanlar ise yanlış algıdan dolayı sertifikalı ürünlere güvenmiyor” diye konuştu.

Devletin çiftçilere tohum üzerinden destekleme yapmasının doğru bir çalışma olduğunu kaydeden Arslan, söz konusu çalışmaları Mersin Ticaret Borsası’nın da desteklediğini söyledi. Tohum desteğinin yapıldığını ama bir yandan da çiftçilerin sertifikalı tohuma yönelik olarak bilinçlendirilmesi ve denetlenmesi gerektiğine vurgu yapan Arslan, şöyle devam etti: “Çünkü birçok çiftçi bu tohum desteğinden faydalanıyor ama ekimini gerçekleştirmiyor. Aldığı tohum desteğini satarak kendisine alternatif bir kaynak yaratıyor. Buna karşı üretimde verimliliğin sağlanabilmesi için desteklemelerin doğru olarak kullanılmadığı konusunda denetleyici bir sistem kurulmalı. Öte yandan Mersin Ticaret Borsası bünyesinde bu alanda çalışmalar yapmak için 1 milyon TL bütçe ile bir tohum şirketi kuruldu. Ancak söz konusu bütçe ile geniş bir çalışma yapmamız çok zor. Bu yüzden kamu yararı gözeten tohumculuk şirketlerinin finansal anlamda desteklenmesi lazım.”

Lisanslı depoculuk sistemine ilişkin yapılan yatırımlarda artış olduğu için memnun olduklarını ifade eden Hüseyin Arslan, “Bu olumlu bir gelişme, çünkü bu sistemin birçok avantajı var. Lisanslı depoculuk ile ilgili çalışmaların sürdürülebilir olarak devam etmesi lazım. Lisanslı depoculukta o depoya ürün veren çiftçiler ücretlerini alabiliyorlar. Ayrıca sanayiciler ve ihracatçılar içinde büyük avantajlar sağlıyor” dedi.

“Havza uygulamaları yeniden gözden geçirilmeli”

Tarımda ticari değeri yüksek birçok ürün çeşidinde uygulanan havza modelinin Türkiye açısından doğru bir model olduğunu ancak havza sayısının sisteme zarar verecek seviyede artırıldığını ifade eden Hüseyin Arslan, “Havza modelinin, bir anlamda çiftçileri bir planlama yapmaya zorladığı için olumlu buluyoruz. Ancak mevcut havza sayılarının bu denli yüksek derecelerle artırılmasını çok olumlu görmüyorum. Bu sayının fazla olması üretimde birçok sorun yaratıyor. Bu yüzden havza uygulamaları yeniden gözden geçirilmeli ve sayı konusunda yeniden güncelleme yapılmalı” ifadesini kullandı.

Bakliyat üretim alanlarının her geçen yıl daha da azaldığına dikkat çeken Hüseyin Arslan, üretim alanlarını artırmak için özellikle nadas arazilerinin bir an önce üretime kazandırılması gerektiğini kaydederek, şöyle devam etti: “Nüfus sürekli ve hızla artarken siz sadece sahip olduğunuz belirli alanda üretim yapmak zorunda kalıyorsunuz. Geleceğimiz üzerine yapılan planlamalara göre; önümüzdeki 40 yılda, geçmiş 10 bin yılda yaptığımız üretimin toplamı kadar üretim gerçekleştirmemiz gerekiyor.” Bu oranda bir üretimin yapılabilmesi için yapılacak ilk şeyin hala nadasa bırakılan binlerce hektarlık atıl arazinin modern yöntemlerle tarıma kazandırılması olduğunu kaydeden Arslan, “Çünkü binlerce hektar alanın bu devirde hala nadasa bırakılıyor olması hiçbir açıdan doğru değil. Bu sahaların modern üretim sahaları haline getirilerek, daha çok değerlendirilmesi için devletin nadasa bırakılan arazilerle ilgili bir an önce harekete geçmesi gerekiyor”dedi.

Türkiye’de GDO’lu ürünlerle ilgili yanlış bir algı yaratıldığını ifade eden Hüseyin Arslan, hem hububat ürünlerinde hem de bakliyat ürünlerinde GDO’lu ürün bulunmadığını vurguladı. En fazla GDO’nun, yağlı tohumlar sınıfında yer alan soya fasulyesinde bulunduğuna dikkat çeken Arslan, “Bunun yanı sıra pirinç, buğday, fasulye, mercimek gibi ürünlerde GDO’lu ürün yok. Özellikle arasak dahi bulamayız. Türkiye’de tartışmalara sebep olan konu da bulaşıklık meselesi. Bakliyat ürünlerinin üretim aşamasında ya da taşıma aşamasında 10 binde bir görülen bazı GDO bulaşıklıkları oluyor. Örneğin bakliyat üretiminin yapıldığı bir yerde GDO’lu soya fasulyesi ekilmiş ise bunun tozu ürünlere eser miktarda bulaşabiliyor. Ancak bu bulaşma çok düşük seviyede gerçekleşiyor” diye konuştu. Türkiye’nin yerli bakliyat üretiminde GDO problemi yaşanmadığını ama ithal edilen ürünlerde eser miktarda olmak üzere bulaşıklıklarla karşılaşılabildiğini dile getiren Arslan, “Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan gıda denetimlerinde tespit edilen bu eser miktarlar normal seviye olarak tanınıyor ve bu ürünler tüketiliyor. Sonuç olarak, Türkiye bakliyat ve hububatta GDO’lu ürünlerden ari bir ülke” dedi.

Hububat, Baklagil, Pamuk, Zeytin-Zeytinyağı, Fındık, Turunçgil gibi üretim potansiyeli yüksek olan ürünlerle ilgili özel çalışmalar yapmak amacıyla, yasayla kurulan ulusal konseylerin fonksiyonlarının arttırılması gerektiğini ifade eden Hüseyin Arslan, şunları kaydetti: “Konseylerin kuruluş amaçları söz konusu ürünle ilgili politika üretim süreçlerinde devlete yardımcı olmak, danışma ve bilgi hizmeti sağlamak. Konseylerde hem üreticiler hem ihracatçılar hem de sanayiciler olmak üzere tüm paydaşlar yer almasına rağmen bu kurumsal organizasyonlardan yeterince yararlanılmıyor” dedi.

“Organik damgalı ürünlerde yapılacak sıkı denetimlerle hataya yer verilmemeli”

Türkiye’nin organik damgasıyla pazarladığı ürünlerde tüm pazarlarda lider olduğuna dikkat çeken Hüseyin Arslan, bu alandaki liderliğin korunması ve hata oranlarının düşürülmesi için denetleme çalışmalarının daha da sıkılaştırılması gerektiğini kaydetti. Türkiye’nin organik bakliyat ürünleri piyasasında önemli bir yerinin olduğunu söyleyen Arslan, bu yerin korunması için denetleme çalışmalarının daha ciddi daha sıkı bir şekilde yapılması gerektiğini kaydetti. Arslan, organik ürünlerin tamamen güven esasına dayandığını belirterek, “Bizim bu piyasadaki gücümüzü firma hataları nedeniyle kırmamamız lazım. Dolayısıyla, bu alandaki işletmelerin lisanslanması sonrasında denetleme mekanizmaları daha da genişletilmeli ve güçlendirilmeli. Mevcut denetim uygulamalarının da yeniden gözden geçirilerek, hataya yer olmayacak şekilde sıkı ve katı önlemlerin alınması gerekiyor” dedi.

“Nisan yağmurları iyi olursa 2020 yılı verimli geçer”

Önümüzdeki sezon bakliyat hasadı için yapılan hava tahminlerinde ve toprak analizlerinde bir sorunun öngörülmediğini belirten Hüseyin Arslan, “Baklagil hasadı için nisan ayında gerçekleşecek yağışlar çok önemli bir yer tutuyor. Bakliyat ürünleri çok fazla yağmur seven bitkiler değil ama gelişim sürecinde toprakta belirli bir nem seviyesine gereksinim duyuyor. 2020 yılı hava tahminlerinde bir sorun gözükmüyor. Toprakla ile ilgili yapılan araştırmalarda da nisan ayında yeterli yağmur düştüğü durumda verimli bir hasat döneminin bizleri beklediğini söyleyebiliriz” diye konuştu.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap