Türkiye’de gizli şeker yüzde 100 arttı!

Dünyadaki tüm ülkeler gibi ülkemizin de koronavirüs salgını ile mücadele ettiği bu günlerde diyabet hastalığıyla savaşın geri planda kaldığını vurgulayan Prof. Dr. Fulya Akın, “Diyabet sıklığı Türkiye’de son 10 yılda yüzde 80 ile 100 arasında arttı. Oysa ki, bu artışı önlemek elimizde” dedi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Türkiye’nin günümüzde diyabetin en hızlı artış gösterdiği ülkelerden biri olduğuna dikkat çeken Bahçeşehir Üniversite Hastanesi Medical Park Göztepe’den Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanımız Prof. Dr. Fulya Akın, bunun en önemli nedeninin ise hayat modeli, gelişen teknolojinin getirdiği hareketsiz yaşam, stres, geleneksel beslenmenin kaybolması ve kötü beslenme olduğunu ifade etti. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, 14 Kasım Diyabet Günü dolayısıyla önemli uyarılarda bulundu.

Fast-food tüketimi diyabeti tetikledi

Giderek yaygınlaşan fast food, şekerli gıda tüketiminde artış, spordan uzak bir yaşam tarzı diyabetin hızla artmasına yol açtığını belirten Prof. Dr. Fulya Akın, "Türkiye’de diyabetin önlenmesi, toplumun diyabetten korunması, erken tanı, diyabetin ilerlemesinin önlenmesi ve komplikasyonlardan korunma amacıyla beslenme ve fiziksel aktivite konularına önem verilmesi ile mümkündür" dedi.

Akın sözlerini şöyle sürdürdü: "Toplumun çok önemli bir bölümü diyabeti tanımamakta ve diyabetin en önemli hazırlayıcı risk faktörleri (hareketsiz yaşam ve kötü beslenme) ile ilgili tehlikelerin farkında değildir.

14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde amacımız, diyabet algısı ve bilincini artırmak olmalıdır.
Tip 2 diyabetin yaşam tarzı değişiklikleri ve farmakolojik tedavilerle önlenmesi ucuz, kolay ve toplumsal ölçekte uygulanabilecek bir yöntem olarak görülmektedir."

Haftada 150 dakika egzersiz yapın

Akın, Türkiye’de diyabet konusunda yapılan önemli çalışmalardan TURDEP 2 araştırmasının sonuçlarına göre, diyabet sıklığının yüzde 90, gizli şeker hastalığının ise yüzde 110 arttığını belirterek, "Tip 2 diyabet, önlenebilir bir hastalıktır. Sadece haftada 150 dakika (haftada 5 gün, günde 30 dakika tempolu yürüyüş) yapılan egzersizin diyabet gelişimini yüzde 40 azalttığını biliyoruz. Buna diyet, beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi de eklendiğinde Tip 2 diyabeti yüzde 70 oranında önlemek mümkündür. Geleceğimizi diyabetten koruyalım. Ulusal düzeyde ilk hedefimiz, toplumsal olarak doğru beslenme alışkanlıklarının geliştirilmesi olmalıdır" ifadelerini kullandı.

Ülkemizde 10 milyon kişi diyabet sorunu yaşıyor

Fulya Akın, "14 Kasım, Kanadalı doktor Frederick Banting’in insülini bulup diyabet tedavisinde çığır açtığı gündür. Bu nedenle her yıl 14 Kasım Dünya Diyabet Günü olarak kutlanmaktadır. İnsülin yaşamsal öneme sahip bir hormondur. İnsülin eksikliği veya etkisizliği nedeniyle oluşan diyabet ve prediyabet (diyabet hastalığı adaylığı) toplumda yaklaşık 10 milyon kişiyi kapsayan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Her yıl dünyada 7 milyon kişiye diyabet tanısı konulmaktadır. Yaşam tarzı diyabet riskini artıracak yönde hızla değişen toplumumuzda diyabet bilincinin yerleştirilmesi açısından farkındalığı artırmak son derece önemlidir" değerlendirmesinde bulundu.

Risk grubundakiler test yaptırmalı

Diyabet semptomları açısından kuşkulu durumlar ve yüksek riskli kişiler dışında, çocuklar ve gebe olmayan erişkinlerde diyabet tanısı için açlık kan şekerinin tercih edilmesini gerektiğini ifade eden Akın, "Diyabet semptomları açısından kuşkulu durumlarda ve yüksek riskli kişilere açlık kan şekeri normal sınırlarda olsa bile, OGTT (Oral Glukoz Tolerans Testi) de yapılmalıdır. Risk grubundaysanız, test yaptırmalısınız" dedi.

Tedavideki temel sorunlar

Akın, günümüzde diyabet tedavisinin önündeki temel sorunların genel olarak 5 başlıkta tanımlanabileceğini belirterek sözlerine şöyle sürdürdü:

• Diyabeti önlemedeki başarısızlık.

• Tanı konmamış diyabetliler.

• Diyabet tanısı konmuş kişilerin tedavi altına alınamaması.

• Tedavi gören diyabetlilerin optimal tedavi hedeflerinden uzak olması.

• İnsülin tedavisine geçişteki direnç.

Doymuş yağlardan uzak durun!

Tip 2 diyabetin gelişmesinde çevresel faktörlerin rolü açıktır. Toplumların modern yaşam biçimini benimsemesi, insanları daha az hareket etmeye ve beslenme alışkanlıklarını hızla değiştirmeye yöneltmiştir. Son çeyrek yüzyılda doymuş yağlardan zengin, posadan fakir, kalorisi yüksek ve hızlı hazırlanan beslenme tarzının benimsenmesi diyabet sıklığında hızlı bir artışa yol açmıştır. Bugünkü bilgilerimiz ışığında, Tip 2 diyabetin yaşam tarzı değişiklikleri ve farmakolojik tedavilerle önlenmesi ucuz, kolay ve toplumsal ölçekte uygulanabilecek bir yöntem olarak görülmektedir.

Diyabet sadece kan şekeri yüksekliği mi?

Kanda şeker seviyesinin uzun süreli olarak yüksek olması, diyabet sorunlarına yol açar.

Bu durum kalp ve kan damarlarını bozarak göz, sinir ve böbrek hasarlarına, kalp krizi ve inmeye neden olabilir. Kan yağlarının yüksek olması ve hipertansiyon gibi ek sorunlar diyabeti daha da ağırlaştırabilir.

Diyabet kontrolünün sırları

Diyabetle mücadele için beslenme konusuna yeteri kadar önem verin. Özellikle şeker ve şekerli besinlerle un-nişasta zengini yiyecekler, yüksek kalorili şeyleri yiyip içerken bir kez değil, 41 kez düşünün. Hareketsizlik sorununuzu ortadan kaldırın. Hayatınıza aktivite katın. Bununla da yetinmeyin, hemen her gün en az 30 dakika yürüyün veya başka bir egzersiz yapın. Kilo fazlalığı tuzağına düşmeyin. Bel çevrenizi dikkatle izleyin. Kilo artışlarını önemseyin. İnsülin direncinin, reaktif hipogliseminin, açık ve gizli diyabetin işaretlerini öğrenip ciddiye alın. Yıllık sağlık kontrollerinizde sadece açlık şekerinizi değil, tokluk şekeri ve insülin değerlerinizi de öğrenip değerlendirin.

COVID-19 diyabetlilerde daha şiddetli geçiyor

Diyabet hastalarının daha sık COVID-19 geçirdiğine dair elimizde bir kanıt bulunmuyor. Bununla beraber diyabetli hastalar COVID-19’a yakalandığı zaman koronavirüs hastalığı daha şiddetli seyrediyor. Aslına bakarsanız, şeker hastalarında çeşitli enfeksiyonların daha sık geliştiği ve daha şiddetli seyredebildiği uzun zamandır biliniyor. Şeker hastaları influenza ve zatürre açısından da sağlıklı topluma göre daha büyük risk altındadır.

Şeker hastaları ilaçlarını aksatmamalı

Şeker hastaları özellikle bu dönemde kan şekerlerinin düzenli gitmesi için çaba göstermelidir. Mümkünse sosyal mesafeyi koruyarak ve hijyene dikkat ederek egzersizlere başlamalıdır.

Diyetin yanında şeker ilaçlarının kullanılması aksatılmamalıdır. Hastanın hastaneye gidemediği dönemde hastalar evde kan şekeri ölçümlerini yapmalıdır. Gerekli durumlarda hastalar doktoruna başvurmalı ve kan şekeri tedavisi her hastaya özgü olarak deneyimli hekimler tarafından düzenlenmelidir. Eğer bir şeker hastasında öksürük, ateş, nefes darlığı gibi COVID-19 bulgusu varsa zaman kaybetmeden hastaneye başvurmalıdır.