Acarla: Rüzgar kapasitemiz 100 bin MW'ye ulaşır

Borusan EnBW Enerji Genel Müdürü Mehmet Acarla, yeni teknolojiler ışığında yeniden hesaplanması halinde, Türkiye'nin 48 bin MW kabul edilen rüzgar enerjisi potansiyelinin 100 bin MW'ye ulaşabileceğini söyledi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Türkiye elektrik üretimi sektörünün, yenilenebilir kaynaklara odaklanan önde gelen oyuncularından Borusan EnBW, 2012 yılından bu yana portföyünde bulunan ancak yer değişikliği nedeniyle geciken Saros Rüzgar Enerji Santrali'ni kademe kademe üretime geçiriyor. 138 MW'lik Saros RES'i Ocak 2021 sonu itibariyle tamamen üretime geçirmeyi hedefleyen Borusan EnBW Enerji, 28 MW'lik Kıyıköy RES'i büyüterek 100 MW'lik bir kapasiteye ulaştıracak projeyi ise 2020 bitmeden tamamlayacak. Borusan EnBW Enerji Genel Müdürü Mehmet Acarla, dünyada ve Türkiye'de enerji trendleri, Türkiye elektrik sektöründe durum ve Borusan EnBW'nin projelerini Enerji Günlüğü'ne anlattı.

TR Enerji sektörü açısından 2020 nasıl bir yıldı?

Pandemi şartlarında enerji sektörü çok iyi sınav verdi. Çok zorlu şartlara rağmen arz güvenliği açısından herhangi bir sorun yaşanmadı. Enerji talebi ve elektrik elektrik fiyatları dünyaya paralel bir seyir izledi.

Neler oldu biraz açar mısınız?

Salgının başlamasıyla birlikte talepte ciddi düşüşler yaşandı. Günlük hayata dair kısıtlamalar, üretimde aksama ve ticarethanelerin kapanması nedeniyle Mart ayı ortasından başlayarak Nisan ve Mayıs aylarında elektrik talebi yüzde 15-16 düştü. Petrol fiyatları yılbaşında 60 dolar sınırındayken 18 dolara kadar düştü. Kömür fiyatları Mayıs'ta yaklaşık yüzde 20 düşüşle 40 dolara geriledi. Kömür fyatları bugün 57 dolara çıktı, yani tekrar toparlandı ama petrol 40-45 dolar aralığında seyrediyor.

Talep düşüşünün elektrik fiyatlarına yansıması?

Tüm dünyada talebin daralması ve birincil kaynakların fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle elektrik fiyatlarında da gerileme yaşandı. Türkiye'de Ocak Şubat döneminde 50 dolara kadar yükselen megavatsaat (MWh) başına elektrik fiyatları 30 dolarlara kadar geriledi.

Toparlanma nasıl yaşandı?

Temmuz 2020'den itibaren enteresan bir trend görüyoruz. O tarihten bugüne elektrik talebi geçen yılın aynı dönemlerine kıyasla kesintisiz olarak hep artış gösterdi. Önümüzdeki dönemde pandemiye yönelik çeşitli kısıtlamalarla gerileme yaşanabilir ama hala devam eden bir trend bu.

Salgın sonrası fiyatlar nasıl seyretti?

Aslında beklenti talep artışına bağlı olarak elektrik fiyatlarında artış yönündeydi ama olmadı. Ortalama elektrik fiyatı geçen yılın Ekim ayında 50.5 dolar iken bu yıl 40.5 dolara geriledi. Bunun ana nedeni talep değil doğalgaz fiyatlarındaki düşüşün elektriğe yansımasıdır.

Bu gelişmenin sektöre etkileri ne oldu?

Özel sektör enerji şirketleri döviz bazında borçlanmış durumda. Herhangi bir teşvikten yararlanmayan, özellikle doğalgaz santrallerinin finansmanla ilgili sıkıntıları bu yıl biraz ağırlaştı. Çünkü elektrik fiyatlarındaki düşüş nedeniyle kar marjlarında gerileme var. Öbür yandan doğalgaz fiyatlarının düşmesiyle Temmuz sonrası onlarda da toparlanma oldu. Ama ilk yarı onlar açısından zor geçti.

Yenilenebilir kaynaklara dayalı yatırımlar?

Bu yıl sonuna kadar devreye girecek santraller YEKDEM'den yararlanabilecekti. Bu nedenle ciddi miktarda YEK yatırımı bu yıl devreye girme yarışına başladı. Ancak pandemi ekipman ve kalifiye eleman tedariğini güçleştirdi. Ama hükümet sektörün bu konudaki talebini haklı bulup başvuru sürelerini Haziran 2021 sonuna uzattı. Bu da hakikaten sektör açısından çok rahatlatıcı oldu. Çünkü finansmanı almış inşaata başlamışsınız ama her şey bir anda durmuş, çalışamaz hale gelmişsiniz. Sektör hala borçlu, kredi borçlarını ödeme yükümlülüğü ile uğraşan bir sektör.

Dünyada ve Türkiye'de 2021 enerji gündeminin ana başlıkları neler olacak?

2021'de pandemi hala gündemde olacak. Dünya yine talep daralmaları, üretimde ve tedarik zincirinde aksamalar yaşayacak. 2021'in ikinci bir gündem başlığı, Avrupa Birliği'nin başını çektiği AB Yeşil Mutabakatı kapsamında çerçevesi çizilen yeşil dönüşüm trendi olacak. AB 2050 yılında sıfır karbon ekonomisine geçiş dönemini ilan etti. 2030'a kadar belli planlarını hazırladı. Enerji bu planların ilk başlıkları arasında yer alıyor. Yani bundan sonra yenilenebilir enerji yatırımları artış gösterecek. Depolama teknolojilerindeki gelişmeler de sürecek. AB'nin kaynak ayırdığı hidrojen teknolojileri giderek daha da önem kazanacak. Dekarbonizasyon trendi dünyada ağırlığını göstermeye başlıyor. Aslında genel olarak dünyada resesyon dönemi, Çin'de de büyüme yavaşlayacak ama yenilenebilir enerjiye muazzam bir ilgi var ve bu alandaki yatırımlar devam edecektir.

Türkiye'yi nasıl bir 2021 bekliyor?

2021'i Türkiye'de toparlanma yılı olarak görüyorduk ama pandeminin seyrine bağlı olduğunu da söylüyorduk. Salgına karşı yeni kısıtlama önlemleri restoran kafe gibi yerleri ilgilendiriyor, henüz AVM'ler ve ticarethaneler açık. Endüstri kapasite kullanımında gayet iyi durumda. Üretim geçen yıla göre yüksek. Ama zor başlayacak bir yıl bizi bekliyor. Tedarik zincirinde sorunlar yaşanmasını olası olarak görüyoruz. Finansman kaynaklarına ulaşım konusunda da bunları görebiliriz. Yeni yatırımlarda aksama yaşanabilecek bir yıla giriyoruz. Bunun dışında 2021 sonunda Türkiye'de yine gündemin ilk sırasını yenilenebilir enerji alacaktır.

Yenilenebilir enerjiyi gündemde tutacak faktörler?

Burada en önemli faktör AB'nin Yeşil Mutabakat anlaşması. Türkiye'nin AB ülkelerine ihracatta gümrükte çeşitli kısıtlamalar ya da ilave maliyetlerle karşılaşması riski çok yüksek. Çünkü AB bunu ciddiye alıyor ve pandemiye rağmen gündemin ilk sıralarından indirmiyor. AB ülkelerini ilk kez bu kadar birlik içinde hareket ederken görüyoruz. Tabi Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ile AB’nin bu konuda mutabakata varması da gerekiyor.

Bu konuda Türkiye'nin durumu nedir?

Türkiye'de de emisyon ticareti giderek daha çok önem kazanacak. Yenilenebilir enerji kullanımını belgeleyen YEK-G sertifikası çıkacak ve bunların ticareti yapılabilir hale gelecek. Türkiye'de de karbon salımını azaltıcı bir altyapı hazırlıkları çok ilerlemiş durumda. YEK açısından baktığımızda hakikaten bir yandan karbon düzenlemeleri bir yandan YEKDEM ve yeni teşviklerle yeni yatırım ortamı konularında çalışmalar sürecek. Özellikle YEKDEM alanında Haziran 2021’e kadar bir gelişme göreceğimizi düşünüyoruz.

YEKDEM sonrası destek mekanizmasına dair beklenti ve önerileriniz nelerdir?

Konuya genel olarak teşvikler diye bakmamızda fayda var. YEKDEM belli fiyattan alım garantisi sunuyor Süresi Haziran 2021 sonuna kadar uzatıldı. Yatırımcı, bunun yerine ne geleceğini görmek ister vegörene kadar da yatırımına başlamaz. Bu yüzden düzenlemenin bir an önce çıkması gerekiyor. Sektör, sabit alım fiyatın düşürülmesine karşı değil ancak döviz bazında olmasında ısrarcı. Çünkü alınan döviz bazlı kredilerin geri ödenmesi konusunda ciddi riskler üstleniyorlar. Özellikle finans kuruluşları da, fiyat düşük bile olsa en azından döviz bazında belirlenmesi talebini dile getiriyor. Yani sektör bu konuda mutabık. Hükümet ise TL bazında destekte kararlı görünüyor. Aslına bakarsanız bu da sorun yaratmaz. Yeter ki TL'nin eskalasyonu doğru yapılsın. Çünkü dolar kurunun 5.8'den kısa sürede nerelere gelebildiğini görüyoruz. Dolayısıyla enerji yatırımcıları ve bu yatırımlara kaynak sağlayan finans sektörünün beklentisi yatırımcıyı bu tür risklerden koruyacak, bankaları ikna edecek bir eskalasyon yapılmasıdır..

Anlaşıldığı kadarıyla mesele sadece teşviğin tutarı değil, yaklaşım...

Evet. Aslında mesele YEK'in ille de desteklenmesi gerekiyor yaklaşımının dışına çıktı. Toplam kapasitede YEK payı ne olmalı yaklaşımıyla düzenlemeler yapılıyor. Ama maliyetlere baktığımızda RES ve GES'lerin ciddi avantaj sağlamaya başladığı açık. 10 yıl önce yüzde 30 verimlilikle çalışan bir tesisi MW başına 2 milyon dolara mal ederken bugün aynı yerde yüzde 50 verimlilikle çalışan bir tesisi MW başına 1 milyon dolara kurabiliyorsunuz. Bu, ekipman maliyetlerinin düşüşüyle sağlandı. Özellikle Türkiye gibi rüzgar kapasitesi iyi ülkelerde birim üretim maliyeti açısından diğer kaynaklarla rekabet edebilecek bir noktaya geldi. Dolayısıyla ille de teşvik şart mı sorusu da soruluyor. Benim buna cevabım şu; YEK'e yatırım yapılması gerekiyorsa düşük de olsa bir teşvik olmalı. Çünkü başka türlü finanse etmeniz, kaynak bulmanız mümkün değil. Finansman bulunmasını sağlayabilecek ölçüde bir teşvik her zaman lazım. Bu işin bir tarafı, ikinci önemli nokta da elbette bu teşvikin tüketici üzerinde nasıl bir yük getireceğidir.

Yani iş faturayı kimin ödeyeceğine gelince tartışma çıkıyor?

YEK'in payı artarsa toplam enerji üretim maliyeti belli bir sürede düşer mi yoksa artar mı sorusunun cevabına bakmak lazım. Şunu görüyoruz ki, birincil enerji kaynağı kullanmayan, yani rüzgar, güneş ve jeotermal santralleri uzun vadede elektrik fiyatlarını muhakkak düşürecek ve dışa bağımlılığınızı da azaltacaktır. Çünkü ne gaza, ne kömüre ihtiyacınız kalmayacaktır. Yani uzun vadede her zaman maliyetleri aşağı çekecektir. Kısa vadede yük gibi gözüküyor ama geçmişte o teşvikler verilmeseydi bugün elektrik faturalarımız çok daha yüksek olacaktı. Yerli ekipman teşviki de bunun ikinci ayağı. Bunlar YEKDEM'den tamamen ayrı şekilde ve TL bazında devam edecek. Üçüncü bir konu da çeşitli harç ve vergilerdeki muafiyetler ve bunların devam edip etmeyeceği söz konusu.

Teşviksiz bir sistem yok mu?

Fiyatların maliyet bazında oluştuğu, öngörülebilir bir elektrik piyasanız varsa teşviklere ihtiyaç kalmaz. Siz üç yıl sonrasının elektriğini bugünden alıp satabiliyorsanız, öngörülebilirlik var demektir. Bu olduğu zaman aslında teşviklere de ihtiyaç kalmıyor. Çünkü siz uzun vadeli tedarik anlaşmaları yapabiliyorsunuz. ABD ve Avrupa'nın başını çektiği bazı ülkelerde rüzgar ve güneş tesisleri 5-10 yıllık üretimlerini belli bir fiyattan ikili anlaşmayla satabiliyor. Karbon ayak izini düşürmek isteyen uluslararası firmalar bu ikili anlaşmalarla aynı zamanda elektrik enerjisi maliyetlerini de öngörülebilir bir şekilde sabitleme imkanı buluyor.

Çöp ve lastik yakan tesislerin de yenilenebilir desteği almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yenilenebilir enerji ve, temiz enerji kavramlarını ayrı değerlendirmeliyiz. JES'in yenilenebilir olup olmadığını hiç tartışmıyoruz ama orada karbondioksit salımı var. Dolayısıyla enerjinin temizliği karbon ayak iziyle ölçülmeli. Bugün en temiz olan rüzgar ve hemen peşi sıra güneş. Karbon ayak izin en düşük olanlar bunlar. Çöpün değerlendirilmesi ve yakılması konuları yenilenebilir alana giriyor ama temiz mi derseniz, bunu sorgulamak gerekir. Atık açısından bakarsanız öyle değerlendirmeniz lazım. Kömüre ve doğalgaza göre avantajı var mı diye bakmanız lazım. Dolayısıyla sıralama yapılırken iki şeye dikkat etmek lazım. Birincisi kaynak mevcut mu. Rüzgar, güneş ve jeotermal. Veya milli ekonomi açısından yerli kömürdür, yerli çöptür, kaynaktır değerlendirilebilir. Ama ikinci bakacağınız konu karbon ayak izi nedir? Bir tesisin üretim yaparken enerjisini nasıl temin ettiği de bir konu olacak. O zaman temiz enerji kaynaklarının kullanımı ön plana çıkıyor. Yani teşvik edip etmemek ayrı bir konu, başka saiklerle desteklenebilir stratejik önemi vardır, çöp bertarafı için desteklenebilir ama temiz olduğu için değil. Dolayısıyla burada yeşil ya da temiz enerji ile yenilenebilir arasında bir fark var.

Borusan EnBW Enerji'nin gündemindeki yatırımlar neler?

Bu yıl talihsiz bir sene olmasına rağmen iki büyük rüzgar yatırımımız var. 28 MW kurulu güçte işletmede olan Kıyıköy Rüzgar Enerji Santralimizi 100 MW'e çıkartıyoruz. Diğeri de 2012 yılından beri yatırımını yapmak istediğimiz Saros Rüzgar Enerji Santralimiz. Yaptığımız yer değişikliği ile tesisimizi Çanakkale Çan ve Merkez arasında geniş bir sahada kuruyoruz. 138 MW'lik projenin yatırımı devam ediyor. Bu kadar zor bir yılda hakikaten sürdürmekte zorlandık. Yıl sonunda Kıyıköy RES tamamen, Saros RES de büyük ölçüde devreye alınacak. Hedefimiz tamamını devreye almaktı ama pandemi şartlarının yol açtığı zorluklar nedeniyle Saros RES tesisimizin henüz ilk üç türbinini devreye aldık. Kalan 24 türbin Ocak sonunda tamamıyla devreye alınacak. Bildiğim kadarıyla bu iki yatırım devreye girince toplam 725 MW kurulu gücümüzle Türkiye’nin önemli bir yenilenebilir enerji yatırımcısı, aynı zamanda 670 MW ile en büyük RES yatırımcısı haline geleceğiz. .

Deniz üstü (offshore) rüzgar santrali imkanlarını nasıl görüyorsunuz?

Yatırım maliyetinin yüksek olması nedeniyle Türkiye deniz üstü rüzgar santrali yatırımları yerine karasal RES'lere öncelik vermeli. Deniz üstü rüzgar santrali potansiyeli de var elbette ancak Türkiye öncelikle hem işletme, hem de yatırım maliyetleri çok daha düşük olan karasal rüzgar santrali imkanlarını değerlendirmeli. Mevcut teknolojiler açısından, bizim denizlerimizdeki rüzgar santraline elverişli alanlar kısıtlı. O nedenle yeni teknolojilerin gelişmesini beklemek gerekiyor. Ayrıca, derin deniz santalleri diyebileceğimiz, doğrudan bir temele bağlı olmaksızın çalışan santraller de çok hızlı gelişiyor. İleride bunlar da ekonomik olarak uygun hale geldiğinde Türkiye için bir fırsat oluşturacaktır. Ama şimdilik, karasal santrallere odaklanmak gerekiyor. Önümüzdeki yıllarda teknolojinin gelişmesiyle deniz üstü RES'ler yaygınlaşacak, elektrik üretim maliyeti de aşağı inecektir. Deniz üstü rüzgar santrallerini şu an Türkiye için yüksek maliyetli ve karasal tesislere göre daha düşük öncelikli bir yatırım olarak görüyorum.

Türkiye'nin karasal rüzgar potansiyeli 48 bin MW ile sınırlı değil mi? Ne kadar?

Evet, aslında Türkiye'nin karasal rüzgar potansiyeli çok yüksek. Bir zamanlar 48 bin MW idi ama teknolojideki gelişmeler dikkate alınarak bunun yeniden hesaplanmasında fayda var. Ben teknolojinin güncellenmesiyle Türkiye'nin karasal rüzgar enerji santrali potansiyelinin 100 bin MW'ye ulaşacağını düşünüyorum. Benzeri bir durum güneş enerjisi potansiyeli için de söz konusu, orada da güncelleme yapılabilir.

Etiketler