Bilişimdeki beyin göçü ‘milli risk’

Yuvarlak Masa’nın son oturumunda 35 numaralı Bilgisayar Yazılımları Sanayi Komitesi sektör gündemini değerlendirdi. İç piyasadaki koşullardan ötürü yurt dışına çalışmaya ağırlık veren bazı yazılımcıların ücretlerini kripto parayla aldıkları ve bu sebeple kayıt dışılığın oluştuğuna dikkat çekildi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Ankara Sanayi Odası (ASO) ve DÜNYA Gazetesi işbirliğiyle gerçekleştirilen Yuvarlak Masa toplantılarının sonuncusuna 35 Numaralı Bilgisayar Yazılımları Sanayi Komitesi konuk oldu. ASO Başkanı Nurettin Özdebir'in evsahipliğinde gerçekleşen toplantıda, Türkiye'de elde ettiği geliri düşük bulan çok sayıda gencin yurt dışına gittiğine dikkat çeken sektör temsilcileri, bir kısmının ise şirketlere özel bilgileri de beraberinde götürdüğünü öne sürdü. Bunun bir anlamda nitelikli insan kaynağının devlet teşvikiyle yurt dışına pazarlanması anlamına geldiğini bildiren temsilciler, mevcut destekleme modelinin sektördeki küçük firmaları oyun dışı bıraktığını bildirdi.

İhale sisteminde haksız rekabete yol açan uygulamalar var

Nuray Başar / Başar Bilişim ve Eğitim Hizmetleri Yönetim Kurulu Başkanı

● Sektörümüzde dijitalleşen çağın gereklilikleri ve pandemi sonrası değişen çalışma koşulları ile birlikte yeni sorunlar gündeme geldi. Son dönemlerde ülkemizde beyin göçü konusunda ciddi bir yükseliş söz konusu. 1960’lı yıllarda başta Almanya olmak üzere, fiziki olarak yaşadığımız göçü şimdi de beyin göçü olarak yaşıyoruz. Bunu da hem fiziki olarak hem de online olarak yaşıyoruz. Online çalışan yazılımcılarımızın bir kısmı kayıt dışı yani sigorta ve vergi ödemeden çalışıyor. Para, çoğu zaman kripto para olarak geliyor. Beyin göçüyle kalifiye personelden olmanın yanında şirketlerin know-how’ları da beraberinde gidiyor. Bir personeli alıp yetiştirmemiz en az 6 ayımızı alıyor, verim almamız ise 2 yıl. Tam yetiştirdik dediğimiz noktada yurt dışı firmaların verdiği maaşlarla rekabet edemiyoruz. Bu konularda Odamız aracılığı ile ilgili kamu kurumlarıyla görüşmelerimiz devam ediyor.

Mevcut ihale sistemimizde de bürokratik ve kırtasiye işlemleri çok fazla, bunun yanı sıra haksız rekabete yol açan uygulamalar var. Ankara savunma sanayi yönünden çok önemli bir şehir. Yazılım işlerini birkaç büyük firma yapıyor, geri kalan firmaların çoğu onlara taşeronluk yapıyor.

Yazılım işi yapanların, donanım kısmında kur kaynaklı sorunları oluyor. Yani yazılımcılar bir şekilde donanıma da bulaşıyor. Dolarla alıp TL ile satıyoruz ve üstelik parasını da zamanında alamıyoruz. Bu dalgalanmalar sektörde birçok firmanın kapanmasına neden oldu. “Bilişim Bakanlığı ivedilikle kurulmalı” Sektör olarak kamuda muhatap bulamıyoruz. Birçok bakanlık ve genel müdürlük, daire başkanlığı ve kurum ile karşı karşıyayız, hangi koşulda kimin kapısını çalacağımızı bilmiyoruz. Üstelik kurumların kendi aralarında aynı dili konuşmaması ve kırtasiyeciliğin fazla olması da bizim için iş yükü. İvedilikle Bilişim Bakanlığı kurulması gerek.

Kamu kurumlarının yazılım işi yapması da sıkıntı. Her devlet dairesi kendine özel yazılım kullanıyor. Yazılımlar da birbiriyle uyumlu olmadığı için verim düşüklüğü yaşanıyor, bu da beraberinde ciddi sorunlar getiriyor.

“Destekleme yöntemi küçük firmaları oyun dışı bırakıyor”

Ar-Ge destekleri, kuluçka merkezleri hepsi bizim için önemli fakat yeterli değil. A plus bir markayı düşünün; onun aldığı destekle, C firmanın desteği aynı, istenen evrak ve formaliteler aynı, burada ciddi uçurum oluyor. Bu tarz desteklerde büyük/küçük firma ayrımı yapılmadığı için şartları sağlayamayan küçük firmalar oyun dışı kalıyorlar. Hatta bu sebeple aldığı desteği iade etmek zorunda kalan firmalar da oluyor.

İnsan kaynağımız devlet teşvikiyle yurt dışında pazarlanmamalı

Oğuz Yılmaz / Labris Teknoloji Çözümleri A.Ş.

● Salgın ile beraber konuşulmaya başlanılan “büyük sıfırlamanın” en çok bilişim alanını etkilediğini düşünüyorum. Bana göre, 2022- 2023 yıllarında bilişim firmaları için birinci zorluk insan kaynağı olacaktır.

Bilişim işgücü olağanüstü oranda yurt dışına çalışır hale geliyor. Ama dünyanın yeni normali sınır ötesi işgücü ise buna tüm firmalar adapte olacaktır. Olmak zorundadır. Biz de gerekiyorsa yabancı personeli uzaktan çalıştırabilmeliyiz. Bu kapsamda mevzuat engelleri, stopaj gibi maliyetler azaltılmalı ve teknokent teşvikleri dâhil olmak üzere, tüm destekler içerisinde bu yabancı işgücünü kullanabilmeliyiz. Yurt dışına çalışan bilişim personeli kadar yurt dışından çalıştırma imkânı sağlanabilir.

“Çalışma barışını sağlamakta zorlanıyoruz” Öncelikle hem uzaktan çalışma hem de salgında hafta sonu serbestisinde sektörümüze çok hızlı şekilde sağlanan esneklik için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ve Cumhurbaşkanlığımıza teşekkür ediyorum. Bu, gelecek için de bize umut ve güç veriyor. Şu an yüzde 50 olarak gerçekleşen teknokentlerde uzaktan çalışma limiti ile çalışma barışını sağlamakta zorlanıyoruz. Çalışanlarımızdan ve yeni yapılan mülakatlardan gelen taleplerin karşılanması için, uzaktan çalışma oranının Sayın Cumhurbaşkanı’mızın yetkisi dâhilindeki yüzde 75’e yükseltilmesinin sorunlarımızı büyük ölçüde çözebileceğini düşünüyoruz. Yurt dışına bağımsız çalışanlar ile şirketlerin Türkiye’den çalıştırdığı personeller arasındaki maliyetlerin dengelenmesi açısından; uzaktan çalışmanın ve yurda para girişinin vergilendirmesi, gelecekte sosyal güvenlik anlamında devletimize yük oluşturacak, yasalara uygun olmayan şekilde sigortasız şekilde yurtdışına çalışanların re’sen zorunlu sigortalandırılması, yazılım şirketlerindeki vergilerde ve maliyetlerde ek avantajlar sağlanmalıdır.

"Yurtdışına iş yapan outsource firmaları teknokentlerde bulunmamalı"

Bununla beraber yurtdışına parça başı iş yapan outsource yazılım firmaları teknokentlerde yer almamalı ya da farklı şartlarda, daha düşük destekler ve faydalar ile yer almalıdır. Bizim insan kaynağımız teknokentlerdeki teşvikler de kullanılarak bir anlamda devlet desteği ile yurtdışına pazarlanamaz. Fikri mülkiyeti burada kalan çalışmalar desteklenmelidir. Ayrıca Teknokent kiralarında tavan fiyat uygulaması olmalıdır. Firmaların ihracatını geliştirmesine imkân verecek, firma akreditasyonu bazlı, bürokrasisi az desteklerle firmalarımızın yurtdışı hareketi hızlandırılmalıdır. TÜBİTAK desteklerinde, ihracat başarısını ölçme temeline bir dönüş var ve bu çok olumlu bir gelişme. Türkiye’de Ar-Ge için dünyanın en iyi destekleri veriliyor, ürünleştirme ve ihracat için de bunu başarabiliriz.

"Kamunun en büyük desteği kullanıcı olmaktır"

Kamunun harcadığı bütçelerde yerli ürünlerin öncelikli şekilde kullanılması için çok daha net regülasyonlar gerekiyor. KİK dışında kalan tüm satın alma kanalları için de bu kapsamın uygulanması zaruridir. Hatta “yabancı ürün kullananlar her bir alım için, belki Cumhurbaşkanlığı seviyesinde bir ofise, sebeplendirmesini yazılı versin” kadar sert bir bakış gerekiyor. Yazılım alanında gümrüklemenin sektörel segmentlere göre yapılması ile siber güvenlik gibi kritik alanlarda koruma sağlanmalıdır. Siber güvenlik alanına özel olarak Savunma Sanayi Başkanlığı ve Dijital Dönüşüm Ofisi yönlendirmesiyle devam eden Siber Güvenlik Kümelenmesi çalışmaları güçlü bir akış yakaladı. Yine bu çalışmalardan yerli ürünler için DMO Teknokatalog uygulaması da hayata geçmiştir. Beklentimiz, Teknokatalog’da yerli alternatifi olan yabancı ürünlerin DMO’nun diğer kataloglarından çıkarılması ile, yerlisi olan yabancı ürünlerin kamu tarafından bir anlamda kolayca satın alınmasına yol açan bu pozitif ayrımcılığın kalkmasıdır.

"Yerli malı yetmiyor, 'milli ürün' gerek"

Bununla beraber doğrudan/dolaylı devlet şirketlerinin özel sektör ile rekabeti de bu alandaki başarıyı olumsuz yönde etkilemektedir. Yazılım özel sektörünün insan kaynağında en büyük rekabet bu kamu/ vakıf şirketleri ile olmaktadır. Bu şirketler özel sektörden personel almak yerine kendi yetiştirdikleri personel ile büyümelidir. Bonservis uygulaması dahi düşünülebilir. Bu konu ancak cumhurbaşkanlığı ve bağlı başkanlık seviyesinde kararlar ile çözülebilir. Yabancı yatırımın gelmesi ile, Çinli vb. ortaklar ile neredeyse sınırsız sermaye ile hareket eden, yerli olan ama milli olmayan şirketler karşısında yerli ürün kavramı yetmemektedir. Ülkemizin politikalarına artık Made in Turkiye/Yerli Malı yetmiyor, IPR of Turkiye/ Milli Ürün gibi bir kavram gerekiyor. Yerlilik oranları kadar Millilik Oranları’nı da gündeme almalıyız. Mühendislerin burada kalması için meslek odaları çalışmalar yapmalı, sivil toplum inisiyatifi ile bu yönde öneriler getirilmeli, işveren, çalışan ve kamu arasında köprü görevi görülmelidir. “Vatanseverlik” bunu gerektirir, “mühendislerimizi yurt dışına nasıl daha kolay göndeririz” diye uğraşmayı değil.

Ar-Ge personelinin ofiste çalışma şartı kaldırılmalı

Şuayip Çavuşlar / Prota Yazılım A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi

● Pandeminin etkileri sonucunda uzaktan çalışma iş hayatımıza yerleşmiş durumda. Ar-Ge merkezlerine sahip işletmelerde çalışan personelin, devlet desteklerine hak kazanabilmesi için bu alanlardaki fiziki olarak çalışma zorunluluğu bizleri çok zorluyor. Bakanlığın yapmış olduğu düzenlemelerle biraz yumuşatılsa bile, bence ofisten çalışma zorunluluğunun kaldırılması önümüzü daha da açacaktır. Yetişmiş kalifiye çalışanlarımızı kaybetmememiz açısından Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’nin yeniden güncellenmesi çok büyük önem taşıyor. Beyin göçünün önüne geçebilmek, çalışanlarımızın hayat standartlarını yükseltebilmek için ayırdığımız kaynakları artırmak zorundayız. Ayrıca üniversiten yeni mezun olup iş hayatına atılacak yazılımcı arkadaşlarımızı daha iyi donatmamız gerekiyor.

Beyin göçüyle gidenler özel bilgileri de götürüyor

Oğuz Yılmaz / YD Yazılım ve Teknoloji A.Ş. Kurucu Ortağı

● Dijital beyin göçü çerçevesinde yurtdışına gidenler, yazılım, program vs. gibi alanlarda tecrübelerini burada kazanıyor, oraya taşıyorlar. Aynı zamanda projelerin özel bilgilerine ve birçok detayına sahipken ayrılıp gidiyorlar. Gitmelerine ve uzaktan çalışmalarına karşı değilim, sadece bu alanda kamusal ve hukuki düzenleyeme ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Benim yurt dışına çıkan arkadaşlara bir de tavsiyem olacak. Örneğin orada doktora düzeyinde 10 bin dolar maaş alması gerekirken, TL karşılığı buraya göre yüksek olduğu için 3-5 bin dolara razı oluyorlar. Oraya gittiklerinde ise buradaki hayat standardını karşılamakta ciddi zorluk yaşıyorlar. Bu kapsamda şirket olarak biz de 37 personel kaybettik. Dış firmalarda çalışan arkadaşlarımız SGK primleri vb. birçok yerel hukuka bağlı edimlerini yerine getirmedikleri için uzun vadede kamusal yük olarak da karşımıza çıkacaklar. İK firmaları tarafından sigortalanarak yurt dışına gidenler var ancak yan haklar ve diğer vatandaşlık yükümlülükleri açısından kayıpları var.

“Centilmenlik anlaşmasına ihtiyaç var”

Özel sektör kamu kurumu ile birlikte ihaleye girdiğinde, bazı şartları taşıyamıyor. Yani personel sayısı, mühendis sayısı, tecrübe gibi kriterleri kamu kurumları, vakıf şirketleri rahatlıkla yerine getirirken, özel sektör bunda zorlanabiliyor. Beyin göçü sadece yurt dışına yönelik olmuyor, ülke içinde teknoparklardan kamu kurumlarına, vakıf şirketlerine yönelik de ciddi eleman akışı var. Hatta bu konuda bir centilmenlik anlaşmasına ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.

Biz dünyayı yakından takip ediyoruz ama ihtiyaç sahibi kurum ihtiyacı oranında dünyayı takip edemiyor. Bu yüzden de şartnameler eski teknolojilere göre hazırlanıyor. Böylece hem talep doğru dürüst karşılanamıyor hem de kamu kaynakları heba oluyor. Teşvikler yaratıcılığı öldürüyor, onun yerine devlet firmalardan iş alarak, hatta belirli bir işi birden fazla firmaya aynı anda vererek daha verimli bir sektör oluşmasına katkıda bulunmuş olacaktır. Kamu alımları yapılmadan firmaların gelişmelerinin mümkün olmadığını düşünüyorum.

Ticarileşmeyi bekleyen milyonlarca satır yazılım var

Rahmi Aktepe / Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Genel Başkanı

● Başlangıçta DÜNYA gazetesi kurucusu Sayın Nezih Demirkent’in adını anmadan yaipamam. Kendisiyle hiç karşı karşıya gelmemeimize rağmen, ne zaman kendisine başvursam, telefonla arasam bizi hiç kırmadı. Türkiye Bilişim Derneği bu yıl 50’inci yıldönümünü kutiluyor. Sektörde sadece Türkiye değil, dünyada da ilk derneklerden birisiyiz. Bilişim alanında devletle ilgili en büyük sıkıntımız koordinasiyonsuzluk. Üniversite sayısı 210, bilgisayar mühendisliği eğitimi veren bölüm sayısı 176 civarında. Ülkemizde bin 700 civarında Ar-Ge tasarım merkezi var.

“Mezunların yüzde 70’i sektör ihtiyaçlarını karşılayamıyor”

Siyasi kararlar doğrultusunda üniversiteler açılabilir ama üniversitelerin sayısını artırmak yetmez, niteliğinin de artması lazım.

Sektörümüz nitelikli eleman bulamıyor, yaptığımız ankete göre bilgisayar bölümü mezunlarının yüzde 70’i sektörün ihtiyacını karşılayacak düzeyde değil. Nitelikli olanlar da beyin göçüyle gidiyorlar. Fiziksel olarak gidenler olduğu gibi, ayrıca yurt içinden dışarıya iş yapma yoluyla hizmet yurt dışına gidiyor. Üstelik COVID-19 salgınından sonra bu süreç daha da hızlandı. Ticarileşme konusunda da ciddi adım atılmıyor. Sadece özel sektör açısından değil, devletin elinde milyonlarca satır yazılım var. Bunları ticarileştiremiyoruz. Örneğin Fransa kendi gümrük yazılımını; Türkiye’ye, Romanya, Mısır, Arjantin’e satabiliyor. Biz bunu yapamıyoruz…

"Bakanlık ve TOBB ile yazılım envanteri hazırlığındayız"

Ben 30 yıl devlette çalıştım. Her bireyin hizmette iyi niyetli olduğuna inanırım. Kamuda çok değerli isimler var ama onlar arasında sağlıklı koordinasyon yok, daha doğrusu hiç koordinasyon yok. Bunun bir an önce çözülmesi gerekir. Şu anda TBD’nin de içinde bulunduğu Sanayi Bakanlığı ve TOBB işbirliği ile yazılım envanteri ve yazılım çalışanları envanterini ortaya çıkaracak bir çalışmaya başladık. Çok önem verdiğimiz bu çalışmanın sonucunu heyecanla bekliyoruz. Çok uluslu firmalar dışlanmamalı ama özellikle siber güvenlik alanı mutlaka yerli ve milli olmalı. Eksik de olsa, zayıf da olsa tercihlerin yerli ve milliden yana yapılması gerekiyor mutlaka.