2026’da teknik kârlılık dönemi başlayacak
Türkiye Sigorta ve Marmara Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan “Pensura 2026” raporu yayınlandı. Türkiye Sigorta Hazine ve Emeklilik Operasyonları Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer, 2026 yılında sigorta sektöründe mali kârlılıktan teknik kârlılığa geçişin yaşanacağını söyledi.
Sevilay ÇOBAN
Türkiye Sigorta, Marmara Üniversitesi iş birliğiyle sigorta alanında güncel konuları ve riskleri incelediği “Pensura 2026” raporunu yayınladı. Raporda, Türkiye’deki emeklilik ve sigorta sektörlerinin 2025-2026 görünümü, küresel ekonomik eğilimler ve özellikle dezenflasyonun bu sektörler üzerindeki etkileri ortaya kondu.
Geçen yılın riskler temasının aksine, bu yılın teması sigorta şirketlerinin kârlılığı üzerindeki potansiyel olumsuz etkileri nedeniyle dezenflasyon olarak belirlendi. ‘Kalite’ ve ‘seçicilik’ başlıklarının öne çıkacağı 2026 ve 2027 yılları, ‘kalite ve dayanıklılık yılı” olarak adlandırılırken, mevcut krizler nedeniyle bu hikâyenin 2027’ye sarkabileceği öngörüsüne yer verildi. Rapor, Türkiye Sigorta Hazine ve Emeklilik Operasyonları Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer, Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü ve Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özgür Akpınar ve Doç. Dr. Gökhan Işıl iş birliğinde hazırlandı.
Hızlı büyümeye odaklananlar zorlanacak
Raporu değerlendiren Gürol Sami Özer, bugüne kadar Türk sigorta sektöründeki birçok şirketin yüksek enflasyon ve faiz oranları sayesinde mali kârlılıkla ayakta kaldığını söyledi. Özer, “Ancak, gelecek konjonktürde faiz indirimlerinin başlamasıyla birlikte teknik kârlılığın çok daha ön plana çıkacağı, finansal kârların azalacağı ve maliyetleri önceliklendirmeyen, sadece hızlı büyümeye odaklanan şirketlerin zorlanacağını öngörüyoruz.
Bu çerçevede 2026 yılında şirketler için başarı kriteri; yalnızca prim üretim hacmi değil, risk seçimi ve fiyatlama doğruluğu, aktif-pasif/duration (vade) yönetimi, reasürans ve katastrofik risk dayanıklılığı, dijitalleşme ile gider oranı kontrolü ve emeklilik tarafında reel getiri sürekliliği olacak. Türkiye Sigorta, yüzde 97’lik birleşik rasyo ile sürdürülebilir ve teknik kârlılığa odaklanarak sektördeki diğer şirketlerden ayrışıyor. Bu yıl yüzde 100 altında olmasını bekliyoruz” dedi. Rapora göre, 2025'te prim üretimi bir önceki yıla kıyasla nominal olarak artış kaydetti, ancak reel büyüme enflasyon dinamikleri ve poliçe fiyat ayarlamaları çerçevesinde daha sınırlı bir görünüm sergiledi.
Raporda, Türkiye’de yaşlanan nüfus eğiliminin, emeklilik sistemlerinin sürdürülebilirliğini stratejik bir politika alanı haline getirdiğine dikkat çekilirken, 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı artış trendinin kamu sosyal güvenlik sistemi üzerindeki uzun vadeli mali yükü artırdığı, özel emeklilik sistemlerine olan ihtiyacı güçlendirdiğinin altı çiziliyor. Rapora göre, BES katılımcı sayısı ve fon büyüklüğü, nominal olarak artış eğilimini sürdürürken, yüzde 20 devlet katkısının devam etmesi, otomatik katılım sisteminin (OKS) yaygınlaştırılması ve genç yaş gruplarına yönelik teşvikler, sistemin kapsayıcılığını artırıyor.
Özellikle 18 yaş altı katılımcıların sisteme dahil edilmesiyle birlikte uzun vadeli fon birikimi potansiyeli güçleniyor. BES'in katılımcı sadakati büyük ölçüde reel ve sürdürülebilir getiri performansı, şeffaf ve düzenli bilgilendirme, risk profiline uygun fon dağılımı ile doğru ürün–fon eşleştirmesi ve kolay, güvenilir, uçtan uca dijital deneyim üzerinden şekilleniyor. Dolayısıyla 2026 yılında Hayat Emeklilik şirketlerinin bu konularda kendilerini geliştirmeleri fon ve katılımcı sayısı açısından büyük önem taşıyor.
Sağlık sigortaları belirleyici branş olacak
Gürol Sami Özer, sağlık sigortasının geleceğin en belirleyici branşlarından biri olarak öne çıkacağını ifade ederek, “Pandemi sonrası sağlık bilincinin artmasıyla, medikal enflasyon normal enflasyonun üzerinde seyretse de insanların yüksek primlerle sağlık sigortası yaptırdığı gözlemliyoruz. Kredilerin düşmesine rağmen hayat sigortası branşında yüzde 63’lük bir büyüme yaşandı.
Bu büyümede, kredi bağlantılı poliçelerin yenilenmeleri ve dövize endeksli prim iadeli ürünlerin popülaritesi etkili oldu. Hukuksal koruma sigortalarında bazı şirketlerin yurt dışı destinasyonları içeren kampanyaları sunmasıyla büyüme görüldü. Trafik ve kaskoda ise sektör genelinde trafik sigortasının %130 civarında birleşik rasyo ile teknik zararda. Türkiye Sigorta ise kasko ile birlikte ise %110’luk birleşik rasyoyu hedefliyoruz. Türkiye Sigorta’nın genel motor dışı branşlarda kârlı olduğu söyleyebiliriz. Sağlık sigortasında aylık enflasyonun %5 altına inerek düzenlediğimiz kampanyalarla piyasayı etkiledik” dedi.
Altında 47 yıl sonra ilk kez reel getiri yaşandı
Türkiye Sigorta Ekonomik Araştırmalar Müdürü Lokman Yücedağ, altının “her zaman kazandırır” algısının aksine, 1979’dan 2026’ya kadar reel anlamda ilk kez reel getiri sağlayacak konuma geçtiği bilgisini verdi. Altının fiyatının çıkarma maliyetinin çok üzerinde olduğu ve doğru zamanda doğru fona yatırım yapmanın önemini vurgulayan Lokman Yücedağ, altın sadece döviz bazlı bir risk yönetim aracı olarak görüldüğü kaydetti. Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özgür Akpınar ise “Altın birikim için değil, riskleri sigortalamak için belirli bir eşik oranda tutulması gerekiyor. Bu konuda yaptığım bir çalışma; 1992 yılından günümüze kadar yapılan bir hesaplamaya göre, en yüksek getiriyi sırasıyla Borsa, mevduat faizi, altın ve Amerikan doları sağladı. Ancak, yapılan yatırım anketlerinde halkın ilk tercihlerinin altın, gayrimenkul ve araba olması, Türkiye’deki finansal okuryazarlık seviyesinin istenilen seviyede olmadığını da bize gösteriyor” dedi.