“Yangınlarla maden sahası elde etmek, gerçekçi değil”

Yanan ormanlık alanların turizm ve maden sektörüne açılacağına yönelik söylentiler, maden işletmecileri tarafından tepkiyle karşılandı. TÜMMER Başkanı İbrahim Alimoğlu, “Madenciler günah keçisi ilan edildi, bu gerçekçi bir seçenek değil” dedi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Hatice AYDOĞAN ÖZSÖKMEN

AFYON - Türkiye Mermer Doğaltaş ve Makinaları Üreticileri Birliği (TÜMMER) Başkanı İbrahim Alimoğlu, yaşanan her çevre felaketinde maden şirketlerinin günah keçisi ilan edildiğini belirtti. DÜNYA’ya yaptığı açıklamada, maden arama ruhsatı almanın sanılanın aksine çok zor olduğunu dile getiren Alimoğlu, saha açmak için yangının asla bir seçenek olmadığını kaydetti.

Bir maden işletmecisinin saha ruhsatı için 8 bakanlık, 92 yasa, 87 yönetmelik, 16 uluslararası sözleşme, 8 tüzük ve 21 farklı kurumdan izin almak zorunda olduğuna dikkat çeken Alimoğlu, konuyla ilgili şunları söyledi: “Buna rağmen bölge halkının onayı da işe başlamak için gerekli koşullardan biri. İzin alsak bile çalışabilmeniz için ruhsat harcı, hazine payı, il özel idare payı, köylere hizmet götürme bedeli, arazi tahsis bedeli, orman payı, belediye payı, çevre uyum teminatı, orman altyapı izni ve ağaçlandırma payı gibi pek çok kuruma harç bedeli ödemek zorundayız. Madencilik sanıldığı kadar kolay yapılabilen bir iş değil. Prosedürü son derece zor işleyen ve pahalı bir yatırım.”

Dünyanın en zengin maden rezervlerine sahip Türkiye’nin bu rezervlerden yeteri kadar yararlanamadığına dikkat çeken İbrahim Alimoğlu, dünyadaki kıymetli 90 çeşit madenin yaklaşık 80’inin ülkemizde bulunduğunu ama bu zenginliği kullanamadığımızı belirtti. Alimoğlu, “Aylık 22 milyar dolarlık ihracatımızın 4,5 milyar doları maden sektöründen. Bu rakamın sadece 2,5 milyar doları doğal taş ihracatından yaratılıyor. Madenciler, Türkiye’deki ormanların sadece yüzde 2,5’ini kullanıyor. Buna rağmen maden işletmeleri kamuoyu tarafından her yaşanan çevre olayında suçlu ilan edilir. Oysa biz ülkemizin zenginliklerinin farkındayız. ‘İnsan, çevre ve maden’ mantığıyla çalışıyoruz. Madenciler yönelik bu olumsuz algının değişmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

“Kanun değişiklikleriyle iş yapamaz olduk”

Madencilerin maden kanunu ile ilgili bakanlık ve daireleri arasında yaşadığı sıkıntılara da değinen İbrahim Alimoğlu, “1985 yılında çıkan 32123 sayılı maden kanunu, 34 yılda 4 kez kapsamlı, 23 kez değişikliğe uğradı. Son 6 ay içinde 47 genelge ile 5 genel müdür değişti. MİGEM’in adı MAGEP olarak değiştirilerek yeni bir yapılanmaya gidildi. Ayrıca muhatap olduğumuz bakanlıklar, daireler ve kurumlarla iş yapamaz hale geldik” dedi. Sektördeki bunca soruna rağmen iyi niyetle çalışan, gayret gösteren madencilerin önüne konuşlan engellerin ülkemize, ekonomimize zarar verdiğini düşünen Alimoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son bir yıldır hiçbir madenciye izni verilmedi. Ülkemizin kalkınmasına en büyük katkıyı sağlayan sektör, yarattığı istihdam yaptığı ihracata rağmen ülkemizdeki ormanların sadece yüzde 2,5’unu kullanıyor. Sadece Orman Bakanlığı bütçesinin yüzde 57’si ödediği harçlarla karşılayan madencilerin tek bir bakanlığa bağlı olması ve bu bakanlıkla düzenlenecek maden kanunu ve diğer sektörleri de kapsayan yönetmeliğinin çıkarılması hem sektörün hem de ülkemizin kalkınması açısından önemli.”

 “Tarım, madencilikten daha fazla çevreyi tahrip ediyor”

İbrahim Alimoğlu, çevre konusunda töhmet altında bırakılan madencilik sektörünün yapılan iş itibariyle çevrede görünür bir tahribat yarattığını ancak tarım sektörünün yarattığı ciddi sorunlarının görmezden gelindiğini dile getirdi. “Madencilik çevresel etkileri doğrudan görünür olduğu için diğer sektörler tarafından yapılan tahribatların günah keçisi ilan edilmiş durumda” diye konuşan Alimoğlu, “Oysa 2020 OECD çevre politikaları özetinde, Türkiye’de yüzey sularının yüzde 20’sinin nitrit bazlı kirlenmeden muzdarip olduğu bildirilmiş. Nitrit dekompoze gübrelerin sulara karışması sonucu oluşan bir kirlilik. Tarımda kullanılan gübrelerin içindeki mikrobesinler sulara ve toprağa karışarak çevreye zarar vermekle birlikte yapılan araştırmalar pek çok çiftçinin toprak analizi yaptırmadan gübre kullandığını gösteriyor. Bununla beraber su kullanımı ve israfı olarak tarım oldukça fazla su tüketen bir sektördür” diyerek sektörün yaşadığı sıkıntıları aktardı.