Hızlı yol almak için ‘yeşil dönüşüm' şart

Denizcilik sektörü, Kabotaj Kanunu'nun 95. yılında yeni yol haritasını çizdi. Denizciler, AB'nin Yeşil Mutabakat'ı kapsamında yeşil dönüşüme odaklandı. Sektör yetkilileri, yeşil teknolojileri geliştiren ve benimseyen ülkelerin ticari rekabette öne çıkacağı, aksi halde fırsatın dezavantaja dönüşeceğini vurguluyor. Üniversiteler dahil tüm paydaşların katılım sağlayacağı bir yeşil dönüşüm platformu d

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Aysel YÜCEL

Denizcilik sektörü, Kabotaj Kanunu’nun 95. yılında yeni yol haritasını çizdi. Denizciler, AB’nin Yeşil Mutabakat’ı kapsamında yeşil dönüşüme odaklandı. Sektör yetkilileri, yeşil teknolojileri geliştiren ve benimseyen ülkelerin ticari rekabette öne çıkacağı, aksi halde fırsatın dezavantaja dönüşeceğini vurguluyor. Üniversiteler dahil tüm paydaşların katılım sağlayacağı bir yeşil dönüşüm platformu da sektörün gündemine girdi.

Tarih boyunca dünya ticaretinde stratejik önemini koruyan denizcilik, pandemiyle birlikte konumunu daha da güçlendirdi. Özellikle son bir buçuk yıldır küresel çapta yaşanan konteyner krizi, ticaret savaşlarında denizde yeni bir cephe açtı. Milli filonun ve ekipmanların ülkelerin dış ticaretindeki hayati önemi bir kez daha anlaşıldı. Pandemi denizcilik sektöründe yeşil dönüşümü de hızlandırdı. Bu durumu biraz da zorunluluk olarak gören denizciler, Kabotaj Kanunu’nun 95. yılında yeni yol haritasını bu dönüşüme göre çizecek.

AB, 2050'ye kadar ulaştırmada sera gazları emisyonlarının yüzde 90 azaltmayı hedefl iyor. Bunun için sıfır-karbon emisyonlu gemilerin geliştirilip, pazara sürülmesini, mevcut gemilerin enerji verimliliğinin geliştirilmesini, emisyonlar için karbon fiyatlandırmasının yürürlüğe konulmasını, çevreci yakıtların altyapı sisteminin geliştirilmesini hedefliyor.

İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, son dönemde ABD, Çin ve Japonya gibi ülkelerin 2050 yılı ile karbon-nötr hedefini desteklediklerini beyan ettiklerini açıkladı. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), deniz taşımacılığı sektöründen kaynaklanan sera gazı salınımlarının azaltılmasına yönelik tedbirler kapsamında 2008’e kıyasla 2030’a kadar en az yüzde 40, 2050’ye kadar yüzde 70 verimlilik artışı hedefl iyor. Daha uzun vadeli hedef ise deniz taşımacılığı kaynaklı sera gazı emisyonlarını bulunduğumuz yüzyıl içerisinde sıfıra indirmek. Gemilerin, karbon emisyonları azaltılamadığı takdirde, emisyon karşılığı yüksek oranda vergi veya karbon emisyon bedeli ödemeleri kaçınılmaz olduğunu dile getiren Kıran, şu bilgileri verdi: “Bu konuda IMO MEPC 76’da verilen öneriler arasında tüketilen yakıt ton başına 2025 yılında 300 dolar, 2030 yılında 750-900 dolar vergi bulunuyor. Her ne kadar bu yakıt vergisi günümüzde kabul görmemiş olsa da 2030 yılına kadar bir yakıt karbon emisyon vergisi veya emisyon bedeli ödeme sisteminin çıkması muhtemel görünüyor.”

Tamer Kıran, bu gelişmelerin kısa dönemde düşük yakıt sarfiyatlı gemiler açısından avantaj oluşturacağına işaret ederek, “Teknolojik önlemler alınarak tasarlanmış ve inşa edilmiş gemiler daha düşük yakıt/emisyon vergisi dolayısı ile ticari avantaj yakalayacak. Orta ve uzun dönemde düşük karbonlu yakıtlar (LNG, Metanol) ve sıfır karbon emisyonlu yakıtlar (yeşil LNG, yeşil methanol, hidrojen vs.) teknolojilerini kullanan gemiler avantajlı olacak. Yakıt sarfiyatını azaltıcı yeni tip pervaneler, boyalar, rüzgar destekli sevk gibi teknolojiler geliştirilirken, bu teknolojileri geliştiren kuruluşlar ticari rekabette öne çıkacak” dedi. Bu dönüşüme karşı karşı Türk denizcilik sektörü teknolojik ve mevzuat gelişmelerini yakından takip etmeli, gemilerde enerji verimliliği arttırıcı teknolojik ve operasyonel tedbirler alınmalı, teknolojik gelişmeler olgunlaştığında hızlı bir şekilde yeni gemi siparişleri ile filo yenilenmesi yapılmalı” diye konuştu.

Yeşil dönüşüm için devlet destekleri verilmesi, ulusal ve uluslararası yeşil fonlar kullanılarak finansman sağlanması gerektiğinin de altını çizen Kıran ayrıca, “Ayrıca pilot teknoloji uygulamaları (rüzgar destekli sevk, yeni pervane, boya gibi), yeni yakıt uygulamaları konusunda AR-GE destekleri kullanarak, pilot uygulamalarda yer alarak, bilgi ve deneyim kazanarak, değişim zamanı geldiğinde hızlı davranılabilmeli” dedi.

Tamer Kıran, tarih boyunca stratejik önemini koruyan denizciliğin, 21’inci yüzyılda dünya ekonomisinde ve uluslararası ticaretin belkemiği olma özelliğini perçinlediğini vurgulayarak, “Pandemi krizinin yaşandığı 20202’de, dünya deniz ticaretinin yüzde 86’sı, Türkiye’nin dış ticaretinin yüzde 88,8’i denizyoluyla taşındı. Küreselleşme sayesinde pandemi sonrası dönemde uluslararası ticaret ve sermaye hareketlerinde beklenen artış, ekonomilerin karşılıklı bağımlılığının daha da artmasını tetikliyor. Dolayısıyla dünya ekonomisindeki büyümeye paralel deniz taşımacılığına talebin artması bekleniyor” dedi.

Türkiye, denizciliğin birçok alanında yaptığı başarılı atılımlar ile bugün denizci bir ülke olma yolunda ilerlediğini ifade eden Kıran, “Deniz taşımacılığında yaklaşık 29 milyon DWT’a kadar ulaşmış armatörlüğü ve işletmeciliği, yıllık 1.5 milyar dolara yaklaşan yeni gemi ihracatının yanı sıra Avrupa’nın en önemli gemi bakım, onarım, dönüştürme ve söküm merkezi olmaya aday. Limancılıkta, deniz turizminde, marinacılıkta, balıkçılıkta, loyd hizmetlerinde ve çok kıymetli olarak denizcilik eğitim ve öğretiminde bir marka oluyor. Bütün bunlar Türkiye’nin denizcilik olarak önemli bir tecrübeye sahip olduğunu ve küresel anlamda çok daha fazlasını yapmaya fırsatı olacağını ortaya koyuyor” açıklamasını yaptı.

Doğu’ya kayan ticaret yeni fırsatlar sunacak

Küresel anlamda 2.1 milyar DWT kapasite ile yaklaşık 62 bin adet ticari gemi dünyadaki yük taşımacılığının yüzde 86’sını yükleniyor. Kıran, bu büyük pastadan Türk denizciliğinin daha fazla pay alma şansı olduğuna dikkat çekti: “Coğrafi konum avantajımız, kıyılarımızın uzunluğu, nüfusun ve sanayinin büyük bir bölümünün kıyılarda bulunması nedeniyle Türkiye kaynak ihtiyacını karşılama potansiyeline sahip. Dünyanın en ekonomik ve büyük ölçekli taşımacılığı gemilerle yapıldığından orta vadede Türkiye'yi çevreleyen Karadeniz ticaretinin yanı sıra Akdeniz ve Ege rotalarındaki ticarette de hızlanma bekleniyor. Bu arada, Çin’in kararlı bir şekilde sürdürmekte olduğu Bir Kuşak Bir Yol Projesi’nin (OBOR) hem karayolu güzergâhı hem de denizyolu rotalarında Türkiye yer alıyor. Avrupa ve Afrika’ya olan coğrafi yakınlığı ve özelleştirme politikaları sayesinde liman altyapıları ve organizasyonlarının güçlü olması nedeniyle Türkiye’nin Akdeniz limanlarının giderek artan ölçüde bu ticaretten pay alacağı değerlendiriliyor. Günümüzde Türkiye’nin, Rusya’dan sonra Çin’in en çok ticaret yaptığı ikinci ülke olması bu beklentiyi güçlendiriyor.”

Turizmin dünyanın üçüncü büyük ihracat sektörü olduğunu hatırlatan Kıran, bu alanda Türkiye’nin önündeki fırsatları şöyle değerlendirdi: “Pandemi döneminde dünya genelinde en fazla kayıp yaşayan sektör de turizm oldu. Dünyanın önde gelen turizm ülkelerinden biri olarak, Türkiye’nin doğru politikalarla deniz turizmindeki büyüme potansiyelinden faydalanma olasılığı yüksek. Bu çerçevede limanların kruvaziyer turizmi açısından büyük potansiyeli bulunuyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de liman kenti kavramının ulusal bir özellik kazanması, sürdürülebilir sosyo-ekonomik gelişimin gerçekleşmesi için önemli bir fırsat olacak. Liman kent örnekleri incelendiğinde, yapısal gelişim ve dönüşüm için limanların bulunduğu kente ve ülkeye pek çok ekonomik, politik, sosyal, kültürel olanaklar sağladığı açık.”

Deniz ticaret filomuzun rekabet gücü artırılmalı

Tamer Kıran, Kabotaj Kanunu’nun Türk denizciliği için önemine vurgu yaptı: “Türk denizciliği bugün ulaşmış olduğu düzeyi, Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’in kazanımı olan Kabotaj Kanunu’na, o ilk yılların inanılmaz çabalarıyla elde edilen düzenlemelere ve sonuçlarına borçlu. Bugün taşımacılıktan balıkçılığa, gemi inşa ve onarımından sigortacılığa, deniz turizminden limancılığa, ikmal hizmetlerinden deniz eğitimine, denizciliğin her alanında gösterdiğimiz gelişme ve başarılar, Cumhuriyet’in ve onun ilk yıllarında elde edilmiş olan Kabotaj Hakkı’nın yarattığı olağanüstü imkan sayesinde gerçekleşti. Denizci ülkemiz için gelinen bu dikkate değer seviye ile yetinmemeliyiz. Ülkemizin yer aldığı coğrafyadaki stratejik konumu, genç nüfusu, denizcilik tecrübesi ve bilgi altyapısı ve tüm avantajlarından faydalanılarak dünya deniz taşımacılığındaki payımızın artırılması, geleceğimiz yönünden büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, denizcilik sektörünün desteklenip geliştirilmesi, deniz ticaret filomuzun rekabet gücünün artırılması gerekiyor."

“Avantajı yakalayamazsak, kaybederiz”

Türk Armatörler Birliği Başkan Yardımcısı Cihan Ergenç, deniz taşımacılığının son dönemde bilindiği üzere karbon emisyonlarının azaltılması konusuna odaklandığına dikkat çekerek, “Dünya hepimizin dünyası. İçinde yaşadığımız dünyaya katkı sağlamak ise biz iş insanlarının vicdani sorumluluğu. Deniz taşımacılığının iklim değişimine katkısı bir fırsat olarak ortaya çıkarken, diğer taraftan yaratacağı maliyetler sektörde bir tehdit olarak ortaya çıkabilecek” dedi. Bu tehdide yönelik olarak armatörlerin genel olarak gemi inşadaki taleplerini erteleme yönünde bir tutum içerisine girdiğini aktaran Ergenç, “Bu da gelecek birkaç yıl içerisinde tersanelere talepleri azaltabilecek. Bir taraftan da arz talep dengesinde talep yönünde bir sıkışmaya sebebiyet verecek. Bu da gelecek birkaç sene içerisinde navlunların yüksek devamlılığına temel oluşturabilecek” dedi. Ergenç, Türk armatörler olarak buradaki amaçlarının bir enerji etüt merkezi kurarak yeşile ve uluslararası sektördeki Ar- Ge ihtiyacına destek vermek, ayrıca bu arenada proaktif bir yaklaşımla var olarak katkı sağlamak olduğunu söyledi. Diğer taraftan da sektörün tüm paydaşlarını ve üniversiteleri bir araya getirerek, yeşil dönüşüme öncülük edecek bir kümelenme veya bir platform oluşturulması da birliğin önemli gündemleri arasında.

Tonaj kütük sistemi milat olacak

Ergenç, Türk deniz taşımacılığının önündeki en önemli rekabet unsurunun tonaj vergi sistemi konusu olduğunu öngörerek, "Dünya denizciliğinin önde gelen ülkeleri ile Avrupa’nın tamamı deniz taşımacılığındaki uluslararası rekabet gücünü artırmak için bu sistemi oluşturmuşlar ve gemiler gemi başına ödedikleri tonaj vergisi ile bu sistem üzerinden çalışıyor. Eğer Türk Deniz taşımacılığını daha rekabetçi hale getirmek istiyor ve gerçekten dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmek istiyorsak bizim de en kısa sürede tonaj kütüğü sistemine geçiş yapmamız gerekli. Bu tonaj kütük sistemini ben aslında sektörümüz için bir milat olarak görüyorum. İşte önümüzdeki 10 hatta 20 yılın en önemli fırsatlardan bir tanesinin bu olduğunu değerlendiriyorum” açıklamasını yaptı.

Diğer taraftan teknolojinin de yıkıcı etkisinin ortaya çıktığını gözlemlediğini belirten Ergenç, “Verimliliğe en çabuk ulaşan, dijitalleşmenin etkilerini sektöre en çabuk yansıtan, en kısa vadede rekabette avantajı yakalayacak. Bu avantajı yakalayan biz olamazsak bunun dezavantajları ile yüz yüze kalacak. Bizler bu stratejik sektörü hep birlikte devlet olarak, millet olarak, sektör olarak benimseyip, sahiplenip hep beraber ortak bir sinerji içinde hareket etmeliyiz” dedi.

“Denize hakim olan dünyaya hakim olur”

Türk Armatörler Birliği Genel Sekreteri Hüseyin Çınar, denizciliğin, deniz taşımacılığının ülkeler için stratejik önemini şu sözlerle anlattı: “Barbaros Hayrettin Paşa “Denizlere hakim olan cihana hakim olur” der. Sir Walter Raleigh, “Her kim denize hakim olursa ticarete de hakim olur. Her kim ticarete hakim olursa dünyanın zenginliklerine ve nihayetinde dünyaya hakim olur” der. Dünya üzerinde denizlerin önemi geçmişten günümüze ve geleceğe stratejik bir etkiye sahip. Dünyada denizlerin stratejik olmasının en önemli sebebi üzerinden gerçekleşen ticaret ve bu ticareti gerçekleştiren gemilerdir. Diğer taraftan denizlerdeki ekonomik kaynaklardır. Dünyada denizlerdeki tüm mücadele de bunun üzerine kuruluyor. Bunun en önemli etkisini de son yaşadığımız konteyner taşımacılığındaki kriz ortaya koydu. İhraç edecek malınız var ya da üretim için ithal ara mallara ihtiyacınız var fakat ya gemi yok ya konteyner yok. Bu nedenle ticaretinin yüzde 80’i üzerindeki kısmını deniz yolundan gerçekleştiren ülkemiz için de denizlerimiz her zaman stratejik önemde olmuştur. Türkiye de dünya üzerinde etkin konumunu idame etmek isterse ülkesinin can damarları olan Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de bu su yollarını her zaman açık idame ettirmeli ve bir yandan ticaretini sürdürebilecek bir deniz ticaret filosu ile bu filoyu koruyacak Deniz Kuvvetlerine sahip olmalıdır. Ülkemizin zenginliği denizlerimize ve bu denizler üzerinden işletilen ticarete ve bu ticaretin güçlü bir deniz ticaret filosu ile idamesine bağlı.”

“Kabotajda kazandırıcı unsurları kendimiz işletiyor olmalıyız”

Türk Armatörler Birliği Başkanı Ahmet Bedri İnce, kabotajın doğası gereği her ülke için önemli olduğunu ifade etti. Uluslararası anlamda ticaretin serbestleşmesi yaklaşımının yaygınlaşmaya başlamasının, uluslararası arenada çok geniş şekilde bir yankı bulduğuna dikkat çeken Bedri İnce, bu konunun özellikle gemilerimiz açısından oldukça önemli olduğunu vurguladı. İnce, "Ancak her ülkenin de kendi menfaatleri ve kendi ticari unsurlarına yönelik koruma tedbirleri uygulaması hem ülkenin hem de o ülkenin üzerinde kurulu olduğu vatan topraklarında yaşayan halkı için oldukça önemli ve stratejiktir. O nedenle bunlardan vazgeçilmesi ileride telafisi mümkün olmayan hatalara sebebiyet verebilir. Ben Kabotaj Yasası’nı bu şekilde görüyorum" diye konuştu.

"İç ticareti yabancılar yaparsa mahkumiyet ortaya çıkabilir"

"Eğer bir ülke kendi limanları arasındaki ticareti başka ülkeler eliyle yapmaya başlarsa, bu bir mahkumiyet ortaya çıkartabilir. O nedenle kendi ülkemiz sayılan karasularımız içinde ve kendi limanlarımız arasında ve bunun da ötesinde her ne kadar kabotaj ile alakalı olmasa da mavi vatan üzerindeki mavi ekonomimizin kazandırıcı ve yaratıcı unsurlarını kendimiz işletiyor olmalıyız. Genel yaklaşımımızın da bu olması gerektiğini düşünüyorum" diyen Bedri İnce, tüm denizcilik sektörünün kabotaj bayramını kutladı.